Kendini Kürdolojiye ve Kürt tarihinin belgelenmesine adayan herkes için, yirminci yüzyılda Erebê Şemo (Arab Şamilov, 1897–1978) kadar derin ve kalıcı bir iz bırakan çok az şahsiyet vardır.
Kuşaklar boyu Bavê Romana Kurdî (Kürt Romanının Babası) olarak anılan Şemo, yalnızca bir edebiyat öncüsü olmanın çok ötesinde. O, modern okuryazarlığın mimarı, bir saha dilbilimcisi, ilk gazetelerden birinin kurucu ortağı, Stalinist Gulag kamplarından sağ kurtulmuş bir tanık ve Kafkasya genelinde "öğretmenlerin öğretmeni" olarak saygı gören bir aydın olarak tanılıyor.
Ankara’da bir üniversite öğrencisiyken dünya görüşümü şekillendiren temel metinlerden biri Şemo’nun Şivanê Kurmanca (Kürt Çoban) adlı eseriydi. Daha sonraları, anı yazarı Wezîrê Eso’nun yazıları aracılığıyla onun Sibirya’daki on yedi yıllık sürgün hayatının gerçekliği beni derinden sarstı.
Bu uzun ve tecrit dolu yıllar boyunca Şemo, anadilinin ahengini ve ritmini yitirmemek için Kürt halk masallarını kendi kendine yüksek sesle okuyup tekrarlamıştı. Kürt kimliğinin Ortadoğu’daki anavatanında sistematik biçimde silindiği ve suç sayıldığı bir dönemde, erken Sovyet coğrafyası Kurmancînin modern tarihinde ilk kez sistematik devlet desteği gördüğü, kamusal eğitime dâhil edildiği ve resmî basım-yayın altyapısına kavuştuğu bir alan oluşturuyordu.
Şemo’nun bu dili böylesine mutlak bir tecrit karşısında koruyup yaşattığını bilmek, hayatımda belirleyici bir dönüm noktası oldu. Bu bilinç beni köklerime sahip çıkmaya, dilime hâkim olmaya ve kültürel mirasıma bütünüyle bağlanmaya teşvik etti. Bugün Amerika Birleşik Devletleri’nde üniversite düzeyinde Kurmancî dersleri veren bir eğitimci olarak yaptığım işi, Sovyetler dönemindeki o koruma çabasının doğrudan bir devamı olarak görüyorum. Şemo’nun inşa etmek için mücadele ettiği kurumsal temeller olmasaydı, diasporadaki Kürt nesilleri kendi anadillerinin yazılı mimarisinden kopmuş olacaktı.
Kars Oblastı’na bağlı Susuz ilçesinde Êzîdî bir Kürt ailenin çocuğu olarak dünyaya gelen Şemo, bölgenin derin çalkantılar yaşadığı bir dönemde yetişti. Çarlık imparatorluğunun çöküşü, Birinci Dünya Savaşı ve Kars’ın Türkiye’ye bırakılmasıyla sınırların yeniden çizilmesinin ardından doğduğu topraklardan sürüldü.
Zorunlu olarak doğuya, Sovyet Ermenistanı’na geçti; burada Erivan, bölgenin yerinden edilmiş Kürt toplumu için hızla entelektüel bir sığınağa dönüşüyordu.
1920’lerin başlarında, yerel Kürt okullarında kısa bir süre Ermeni alfabesini uyarlama denemeleri yapıldı. Ancak Şemo, okuryazarlığın yaygınlaşabilmesi için modern ve erişilebilir bir Latin fonetik sistemine ihtiyaç olduğunu fark etti; bu öngörü, o on yılda yürütülen daha geniş kapsamlı Sovyet Latinleştirme politikalarıyla da örtüşüyordu.
1920’lerin sonlarında Asuri dilbilimci İsahak Marogulov ile yakın bir iş birliği içinde çalışan Şemo, ilk resmi Latin kökenli Kürt alfabesini ortaklaşa oluşturarak modern Kurmancînin yapısal temellerini attı.
Onların 1928–1929 yıllarında hazırladığı Xwe bi Xwe Hînbûna Xwendina Nivîsara Kurmancî (Kendi Kendine Kurmancî Okuma ve Yazmayı Öğrenme) adlı alfabe/ders kitabı, Kürt eğitimini sözlü bir gelenekten çıkarıp kurumsal bir gerçekliğe dönüştürdü.
