Kazakistan’ın Almatı kentinde Kürt tarihi, edebiyatı ve dili üzerine önemli bir konferans düzenlendi.
Kürdistan, Avrupa ve Kazakistan’dan çok sayıda akademisyen, araştırmacı ve uzmanı bir araya getiren konferansta Kürt araştırmalarının mevcut durumu, karşı karşıya olduğu sorunlar ve geleceğine ilişkin perspektifler ele alındı.
Konferansın öne çıkan isimlerinden Amsterdam Üniversitesi öğretim üyesi Hollandalı filozof Michael Leezenberg ise özellikle Ahmedê Xanî’nin “Mem û Zîn” eseri üzerine değerlendirmeleriyle dikkat çekti.
Amsterdam Üniversitesi öğretim üyesi Michael Leezenberg, Ahmedê Xanî’nin “Mem û Zîn” eseri üzerine yaptığı sunumla dikkat çekti. Hollandalı filozof Leezenberg, uzun yıllardır Kürt felsefesi, dili ve kültürü üzerine çalışmalar yürütüyor ve özellikle Ahmedê Xanî’nin başyapıtı “Mem û Zîn” üzerine çalışmalarıyla tanınıyor.
Mem û Zîn’e bakış
Uzun yıllardır Kürt dili, tarihi, edebiyatı ve kültürü üzerine çalışmalar yürüten Leezenberg, Rûdaw’a Kürtçe verdiği röportajda “Mem û Zîn”in yalnızca Kürt ulusal edebiyatı içerisinde değerlendirilmemesi gerektiğini, eserin klasik Fars edebiyatı ve daha geniş bir kozmopolit medeniyet bağlamında ele alınabileceğini söyledi. Ancak eserin henüz uluslararası edebiyat eleştirisinde yeterince yer bulmadığını belirten Leezenberg, bu nedenle “Mem û Zîn”in bugün için dünya edebiyatının kanonik eserleri arasında gösterilemeyeceğini ifade etti.
Rus Kürdologlara eleştiri
Leezenberg ayrıca Kürdoloji çalışmalarına yönelik eleştirilerini de dile getirdi. Özellikle Rus ve Sovyet Kürdologlarının Kürt tarihini ve edebiyatını “folklorlaştırdığını” savunan Leezenberg, Kürtlerin yalnızca sözlü kültüre sahip, köylü ve aşiret toplumu olarak ele alınmasının yanlış olduğunu belirtti. Kürtlerin 17. yüzyıldan itibaren gelişen medrese temelli yazılı ve bilimsel bir geleneğe sahip olduğunu vurgulayan Leezenberg, Mela Mehmûdê Bazîdî ve Ali Teremaxî gibi isimlerin çalışmalarının daha fazla araştırılması gerektiğini söyledi.
“Kürtlerin neden bu kadar baskı altında olduğunu anlamak istedim”
Rûdaw’ın, Kürtçeyi nasıl bu kadar iyi ve akademik düzeyde konuştuğunu sorması üzerine Leezenberg, 1988 yılında öğrenciyken Kürtçe öğrenmeye başladığını anlattı.
O dönemde Türkiye’ye, özellikle Kuzey ve Suriye’ye gittiğini belirten Leezenberg, burada Kürtlerin baskı altında olduğunu ve kendi dillerinde konuşamadıklarını gördüğünü söyledi. Avrupa’ya döndükten sonra Halepçe’deki kimyasal saldırının haberlerini aldığını belirten Leezenberg, bunun ardından Kürtlerin neden bu kadar baskı altında olduğunu anlamak istediğini ve Kürt dili ile tarihini öğrenmeye başladığını ifade etti.
“Daha sonra bölgeye birçok kez gittim ve Kürtçem daha iyi hale geldi.”
Leezenberg, Kürtçe öğrenmenin dil açısından çok zor olmadığını, ancak kendisinin öğrenmeye başladığı dönemde ders kitaplarının çok az olduğunu söyledi. Lescot ve Bedirxan’ın gramer kitabı ile Profesör Zerdeşt Heco’nun Almanca bir kitabının kendisine çok yardımcı olduğunu belirtti.
“Herkes ana dilini öğrenmeli”
Bazı Kürtlerin yaşları ilerledikten sonra Kürtçe öğrenemeyeceklerini düşündüklerini belirten Leezenberg, özellikle Kuzey Kürtleri açısından Kürtçe konuşmanın zaman zaman utanç verici bir durum olarak görüldüğünü söyledi.
