Kanada Parlamento Dışişleri Komisyonu Başkanı Ahmed Hüseyin, Erbil ziyareti kapsamında önemli açıklamalarda bulundu.
Hüseyin, vize işlemlerinde kolaylık sağlanacağını, Erbil’deki temsilcilik düzeyinin "Başkonsolosluk" seviyesine çıkarılması için dökümantasyon çalışmalarına destek vereceklerini ve yolsuzlukla mücadelede Kanada modelinin önemini vurguladı.
Ahmed Hüseyin, Kürdistan Bölgesi’ne gerçekleştirdiği ziyaretin ardından Rûdaw’da yayınlanan "Rûdawî Emro" programına konuk oldu.
Bölgedeki istikrar ve ekonomik büyümeden etkilendiğini belirten Hüseyin; vize süreçlerinden diplomatik ilişkilere, yolsuzlukla mücadeleden küresel siyasete kadar pek çok kritik başlıkta değerlendirmelerde bulundu.
Vize işlemlerinde "hızlı geçiş" dönemi
Kürdistan Bölgesi’ndeki gençlerin ve öğrencilerin Kanada vizesi alırken yaşadığı zorluklara dikkat çeken Ahmed Hüseyin, vize sürecinin hem daha şeffaf hale getirilmesi hem de hızlandırılması için yeni formüller üzerinde çalıştıklarını belirtti.
Bu kapsamda özellikle iki grup için önemli kolaylıklar sağlanacağını müjdeleyen Hüseyin; son beş yıl içinde Kanada’ya seyahat edip sorunsuz bir şekilde dönenler için bir 'hızlı yol' (fast-track) sisteminin devreye alınacağını ifade etti.
Ayrıca, Amerika Birleşik Devletleri’nin güvenlik taramalarına güvendiklerini vurgulayan Hüseyin, halihazırda geçerli bir ABD vizesi bulunan kişilerin tüm prosedürlere yeniden tabi tutulmasına gerek olmadığını ve bu sayede işlemlerinin önemli ölçüde kolaylaştırılacağını kaydetti.
Erbil’e "Başkonsolosluk" statüsü gündemde
Kanada’nın Erbil’deki ofisinin şu an kapalı olduğunu ancak bu durumun değişeceğini sinyalini veren Hüseyin, "Buraya döndüğümüzde Kürdistan Bölgesi Hükümeti ile çalışmanın önemini anlatacağız. Temsil düzeyinin 'Başkonsolosluk' seviyesine çıkarılması talebini destekliyoruz" dedi.
Yolsuzlukla mücadelede "Kanada modeli"
Dünyanın en şeffaf 20 ülkesinden biri olan Kanada’nın başarısını "güçler ayrılığı" ve "bağımsız denetim" sistemine bağlayan Hüseyin, Irak ve Kürdistan Bölgesi’ndeki yolsuzlukla mücadele hamlelerini yorumladı.
Hüseyin, "Yolsuzluk sadece kaynakların çalınması değil, kurumların çürümesidir. Kanada’da hiç kimse hukukun üzerinde değildir; Başbakan bile bağımsız komisyonlara hesap verir" diyerek şeffaflığın ekonomik kalkınma için ön koşul olduğunu hatırlattı.
Trump’ın önerisine kesin red: Biz egemen bir devletiz
Donald Trump’ın "Kanada ABD’nin bir parçası olsun" yönündeki açıklamalarına da sert yanıt veren Hüseyin, şunları söyledi:
"Bu asla gerçekleşmeyecek. Kanada halkı bunu net bir şekilde reddetti. Bizim tarihimiz, kimliğimiz ve değerlerimiz ABD’den çok farklıdır. Ortak değerlere (demokrasi, insan hakları, hukuk) dayalı bir vatandaşlık anlayışımız var ve egemenliğimize saygı duyulmasını bekliyoruz."
Ezidi soykırımı ve insani destek
Kanada’nın 2014’ten bu yana Ezidi Kürtlere verdiği desteği hatırlatan Hüseyin, Kanada’nın Ezidi katliamını "soykırım" olarak tanıyan ilk ülkelerden biri olduğunu ve binlerce travma mağduru Ezidiye kapılarını açarak rehabilitasyon süreçlerine destek verdiklerini belirtti.
Röportajin tam metni
Rûdaw: Ziyaretinizden önce Kürdistan Bölgesi’nden beklentiniz neydi ve buradaki deneyiminiz nasıl oldu?