Şemo’nun katkısı yalnızca bir ders kitabı hazırlamanın çok ötesine geçti; o, bizzat eğitimcileri yetiştiren temel isim oldu. Erivan’daki pedagoji enstitülerinde ve öğretmen yetiştirme seminerlerinde ilk nesil Kürt öğretmenlere dersler verdi; Ermenistan, Gürcistan ve Azerbaycan genelinde yeni kurulan yaklaşık otuz Kürt okulunun kadrosunu oluşturmak için gereken dilbilimsel metodolojileri ve öğretim araçlarını onlara kazandırdı.
Onun rehberliği sayesinde koca bir eğitimci ve edebiyatçı kadrosu doğdu ve bu durum ona kalıcı bir unvan kazandırdı: Mamosteyê mamosteyan (öğretmenlerin öğretmeni). 1930 yılında bu kurumsal ivme, Şemo’nun da kurucu editörleri arasında yer aldığı tarihi Rya Teze (Yeni Yol) gazetesinin yayına başlamasıyla daha da güçlendi.
Şemo’nun dil alanındaki çabaları muazzam bir dönüm noktasıyla, yani ilk modern Kürt romanının doğuşuyla taçlandı. Leningrad’da öğrenim görürken ve ders verirken kaleme aldığı ilk eseri Şivanê Kurmanca, ilk olarak 1931’de Moskova’da Rusça olarak yayımlandı ve 1935’te Erivan’da orijinal Kurmancî Latin alfabesiyle basıldı.
Şemo’dan önce Kürt edebiyatı ağırlıklı olarak klasik şiir, tasavvufi/mistik destanlar ve Dengbêjlerin sözlü hafızasıyla tanımlanıyordu. Ancak Şivanê Kurmanca ile Şemo yepyeni bir çığır açtı. Kırsal ve pastoral yaşamın ahengini, deyimlerini ve çetin gerçeklerini alarak bunları yarı otobiyografik, gerçekçi bir modern nesre dönüştürdü.
Roman, kırsal Kürt toplumunun feodal yapıların çöküşü ve modern kurumların gelişi arasındaki geçiş sürecini dokunaklı bir şekilde anlattı. Eser aynı zamanda Kurmancînin uzun soluklu anlatı edebiyatını yetkin bir şekilde taşıyabileceğini kanıtladı.
1930’ların başında Şemo, Leningrad’ın önde gelen akademik ve oryantalist çevrelerinde aktif olarak yer aldı. Leningrad Tarih, Felsefe, Edebiyat ve Dilbilim Enstitüsü’nde (LİFLİ) Kurmancî dersleri verdi ve Devlet Maddi Kültür Tarihi Akademisi’nde lisansüstü araştırmalar yürüttü.
Profesör Qanatê Kurdo (Kanat Kurdoev) gibi akademisyenlerle birlikte çalışarak yaratıcı yazarlığı titiz bir dilbilimsel metodolojiyle harmanladı. 1933 yazının sonlarında, Milliyetler Bilimsel Araştırma Enstitüsü adına Ermenistan, Azerbaycan ve Gürcistan’daki Kürt bölgelerini kapsayan bir saha araştırması gezisi düzenledi ve yönetti. Görevin amacı açıktı: Yerel lehçeleri sistematik bir şekilde belgelemek, yaşam koşullarını incelemek ve birleşik, standartlaştırılmış bir edebi Kurmancî dilinin oluşturulmasına katkıda bulunmak.
Bu kültürel rönesans, Stalinist tasfiyelerle acımasızca sekteye uğratıldı. Ocak 1937’nin başlarında yetkililer, Şemo’nun Kürt okulları ve edebiyatına daha fazla kaynak ayrılması talebiyle Sovyet yönetimine sunduğu yazışmaları tespit ettikten sonra onu Leningrad’da tutukladı ve bir kez daha sürgüne bu kez Gulag kamplarına mahkûm etti.
Sibirya’daki ağır çalışma kamplarında geçen o 17 meşakkatli yıl boyunca onun inancı ve azmi hiçbir zaman kırılmadı. Orada, 1950’lerin ortalarında Kafkasya’ya dönmelerine nihayet izin verilene kadar tüm zorluklar boyunca sadakatle yanında duracak olan yoksul bir köylü kadın, eşi Maria Nikolayevna ile tanıştı.