Türkiye hükümetinin de Kürtçeyi köylü ve standart olmayan bir dil gibi gösterdiğini ifade eden Leezenberg, bugün Türkiye’de bazı üniversitelerde Kürtçe bölümlerinin bulunduğunu ve TRT Kürdi’nin yayın yaptığını belirtti.
Ancak çocukların hâlâ “İşim için gerekli değilse neden öğrenelim?” diye sorduğunu söyleyen Leezenberg, buna rağmen herkesin ana dilini öğrenmesi gerektiğini vurguladı:
“Umarım herkes kendi ana dilini öğrenir. Çünkü Kürtçe güzel ve tatlı bir dildir.”
Rûdaw’ın son olarak hangi ismi tercih ettiğini sorması üzerine Leezenberg, adının Kürtçe için farklı biçimlerde söylenebileceğini belirterek “Mîkayl, nasıl isterseniz. Hollandacada Mixayel, İngilizcede Maykl, Rusçada Mîxaîl. Kürtçe için de Miho, Miko veya Memo olabilir. Hepsi güzel” yanıtını verdi.
Rûdaw: Michael, daha önce de Rûdaw’ın birkaç programına katıldığını biliyorum. Ancak izleyicilerimizin seni daha yakından tanımasını istiyorum.
Michael Leezenberg: Evet, Hollandalıyım. Filozofum. Resmi olarak yaptığım iş ve araştırmalar felsefe üzerine. Bunun yanı sıra zaman zaman Kürt dili, tarihi ve kültürü üzerine de araştırmalar yaptım. Bir ay önce Ahmedê Xanî’nin “Mem û Zîn”i üzerine bir kitap tamamladım ve kitap şimdi yayımlandı. Araştırma kitabım İngilizce. Umarım Kürtçe veya Türkçe çevirisi de yapılır. Şimdi ise yavaş yavaş Xanî’nin “Mem û Zîn” eserinin Hollandaca çevirisini hazırlıyorum.
Rûdaw: Konferansta Ahmedê Xanî’nin “Mem û Zîn”inin sadece yerel ya da ulusal bir eser olmadığını, ulusal sınırların ötesinde, hatta evrensel olduğunu söyledin. Ne demek istiyorsun?
Michael Leezenberg: Çünkü şimdiye kadar herkes Xanî’nin “Mem û Zîn”inin Kürt folklorik geleneğinden çıktığına ve tamamen Kürtçe bir kitap olduğuna inanıyor. “Leyla ile Mecnun” gibi birkaç klasik Kürtçe şiir var. “Leyla ile Mecnun” Farsça ve Arapça bir şiir olmasına rağmen genel olarak “Mem û Zîn”in tamamen Kürtçe olduğu söyleniyor.
Ben bunun tamamen doğru olmadığını söyledim. Çünkü bunun yalnızca Kürt geleneği olup olmadığını bilmiyoruz. Bir dönem bu sözlü bir gelenekti ve yazıya geçirilmemişti. 300-400 yıl önce bu geleneğin nasıl olduğunu bilmiyoruz. Ancak o dönemde Firdevsî’nin “Şehname”sinden birçok hikâyenin sözlü versiyonlar halinde anlatıldığını biliyoruz. Bu sözlü gelenek de klasik Fars edebiyatının ve İran geleneklerinin bir parçası olarak aktarılmıştı.
Dengbêjler ve bazı Kürt stranbêjler “Mem û Zîn”i anlatmışlardı. Hatta bunların bazıları Ermeni ya da Yahudiydi. Yani sadece Kürt değillerdi.
Rûdaw: Peki Xanî döneminde durum nasıldı?
Michael Leezenberg: Xanî döneminde herkes klasik edebiyat dilinin Farsça olduğunu biliyordu. Örneğin Osmanlı şairleri genel olarak Farsça yazıyordu. Osmanlı İmparatorluğu’nun tamamında Farsça şiir yazılıyordu ya da başka dillerde yazılıyordu ancak bu eserlerde birçok kelime ve motif klasik Farsçadan alınıyordu.
Ben Xanî’nin “Mem û Zîn”ini de böyle bir şiir olarak görüyorum. Yani eser klasik Fars medeniyetinin içerisindedir. Sadece Farsça değildir ama genel Fars kültürünün içerisindedir.