Ahmed Hüseyin: Beklentilerimin çok üzerindeydi. Burada olanlar tamamen şaşırtıcı; barış, istikrar, ekonomik büyüme, farklı insanlar arasındaki uyum ve ayrıca sadece Erbil'de değil, Kürdistan Bölgesi'nin birçok kasaba, köy ve bölgesine yaptığımız gezilerde gördüğümüz o sıcak karşılama benim için birçok yeni şey barındırıyordu.
Rûdaw: Şu an Irak ve Kürdistan’daki temel gündem yolsuzlukla mücadele hamlesi. Geçtiğimiz birkaç gün içinde, tamamı parlamento üyesi, eski vali ve bakan olan 50’den fazla kişi tutuklandı. Biraz yolsuzluktan bahsedelim. Kanada’ya baktığımızda, Uluslararası Şeffaflık Örgütü'nün son raporuna göre Kanada, 182 ülke arasında 16. sırada yer alarak en şeffaf ülkelerden biri oldu, yani ilk 20 ülke arasında. Siz parlamentoda ne yapıyorsunuz ve yolsuzlukla nasıl müzadele ediyorsunuz?
Ahmed Hüseyin: Çok basit; birincisi, eğer parlamentodan başlarsak, bizim bağımsız bir ofisimiz ve bir komiserimiz ile personeli var. O komiser, parlamento üyelerinin ve ayrıca bakanlar ile Başbakan gibi diğer yetkililerin raporlama ve şeffaflık süreçlerini düzenler. Biz parlamento üyeleri ve bakan olan diğerleri, yasa gereği servetimizi, gelirimizi ve borçlarımızı açıklamak zorundayız. Ayrıca yıl boyunca maddi durumumuzdaki her türlü değişikliği bildirmeli ve eğer günlük işlerimizde bir çıkar çatışmasına yol açabilecek bir şey hissedersek komiserden talimat/rehberlik istemek zorundayiz.
Dolayısıyla o ofis bağımsızdır, raporlar yayınlar ve parlamento üyeleri, bakanlar ile Başbakan'ın faaliyetleri hakkında kamuoyu için şeffaf raporlar hazırlar. Bunun o sürece büyük bir şeffaflık ve açıklık getirdiğine inanıyorum; çünkü kamu makamı sahibi kişiler olarak en yüksek standartlara bağlı kalmamız, çıkar çatışmalarından ve makam ile kamu kaynaklarını kullanarak kendi çıkarımıza hizmet etmekten kaçınmamız beklenir.
Dolayısıyla komiser ve işlerimizi düzenleyen o yasalar, parlamento üyelerinin ve tüm kamu makamı sahiplerinin uygun şekilde hareket ettiğine dair güvence verir. İkincisi, kamu kaynaklarının kişisel kazanç veya kişisel işlemler için değil de kamu amacı için kullanıldığından emin olmanın ana sütunlarından birinin, Kanada’da diğer birçok demokraside olduğu gibi parlamento, yürütme organı ve yargı organı arasındaki güçler ayrılığı olduğuna inanıyorum.
Bağımsız ve yetkin bir yargı gücüne sahip olduğunuzda yasa uygulanır, yasa yorumlanır ve ardından elbette siyasetten bağımsız olan ve herhangi birinin yasayı ihlal etmesini takip etmekte özgür olan polis vardır. Sıradan bir vatandaştan herhangi bir kamu makamına, parlamento üyelerine, bakanlara, Başbakan’a kadar hiç kimse yasaların üzerinde değildir; Kanada'da hepimiz yasalar önünde eşitiz.
Son olarak eğitim ve insanların yolsuzluğun ne olduğunu, yolsuzluğun yıkıcı ve yok edici etkilerinin neler olduğunu anlamasını sağlamaktır diyorum. Yolsuzluk sadece kamu kaynaklarının çalınmasına neden olmaz, aynı zamanda kamu kurumlarını bozar, halkın o kurumları koruması ve hizmet sunması gereken kurumlara olan güvenini azaltır ve onları yok eder. Bir hükümette yolsuzluk olduğunda, iyi hizmet sunmak ve vatandaşların güvenine sahip olmak çok ama çok zordur. Bu yüzden yolsuzluk benim için sadece kamu kaynaklarının kötü yönetilmesi değildir (ki bu da çok tehlikelidir), aynı zamanda kamu kurumlarına yaptığı şeydir ve bu çok çok olumsuzdur; bu yüzden her ne şekilde olursa olsun onunla savaşmaya değer.
Rûdaw: Kanadalı şirketler, yolsuzluğun çok olduğu ülkelerde yatırım yapmaktan korkuyorlar mı yoksa sadece kaçınıyorlar mı?