Kamuoyu nezdinde "itibarının iadesi" Stalin’in ölümünden sonra gerçekleşti; bu bürokratik karar, gençliğinin on yedi yılını ondan çaldıktan sonra nihayet adını akladı. Şemo, Erivan’a döndü ve en üretken yaratıcı dönemine adım attı.
Art arda Berbang (Şafak, 1958), Jiyana Bextewar (Mutlu Yaşam, 1959) ve Hopo (1969) gibi temel eserler yayımladı. En büyük edebi başarısını ise 1966’da Kela Dimdim (Dimdim Kalesi) ile elde etti.
Şemo, 1609 yılındaki tarihi Dimdim kuşatmasını yalnızca dengbêjlerin sözlü geleneğine terk etmek yerine, onu geniş kapsamlı bir tarihi romana dönüştürerek Kürt direnişinin en hayati sembollerinden birini dünya edebiyatına kalıcı olarak kazandırdı.
1967’de yayımladığı Hikayetên Gelê Kurd (Kürt Halk Masalları) adlı derlemesiyle yüzlerce sözlü anlatıyı sistematik olarak belgeleyip koruma altına aldı.
Yayımlanan eserlerinin yanı sıra Şemo, etrafındaki herkes üzerinde kalıcı bir etki bırakan olağanüstü bir ahlaki karaktere ve kişisel cömertliğe sahipti. Erivan’daki kendi saha araştırmalarım sırasında yerel Kürt toplumu temsilcileri ve Şemo’nun çağdaşlarıyla yaptığım görüşmeler, onun sürgünden döndükten sonra sergilediği vakur ve bağışlayıcı tutumu doğruladı.
Örneğin, tutuklanmasına yol açan asılsız ihbar mektubunu bir Kürt’ün yazdığını öğrendiğinde Şemo, Kürtlerin birbirine ihanet ettiği ya da entrika çevirdiği intibaının asla oluşmaması gerektiğinde ısrar ederek, yasal yollardan intikam alma veya bu kişiyi ifşa etme yoluna gitmeyi kesin bir dille reddetti.
Kürt halkına duyduğu bu koruyucu içgüdü, onun tüm kamusal yaşamını şekillendirdi. Ermenistan’da ne zaman genç ya da imkânları kısıtlı bir Kürt üniversiteye kabul, barınma veya resmi bürokratik bir desteğe ihtiyaç duysa, Şemo tüm devlet madalyalarını ceketine takar, doğrudan Erivan’daki bakanlıklara yürür ve meseleyi oracıkta çözerdi. Geleneksel Êzîdî toplumunda saygın bir dini soydan gelmesine rağmen, geleneksel feodal ayrıcalıkları kesin bir dille reddetti; hayatını yoksulları sosyal ve ekonomik sömürüye karşı savunmaya adadı.
Araştırmacı Têmûrê Xelîl, Şemo’nun yedi dile tam anlamıyla hâkim olduğunu belirtmiştir: Kürtçe, Rusça, Ermenice, Azerbaycan Türkçesi, Türkçe, Gürcüce ve Almanca. Edebi sesini besleyen derin dengbêj hafızasının bir yansıması olarak, sohbet sırasında nesiller boyu uzanan soyağaçlarını ezbere sayabilecek düzeyde efsanevi bir sözlü belleğe sahipti.
Bu yaşayan bağ, Ermenistan sınırlarının çok ötesine uzanıyor. Dört yıl önce Gürcistan’a yaptığım bir ziyaret sırasında, Tiflis’te Kürt bir ev sahibinin evinde gece geç saatlere kadar sohbet ediyordum. Konu Şemo’nun mirasına geldiğinde ev sahibim büyük bir sevinçle ayağa fırladı ve annesinin Şemo’nun yeğeni olduğunu, dolayısıyla bu edebiyat öncüsünün kendisinin büyük dayısı/amcası olduğunu anlattı.
Odadaki Kürt ve Gürcü bayraklarının çevrelediği Tiflis’teki o kendiliğinden gelişen sıcak anda, Güney Kafkasya’nın geniş tarihi diasporası insana son derece yakın hissettiriyordu. Şemo sadece devlet arşivlerinde korunan bir isim değildi; hatırası, bölgeye dağılmış ailelerin oturma odalarında canlı ve kişisel bir varlık olarak yaşamaya devam ediyordu.
