Kürdistan Bölgesi’ne İsviçre basını için 2002’de, ardından Saddam Hüseyin’in devrildiği günlerde, 2003’te gitmiştim. 23 yıl sonra buraya dönmek, neredeyse başka bir ülke keşfetmek gibi geldi. Bir hafta boyunca ilgi, heyecan ve merak iç içeydi. Duhok ve Hewlêr (Erbil) baştan aşağı değişmiş. Her yerde binalar, beş yıldızlı oteller, alışveriş merkezleri ve üniversiteler yükseliyor. Avrupa markaları yerel ürünlerle yan yana, bazen Avrupa’dakilerle karşılaştırılabilecek fiyatlarla satılıyor. Büyük ve lüks otomobiller kentlerde hüküm sürüyor. Toplu taşıma hâlâ yetersiz, taksiler her yerde ve heybetli 4x4 araçlar refahın, bazen de gücün simgesi adeta. Çarpıcı bir tezat: Dağlarda turistik teleferikler inşa edilirken şehirler, büyümelerine uygun toplu taşıma sistemlerini bekliyor.

Güvenlik duygusu
Kürdistan, sermayeyi çekmeye ve dış dünyaya açık, güvenli bir bölge imajı yansıtmaya önem veriyor. Hewlêr ve Duhok’ta kentsel mimari bazen bir Körfez emirliğini çağrıştırıyor; ancak bu kentler, kendilerine özgü toplumsal, kültürel ve tarihsel bir derinliğe sahip. Burada bir “kurşun geçirmez yelek stratejisi” görmek mümkün: Yabancı şirketler ne kadar çok yatırım yaparsa bölgenin istikrarında çıkarı olanların sayısı da o kadar artacak. Çünkü refah ve kalkınma, iç ve dış etkenlere dayalı kırılganlığını koruyor.
Petrol bunun bir örneği. 2002’de benzinin litresi yaklaşık 20 Amerikan sentiydi. Rejimin devrildiği günlerde bu rakam neredeyse iki katına çıkmıştı. Bugün, muazzam petrol rezervlerine sahip Irak’ta akaryakıt fiyatları ciddi biçimde yükselmiş. Fiyatlar 1 ile 1,50 dolar arasında değişiyor ve bazı istasyonların önünde kilometrelerce kuyruklar oluşuyor. Benzinin kalitesi aracın markasıyla ölçülüyor adeta. Fakat her şeye rağmen, “adî” henüz çoğunluğun muhtaç kaldığı yakıt değil. “Buna da şükür” demek gerek. Aynı dönemde, bölgesel krizin etkisiyle İsviçre’de benzinin litresi 2,30 frankı aştı. Çarpıcı bir paradoks.
Buna rağmen en baskın duygu ve ihtiyaç güvenlik. Savaşlarla sarsılan Ortadoğu’da Kürdistan Bölgesi görece bir huzur vahası gibi. Bu sakinliğin bir de diğer yüzü var: Yollar boyunca kontrol noktaları sıralanıyor. Bununla birlikte, üzerlerinde kurşun geçirmez yelek, ellerinde tüfekle karşılaştığım güvenlik görevlilerinin hepsi eğitimli ve profesyonel görünüyorlar. Yüz yüze karşılaşmalarda sorulan “Başî, bira?” (İyi misin, kardeş?) sorusu, kontrol noktasında adeta kibarca “Dur” anlamına gelen bir güvenlik kodu. Asayiş görevlileri, iki kelimelik bu kısa soruya aldıkları yanıta göre adeta bir güvenilirlik değerlendirmesi yapıyorlar.