Ahmed Hüseyin: Hukukun üstünlüğünün olmadığı bir yerde iş yapmak zordur. Bu yüzden elbette Kanadalı şirketler adına konuşamam ama şunu hayal edebilirim; dünyadaki her normal Kanadalı işletme veya diğer herhangi bir şirket, yatırım yaptıkları her ülkede net ve öngörülebilir yasaların olmasını ister. İş dünyası öngörülebilirlik, güvenlik, hukukun üstünlüğü ve adaleti sever; yolsuzluk ise tüm bunların karşıtıdır. Kanada’nın 16. sıradan şeffaflıkta 1. sıraya yükselmesinin yollarından birinin daha fazla şeffaflık olduğuna inanıyorum; şeffafız ama her zaman iyileştirme fırsatı olduğuna inanıyorum.
Örneğin, her vatandaşın veya her gazetecinin hükümetten herhangi bir belgeyi talep etmesine, her belgeyi görmesine ve hükümet içinde neler olup bittiğini görmesine izin veren bilgi edinme özgürlüğü yasalarımız ve süreçlerimiz var. Dolayısıyla o sürecin geliştirilme fırsatı var ve bu iyi bir süreçtir; hangi bakanlıkta neler olup bittiğini bilmek isteyen gazeteciler ve sıradan vatandaşlar için sonuçlar üretiyor. Ama o sürecin daha hızlı ve daha etkili olabileceğine inanıyorum.
Rûdaw: Donald Trump, Kanada'nın Amerika Birleşik Devletleri'nin bir parçası olmasını talep ediyordu. Bu konuda ne düşünüyorsunuz?
Ahmed Hüseyin: Bu olmayacak; çünkü Kanada halkı bunu net bir şekilde reddetti ve buna dair hiçbir arzuları yok. Ama ABD'nin Kanada'ya yönelik vergi politikalarının ne kadar etkisi oldu derseniz; kesinlikle oldu ve oluyor. Bir dizi farklı endüstri üzerinde etkileri var ve bizim hükümetimizin yaptığı şey, o endüstrileri desteklemek. Çelik ve alüminyum endüstrisi, otomobil endüstrisi, ürünlerinde alüminyum kullanan her küçük veya orta ölçekli üretim şirketi şu an zorluklarla karşılaşıyor. Dolayısıyla bizim yaptığımız o sektörleri desteklemek oldu; ayrıca yeni pazarlar bulmak için ticaretimizi çeşitlendirmeye çok hızlı bir şekilde çabalıyoruz.
Örneğin, Endonezya ile kapsamlı bir ortak ekonomik ortaklık anlaşması imzaladık ki bu gerçekten ABD dışındaki pazar ihracat payımızı Endonezya için artırdı. Ekvador ile bir serbest ticaret anlaşması imzaladık. Avrupa ile ekonomik ve savunma ilişkilerimizi derinleştiriyoruz. Örneğin, Avrupa’nın sadece Avrupalı işletme ve şirketlere açık olan 950 milyar dolardan fazla değere sahip bir kamu alım ağı var; şimdi Kanada’nın buna girmesine izin verildi. Kanada’daki küçük, orta ve büyük ölçekli işletmeler için 952 milyar dolar değerindeki kamu alım sözleşmelerine erişim fırsatını hayal edin; bu Kanada için çok çok büyük bir fırsattır. Aynı şey savunmada, aynı şey diğer alanlarda ve yanıt verme şeklimiz Kanada'da yatırımdır.
Dolayısıyla enerjide ihracatımızı artırmak, savunmada, altyapıda, ulaşımda ve diğer sektörlerde yatırımlarımızı artırmak için çok iyi bir gündemimiz var. Diğer yandan, o tehditlerin ve o negatifliğin aslında Kanadalıların daha iyi birleşmesini sağladığına inanıyorum; ayrıca ticaretimizi çeşitlendirme çabalarımızı hızlandırdı. Biz bunu zaten yapıyorduk ama tehditler bunu daha hızlı hale getirdi, bu yüzden kötü durumlarda her zaman iyi şeyler vardır. Elbette ABD ile iyi ekonomik ve ticari ilişkiler açısından devam etmek istiyoruz. Çok iyi bir ticari ortak olduğumuza inanıyoruz ve ABD ile çok daha iyi bir ticari ortak olmaya devam ediyoruz. Sayın Trump, enerji çıkarılırsa ticari açıktan şikayet ediyor. ABD'nin aslında Kanada ile ticari fazlası var; yani biz iyi bir ticari ortağız, iyi bir komşuyuz ve (Kanada-ABD-Meksika) anlaşması yoluyla serbest ticaret yapan bir komşu olmaya devam etmek istiyoruz. İyi niyetle müzakere ediyoruz, bakalım neler olacak.