Xanî, şiirinin önsözünde “Ben halk için ‘amê’, yani Kürtçe bir dille şiir yazmak istedim” diyor. Ancak gerçekte bu halk şiiri değildir. Bilimsel bir şiirdir. İçinde birçok Farsça, bilimsel ve felsefi kavram vardır. Dolayısıyla bunun kozmopolit bir edebiyat olduğunu söyleyebilirim. Yalnızca Kürt geleneği ve kültüründen oluşmamış, kozmopolit bir medeniyetten oluşmuştur.
Rûdaw: “Mem û Zîn”in dünya edebiyatının bir parçası olduğunu da söyledin. Bunu biraz açar mısın?
Michael Leezenberg: Birkaç yıl önce Kürdistan Bölgesi’nde “Xanî’nin Mem û Zîn’i dünya edebiyatı mı, değil mi?” şeklinde bir tartışma vardı. Bazı kişiler Fransızca, Almanca ve İngilizceye yapılan yeni çevirilerle artık kanonik hale geldiğini söylüyordu.
Dünya edebiyatı, kanonik edebiyattır. Örneğin Tolstoy ve Dostoyevski’nin romanları gibi. Bunlar klasik edebiyat olarak kabul ediliyor ve herkes onları okumak istiyor.
Ancak maalesef ben Xanî’nin “Mem û Zîn”inin bugüne kadar kanonlaşmadığına inanıyorum. Çünkü uluslararası edebiyat eleştirisinde kendine yer bulmadı. Kürdistan’daki bazı yayınevleri ve Avrupa’daki bazı küçük yayınevleri “Mem û Zîn” çevirilerini yayımladı. Ancak Avrupa’nın gazete ve edebiyat dergilerinde bugüne kadar buna rastlanmadı.
Bu nedenle bugün “Mem û Zîn”in dünya edebiyatının bir parçası olduğunu söyleyemeyiz. Maalesef. Umarım bir gün bu gerçekleşir.
Rûdaw: Rusça, Azerice, Türkçe, Arapça ve Farsçaya yapılan çeviriler de dünya edebiyatı kategorisine girmiyor mu?
Michael Leezenberg: Daha önce ben de bunun dünya edebiyatı olduğunu yazmıştım. Harvard’da görev yapan merhum Profesör David Damrosch’a göre dünya edebiyatı, bir kitabın yalnızca kendi dili ve kültürü içerisinde değil, başka dillerde ve başka kültürlerde de okunmasıdır.
Rûdaw: Hocam, birkaç yıl önce bir yazında Kürdologlara yönelik ağır eleştirilerde bulundun. Özellikle Sovyet Kürdologlarının Kürt edebiyatı ve tarihini “folklorlaştırdığını” söyledin. Eleştirilerinin temeli nedir?
Michael Leezenberg: Öncelikle Auguste Jaba’nın ve Minorsky ile Nikitin gibi diğer Rus oryantalistlerin çalışmalarının çok değerli olduğunu söylemek istiyorum.
Ancak aynı zamanda Jaba’nın yazılarında ve Mela Mehmûdê Bazîdî ile yaptığı çalışmalarda başka bir durum var. Jaba, Bazîdî’den Kürt etnografisi üzerine yazmasını istemişti. Örneğin “Adet û Rusûmetnameya Ekradiye” gibi çalışmalar var.
Mela Mehmûdê Bazîdî bir molla idi, antropolog değildi ancak Kürtlerin gelenekleri üzerine çok değerli çalışmalar yazdı.
Rûdaw: Bu çalışmalar neden özellikle Jaba’nın adıyla anılıyor?
Michael Leezenberg: Çünkü bu çalışmalar genel olarak Jaba’nın adıyla yayımlandı. Örneğin Bazîdî, Ali Teremaxî’nin Kurmancî gramerine ilişkin el yazmasını Auguste Jaba’ya vermişti. Bu el yazması 100 yıl boyunca Petersburg Bilimler Akademisi’nin kütüphanesinde kaldı ve daha sonra Marûf Xeznedar tarafından yayımlandı.
Bana göre Rus oryantalizminin sorunu, Kürt bilimini bir bilim olarak görmemesidir. Mehmûdê Bazîdî gibi bilim insanları yalnızca “bilgi veren kişiler” olarak görüldü.
Kürdolojinin babası kim? Garzonî kabul ediliyor. Ancak gerçekte Kürdolojinin babası Ali Teremaxî’dir. Çünkü “Serfa Kurmancî”, Garzonî’nin kitabından önce yazılmıştı.