Amerikan güçlerinin çekilmesi Irak’ı istikrarsızlaştırabilir
Tehditler çok çeşitli: Radikal İslamcı gruplar, Tahran’a yakın Şii milisler, PKK’nin varlığı ve Türkiye’nin bölgeye askerî operasyonları. Bunlara İran ile ABD arasındaki karşı karşıya gelişin yansımaları da ekleniyor. Erbil ve Süleymaniye, insansız hava araçları ve füzelerle hedef alındı. Yetkililer saldırıların failleri konusunda ihtiyatlı bir dil kullanırken şüpheler Tahran’ın desteklediği silahlı gruplara yöneliyor.
İran ile Türkiye arasında sıkışmış, aynı zamanda Batı ile ayrıcalıklı ilişkiler sürdüren Kürdistan’ın büyük güçlerin hesaplaştığı bir alana dönüşmemesi, halkın temennisi. İran İçişleri Bakanı İskender Mümini, yakın zamanda Ankara’ya yaptığı bir ziyaret sırasında Türkiye, Irak ve Suriye’yi, güvenliklerine tehdit olarak gördükleri silahlı Kürt gruplarına karşı bir “nihai çözüm” bulmaya çağırdı. Böylesi bildik bir ifade, zulmün izlerini taşıyan bir halkı haklı olarak kaygılandırıyor.
IŞİD hâlâ aktif olsa da Washington bugün, askerî varlığının artık gerekli olmadığını düşünüyor. Sokaktaki insana göre, Amerikan güçlerinin çekilmesi, cihatçı grupların yanı sıra insansız hava araçları ve İran’a yakın milisler karşısında Irak’ı, özellikle de Kürdistan’ı istikrarsızlaştırabilir.

Hukuk devletini ve denge-denetim mekanizmalarını güçlendirmek
Bu tehlike karşısında, tarihsel olarak başlıca partilere bağlı olan peşmergeler kısa süre önce birleşeceklerini açıkladı. Ortak bir otorite altında bütünleşmeleri, parti güçlerinden gerçek bir bölgesel orduya geçiş anlamına gelecektir.
Bununla birlikte, Kürdistan’ın umut vadeden güçlü yanları da var. Üniversiteleri yeni bir kuşak yetiştiriyor. Süleymaniye’de rejimin eski hapishanesi Amna Suraka’dan Erbil ve Duhok’ta Kürt kültürel mirasına adanmış kurumlara kadar müzeleri, özgürlüğünü kaybetmenin ne anlama geldiğini bilen bir halkın hafızasını canlı tutuyor. Barzan’da, Mustafa ve İdris Barzani’nin mütevazı, kâgir kabirlerinin yanında birkaç yıl önce inşa edilen Ulusal Memorial, eşsiz bir hafıza müzesi. Otantik mimarisiyle ulusal birlik ve bütünlüğe çağrı yapan; mozaik ve sembolleriyle Kürdistan coğrafyasının kültürel ve ekolojik zenginliğini estetize eden modern bir minyatür. Özerk bölgede, etnik ve dinî azınlıklar siyasi temsilden ve kendi dil ve kültürlerinin öğretiminden yararlanıyor. Kadınlar yönetimde, kültürde, medyada, siyasette ve kamusal alanda belirgin şekilde görünüyorlar.
Yıllarını dağlarda, elleri tetikte, pusuda geçiren kuşağın özerkliği kazanması ve savunması gerekiyordu. Bugünün kuşağı ise görünüşte daha az kahramanca, ancak aynı ölçüde belirleyici bir görevi yerine getirmeli: Hukuk devletini ve iktidarın denge-denetim mekanizmalarını güçlendirmek, bölgesel demokrasiyi inşa etmek, kurumları yeniden birleştirmek ve petrole ve tehdit oluşturan komşulara bağımlılığı azaltmak.
Kürtler, büyük güçlerin gelip geçici olduğunu öğrendi. Bundan sonra en iyi kurşun geçirmez yelekleri ne Amerikan ne Türk ne de İran yapımı olacak. Onların güvenliği, kurumlarının sağlamlığında ve birliklerini koruma kapasitesinde yatacak.
* Bu makalenin Fransızca versiyonu, 11 Ekim 2026’da İsviçre’nin Le Temps gazetesinde yayımlandı.
(Yazılar, yazarların görüşlerini yansıtmaktadır. Rûdaw Medya Grubu'nun kurumsal bakış açısıyla örtüşebilir ya da örtüşmeyebilir)