Rûdaw: Kürdistan Bölgesi hakkında; birçok Avrupa ve Batı ülkesinin Erbil'de konsolosluğu var ama Kanada'nın bir ofisi var ve henüz konsolosluk değil. ilişkileri daha fazla güçlendirmek için ne yapılabilir?
Ahmed Hüseyin: Aslında burada olmamızın nedenlerinden biri budur; sadece özel sektörden özel sektöre değil, kamu sektörü katılımını da nasıl derinleştirebileceğimizin yolunu bulmak. Kanada'nın Erbil'deki ofisi aslında şu an kapalı ama bu ziyaret, Kanada'ya dönmemizi ve Kürdistan Bölgesi Hükümeti ile daha fazla çalışmanın önemi hakkında konuşmamızı sağlayacak. Bunu yapabileceğimiz yollardan biri de Kürdistan Bölgesi Hükümeti’nin, konsolosluktan daha yüksek olan Başkonsolosluk gibi daha yüksek bir temsil düzeyi taleplerini savunmak ve desteklemektir. Öncelikle talep Kürdistan Bölgesi Hükümeti’nden gelmelidir ve biz kesinlikle bunu destekliyoruz; çünkü bu ziyarette gördüklerimiz ve hükümet yetkilileri, özel sektör, kâr amacı gütmeyen sektörle çalışmamız ve ardından tüm bölgeyi gezmemiz sonucu, burada daha fazla Kanada varlığına ihtiyacımız olduğuna inanıyoruz.
Rûdaw: Birçok insan, özellikle de Kürdistan Bölgesi'ndeki gençler Kanada'da okumak veya yasal yollarla çalışmak istiyorlar ama bu konuda zorluklarla karşılaşıyorlar ve vizeleri çoğu zaman reddediliyor. Bunu daha kolay hale getirecek bir süreci nasıl oluşturabilirsiniz?
Ahmed Hüseyin: Bence her ikisi de doğru olan iki şey var. Bizim bağımsız bir sistemimiz var, vize tarafı kendisine sunulanlara dayanarak bağımsız bir karar verir. Çünkü siz Kanada'da gelip okumak için en iyi aday olabilirsiniz ama bunu göstermek için belge sunmazsanız, eğer ben vize memuruysam sadece bana verdiğiniz bilgiye dayanarak karar verebilirim. Siyasetten önce avukattım; bize hatırlatılan şeylerden biri şuydu: Kanıt aslında olan şey veya dışarıdaki şey değildir; kanıt mahkemede ispatlayabildiğiniz veya mahkemede üretebildiğiniz şeydir. Dolayısıyla aynı şekilde, eğer gelip Kanada'da okumaya çalışıyorsanız ve tüm belgeleri sunmıyorsanız veya belgeleriniz ve mülakatınızla iyi bir vaka (dosya) oluşturmuyorsanız, o zaman eğitim izni almak çok zordur.
Diğer yandan, eğer iyi bir dosya oluşturursanız; tam olarak hangi programı okuyacağınızı bilirseniz, tam olarak hangi üniversiteyi seçeceğinizi bilirseniz, şahsen veya elektronik olarak sistemin sizin normal ve yasal bir yolcu olduğunuz konusunda ikna olması için dosyanızı oluşturmanız gerekir, o zaman ziyaretçi vizesi veya eğitim izni alırsınız. Bununla birlikte, sistemde buradaki nüfusun profili, gelirleri, yaşları, ekonomik faaliyetleri vb. hakkında daha fazla farkındalık için yer var. Kanada göç sistemi o profil hakkında ne kadar çok şey bilirse, karar verirken o kadar bilgi sahibi olur.
Size bir örnek vereyim; belki birileri son beş yılda Kanada'ya seyahat etmiştir, şimdi tekrar vize istediklerinde biz onları sistemimizde zaten bulunduruyoruz ve onları tüm sürece sokmamıza, tekrar belge sunmalarına ve güvenlik sürecinden geçmelerine gerek yok; sizin kim olduğunuzu biliyoruz, Kanada'ya geldiniz ve döndünüz, dolayısıyla o insanlar için daha hızlı bir yol olmalı. Bunu diğer ülkelerle de yaptık; elektronik seyahat izni tanıttık, sadece beş dakika sürüyor ve başvuran kişi vize başvuru sürecine bile sokulmuyor.