Rûdaw: Kürtlerin kendi bilimsel geleneğinden söz ediyorsun. Bu gelenek hakkında ne söyleyebilirsin?
Michael Leezenberg: 17. yüzyıldan itibaren başlayan bir medrese temelli Kürt bilimsel geleneği var. “Mem û Zîn”, “Eqîdeya Îmanê” ve “Nûbihar” gibi kitaplar Kürtçe yazılmıştır.
Bugün Avrupa’da Kürtçe çok az bilen veya hiç bilmeyen bazı Kürdologlar da var ve Kürtlerin folklorlaştırılması devam ediyor. Kürtler yalnızca aşiret ve köylü olarak görülüyor. Yazılı bir medeniyete sahip kentli bir halk olarak görülmüyorlar.
Bu Kürt bilimsel geleneği üzerine daha fazla araştırma yapılması önemli.
Rûdaw: Konferansa dönelim. Konferansı nasıl buldun? Önemli tezler nelerdi?
Michael Leezenberg: Kazakistan’da olduğumuz için çok mutluyum. Çünkü burada yaklaşık 90 yıl önce Stalin tarafından sürgün edilen bir Kürt topluluğu var.
Burada Kürt dili ve kültürü yasaklanmamış ve Kürtler oldukça aktif. Birkaç Kürt federasyonu var ve çalışmalarının çok değerli olduğunu düşünüyorum. Orta Asya Kürtleriyle ilişkiler bizim için çok önemli.
Rûdaw: Asimilasyon sorununa ilişkin özel öneriler veya kararlar var mıydı?
Michael Leezenberg: Kürt dili ve tarihi eğitiminin devam etmesi gerekiyor. Bu konferansın bildirilerinden bir kitap yayımlanmasını umuyorum.
Burada Kürtçe öğrenme imkânları var ancak bunlar az. Konferans hem akademik hem de toplumsal ve entelektüel nitelikteydi.
Rûdaw: Bu biraz magazinsel bir soru olabilir ama Michael Leezenberg Kürtçe nasıl bu kadar güzel ve akademik konuşabiliyor?
Michael Leezenberg: 1988 yılında öğrenciyken Kürtçe öğrenmeye başladım. O dönemde Türkiye’ye, özellikle Kuzey ve Suriye’ye gittim. Orada Kürtlerin baskı altında olduğunu ve kendi dillerinde konuşamadıklarını gördüm.
Avrupa’ya döndüğümde Halepçe’deki kimyasal saldırının haberleri geldi. Kürtlerin neden bu kadar baskı altında olduğunu anlamak istedim. Bu nedenle Kürt dili ve tarihini öğrenmeye başladım. Daha sonra bölgeye birçok kez gittim ve Kürçem daha iyi hale geldi.
Rûdaw: Kürtçe öğrenmek zor mu?
Michael Leezenberg: Bir dil olarak çok zor değil. Ancak ben başladığımda ders kitapları çok azdı. Sadece Lescot ve Bedirxan’ın grameri ile Profesör Zerdeşt Heco’nun Almanca bir kitabı vardı. Bunlar bana çok yardımcı oldu.
Rûdaw: Bazı Kürtler “Bu yaştan sonra öğrenemeyiz” diyor. Onlara ne söylersin?
Michael Leezenberg: Başka sebepleri de olabilir. Özellikle Kuzey Kürtleri için Kürtçe konuşmak bir tür utanç olarak görülüyor. Türkiye hükümeti de bunu köylü ve standart olmayan bir dil olarak gösteriyor. Korkan insanlar var.
Ancak şimdi Türkiye’de bazı üniversitelerde Kürtçe bölümleri var ve TRT Kürdi var. Yine de çocuklar “İşimiz için gerekli değilse neden öğrenelim?” diye soruyor.
Ben herkesin kendi ana dilini öğrenmesini umuyorum. Çünkü Kürtçe güzel ve tatlı bir dildir.
Rûdaw: Kendin için hangi ismi tercih ediyorsun? “Bana Maykil demeyin” dediğini duymuştum.
Michael Leezenberg: Mîkayl, nasıl isterseniz. Hollandacada Mixayel, İngilizcede Maykl, Rusçada Mîxaîl. Kürtçe için de Miho, Miko veya Memo olabilir. Hepsi güzel!
Rûdaw: Bu röportaj için çok teşekkürler.