Erivan’da bulunduğum süre zarfında, Şemo’nun 1963’ten 1978’deki vefatına kadar yaşadığı Abovyan Caddesi’ndeki binayı arayıp buldum. Duvara iliştirilmiş, onu seçkin bir Kürt yazarı ve kamusal figür olarak onurlandıran Rusça bronz anma plaketinin önünde durmak son derece duygulandırıcı bir deneyimdi.

(Çiviroğlu’nun kişisel arşivinden bir fotoğraf: Solunda efsanevi folklor araştırmacısı Heciyê Cindî, sağında ise tanınmış şair Reşîdê Kurd ile birlikte gri takım elbisesi içindeki "öğretmenlerin öğretmeni" Erebê Şemo. Arkalarında ayakta duranlar ise daha sonra seçkin birer akademisyen olacak ve hayatlarını nesiller boyu Kürt dili, kültürü ve edebiyatının korunmasına ve geliştirilmesine adayacak olan öğrencilerdir.)
Orada kaldığım süre boyunca düzenli olarak o binanın önünden geçmeyi ve durup onun fedakârlıkları üzerine düşünmeyi bir ilke edindim.
Yolculuğum, Erivan’ın Nubaraşen semtindeki Arin Berd Panteonu’nda bulunan ebedi istirahatgâhında son buldu. Şemo 1978 yazında vefat ettiğinde, ona yapılan veda ulusal sınırları aşan önemini yansıtan tarihi bir buluşmaya dönüştü.
O sırada orada bulunan Kürt yazar Eskerê Boyîk, Erivan’daki büyük devlet salonunda çiçeklerle donatılmış tabutun etrafında Ermenistan Yazarlar Birliği üyeleri ve üst düzey devlet yetkililerinin yanı sıra Ermenistan, Gürcistan ve Azerbaycan’ın köy ve şehirlerinden gelen kalabalık Kürt heyetlerinin nasıl toplandığını anlatır.
Geleneksel kıyafetleri içindeki Kürt kadınları tabutun yanında oturup kadim ağıtlar yakıyor, yas ezgileri (şîn) söylüyordu; naaşı Panteon’a götürülmeden önce adeta bir insan denizi saygı duruşunda bulunmak için toplanmıştı. Onlarca yıl sonra, granit mezar taşının yanında diz çöküp taşın üzerine bir buket beyaz glayöl bıraktığımda, mirasının ağırlığı somut hale geldi. Sibirya’nın dondurucu soğuğunu onurunu zerrece yitirmeden atlatan bu öncünün taşa işlenmiş portresine bakarken, sonraki her Kürt yazar ve öğretmen kuşağının ona olan borcu tüm yakıcılığı ve derinliğiyle hissediliyordu.
Bugün Kürdoloji alanındaki araştırmacılar, eğitimciler ve gazeteciler için Erebê Şemo, tozlu bir kitap rafındaki tarihi bir isimden çok daha fazlasıdır. Onun mirası; dilbilimsel araştırmaların, alfabe inşasının, öğretmen yetiştirmenin ve edebi üretimin topyekûn birer kültürel varoluş ve hayatta kalma eylemi olduğunu göstermektedir.
Kars’ın yaylalarından ilk sürgününden Leningrad’ın üniversite koridorlarına, on yedi yıllık Sibirya sürgününden Erivan’ın edebiyat çevrelerine muzaffer dönüşüne kadar uzanan hayatı, Kürt dilinin kırılmaz direncinin somut bir ifadesidir. Diyarbakır ve Kamışlo’dan Mahabad ve Süleymaniye’ye kadar onun etkisi Kurmancînin sınırlarını fersah fersah aşmaktadır. Nitekim tüm Kürt dünyasında modern Kürt romanının babası olarak kabul edilen "öğretmenlerin öğretmeni"nin cesareti, ilmi ve vizyonuyla açtığı bu çığır, bugün her yazarın, akademisyenin ve eğitimcinin üzerinde yükseldiği temeli oluşturmaktadır.
Mutlu Çiviroğlu, Washington merkezli jeopolitik analist ve gazetecidir. Kürt meseleleri ve Ortadoğu politikaları üzerine uzmanlaşan Çiviroğlu, Amerika’nın Sesi Kürtçe Servisi’nde 17 yıl editör olarak görev yapmış; ABD’de üniversite düzeyinde Kürtçe dersleri vermektedir.