Çok iyi olan başka bir grup şudur: Diyelim ki daha önce Amerika Birleşik Devletleri için vize aldınız, biz güvenlik taraması açısından ABD'ye güveniyoruz. Eğer zaten ABD vizeniz varsa ve Kanada'yı ziyaret etmek istiyorsanız, neden sizi tüm sürece sokalım? Dolayısıyla turistler için çok fırsatımız var. Bununla birlikte, hakkında hiçbir bilgimiz olmayan, belki toplum içinde kökleri olmayan, belki iyi bir ekonomik profili olmayan, aile bağları olmayan bir kesim hala kalacaktır; dolayısıyla o kişinin vize alması daha zordur.
Rûdaw: Kanada 2014’ten beri Ezidileri destekliyor. Bu ziyarette onlardan birini gördünüz mü?
Ahmed Hüseyin: O dönemde ilginç bir gelişme oldu; Kanada Parlamentosu öncülük etti, o zaman ben Göç ve Mülteciler Bakanıydım. Kanada Parlamentosu aslında Irak'taki Ezidi toplumunun travmasını ve acısını soykırım olarak tanımak için oy verdi; bu yüzden Kanada hükümetinden bu toplumu korumak için adım atmasını istediler ve yaptığımız şeylerden biri Ezidi mültecileri Kanada'ya götürmek oldu, en azından hükümet tarafında. En çok zarar gören ve en çok travma yaşayan Ezidi toplumu üyelerinden bin kişiye sponsor olduk; Kanada genelinde yerleşim planlarından, psikolojik ve sosyal desteklerinden emin olmak için çok dikkatli çalıştık. Ben aslında Ontario, Winnipeg ve Alberta'da, Calgary'deki o toplulukları ziyaret ettim. Topluluklar çok iyiler ve gelişiyorlar, elbette yeni vatanlarında hoş karşılanıyorlar.
Rûdaw: Son sorum Kanada hakkında. Bir raporda okumuştum; Trump'ın Kanada'nın ABD'nin bir parçası olmasını istediğine dair sözleri ve iddialarından sonra Kanada'daki insanlar uyandı ama bu uyanış ticaret ve ekonomideki çeşitliliğin dışında başka bir uyanıştı; kimlik uyanışıydı. Kanada tüm bunlardan geçtikten sonra şimdi Kanadalı olmak ne anlama geliyor?
Ahmed Hüseyin: Şimdi Kanadalı olmanın anlamının, Donald Trump başkanlığına başlamadan önceki anlamından değiştiğini sanmıyorum. Söyleyeceğim şey şudur; Kanada'da vatandaşlık ortak değerlere dayalıdır, kana dayalı değildir ve etnik kökene dayalı değildir. Biz kusursuz bir toplum değiliz ve hala önümüzde uzun bir yol var ama en azından çeşitliliğimizin gücümüz olduğuna dair bir kabul var.
Dediğim gibi, vatandaşlık ortak değerlere dayalıdır. O değerler de demokrasi, insan haklarına saygı, hukukun üstünlüğüne saygı, farklılıkların kabulü ve o farklılıkları kabul ederek tarihi sorumluluklarımızı tanımaktır; örneğin Kanada'nın yerli halkına karşı, örneğin dünyanın her yerinden insanları karşılamak, Kanada'nın başarısına katılabilmeleri için ihtiyaç duydukları destekleri sağlamaktır.
Bir örnek vereyim; Lübnan-Kanada toplumu. Kanada'da Lübnan-Kanada toplumundan daha entegre bir toplum bulamazsınız; onlar farklı yollarla gelen ve Kanada'ya çok şey sunmaya devam eden kusursuz bir toplum örneğidir. Her küçük kasabaya gitseniz, yerel ekonomiye katılan ve 1950'lerde oraya ulaşmış bir Lübnanlı aile bulursunuz; işte bu Kanada'nın hikayesidir. Kurucu halklar ve yeni gelenlerdir ki her ikisi de birlikte bir şeyler inşa etmeye çalışıyor. Eğer tarihimize bakarsanız, tarihimiz Amerika Birleşik Devletleri'nden çok farklıdır, bu yüzden Kanada'nın sadece ABD'nin başka bir eyaleti olduğundan bahsedilemez. Kanada, ABD'den çok farklı bir tarihi deneyime sahip oldu ve farklı bir yolculuğumuz oldu, birçok farklı şeye karşı farklı bir yaklaşımımız oldu, hatta dış politikamızda bile. Dolayısıyla sadece 'tamam Kanada ABD'nin bir parçası olacak' diyemezsiniz; biz farklı bir ülkeyiz ve egemenliğimize saygı duyulması gerektiğine inanıyoruz.



