Uluslararası hukuk ve siyaset bilimi literatüründe bir yapının "devlet" sıfatını kazanabilmesi, yalnızca sosyolojik veya tarihsel bir topluluk varlığına değil; belirli hukuki, askeri ve kurumsal koşulların eşzamanlı olarak sağlanmasına bağlıdır. Dünya üzerindeki en kalabalık devletsiz topluluklardan biri olarak tanımlanan Kürtlerin tarihsel süreçte bağımsız bir devlet yapısı inşa edememiş olması, hem iç örgütlenme ve kurumsallaşma dinamikleri hem de uluslararası sistemin jeopolitik dengeleriyle açıklanmaktadır.
Ancak 21. yüzyılın başından itibaren Kürt siyasal hareketinde, özellikle Abdullah Öcalan ve PKK/KCK çizgisinde gözlemlenen "devlet karşıtı" söylemler ve "Demokratik Konfederalizm" tezi, bu tarihsel ve jeopolitik imkânsızlığın yeni bir ideolojik ambalajla rasyonalize edilmesi tartışmasını beraberinde getirmiştir. Bu çalışma; devletleşmenin teorik koşullarını, Kürtlerin bu koşulları sağlamadaki tarihsel ve yapısal eksikliklerini, bağımsızlık yerine mevcut devletler içinde demokratik standartları geliştirme seçeneğinin akademik temellerini ve son olarak "Anarko-Komünist / Devlet Dışı Toplum" söyleminin arka planındaki realpolitik uyum mekanizmalarını bütüncül bir yaklaşımla analiz etmektedir.
Devletleşmenin teorik ve hukuki koşulları
Uluslararası hukukta devletliğin nitelikleri, 1933 Montevideo Devletlerin Hak ve Yükümlülükleri Sözleşmesi’nin 1. maddesi uyarınca kabul edilen dört temel kritere ve Weberian siyaset teorisine dayanır (Crawford, 2006; Weber, 1946):
1. Sürekli nüfus: Belirli bir coğrafyada sürekli olarak yaşayan insan topluluğunun bulunması.
2. Belirlenmiş toprak: Belirli bir coğrafi alanın bulunması.
3. Hükümet: Bu nüfus ve toprak üzerinde etkin bir kamu otoritesinin bulunması.
4. Diğer devletlerle ilişki kurma kapasitesi: Diğer devletlerle bağımsız biçimde ilişki kurabilme kapasitesi.
Montevideo kriterlerine ek bir siyaset sosyolojisi/egemenlik unsuru olarak;
5. Fiili güç tekeli ve askeri toprak kontrolü: İlgili coğrafyada egemen olan diğer devlet yapılarını ya da rakip güçleri askeri ve idari yöntemlerle oradan çıkarıp, o alanda meşru şiddet tekelini tekil olarak elinde tutma ve koruma yeteneği (Tilly, 1990; Weber, 1946).
Siyaset sosyoloğu Charles Tilly'nin “savaş devleti, devlet de savaşı yaratır” şeklinde özetlenen yaklaşımında vurgulandığı üzere, bir siyasi hareketin devletleşebilmesi, üzerinde iddia sahibi olduğu topraklardan rakip egemen güçleri söküp atabilmesine ve bu hâkimiyeti kurumsallaştırmasına bağlıdır (Tilly, 1990).
Kürtlerin devletleşme sürecinde eksik kalan unsur ve dinamikler
Kürt sosyopolitik yapısı tarihsel olarak "sürekli nüfus" kriterini fazlasıyla karşılamış olsa da devletleşme aşamasında şu kritik halkalarda yapısal eksiklikler yaşamıştır:
a. Askeri güç tekeli ve egemenlik mücadelesindeki yetersizlik
Tarihsel süreçte kurulan kısa süreli deneyimler (örneğin 1946 Mahabad Cumhuriyeti veya Irak'taki dönemsel özerk alanlar), bölgesel devletlerin (Türkiye, Irak, İran ve Suriye) askeri üstünlükleri nedeniyle kalıcı olamamıştır. Kürt siyasi ve askeri yapıları, bölgesel aktörleri coğrafyadan tamamen çıkaracak ve sınırları kesinleşmiş bir alanı ulusal düzeyde savunacak tekil bir milli ordu ve merkezi şiddet tekelini inşa edememiştir (McDowall, 2004).
b. Siyasi bölünmüşlük ve etkin merkezi hükümet eksikliği
Aşiret odaklı geleneksel toplumsal yapı ve ideolojik parçalanmışlık, tüm Kürt gruplarını temsil eden tek bir kamu otoritesinin kurulmasını tarih boyunca engellemiştir. Örneğin, Irak Kürdistan Bölgesel Yönetimi de-facto bir statü kazanmış olsa da, Kürdistan Demokrat Partisi ile Kürdistan Yurtseverler Birliği arasındaki silahlı çatışmalar ve idari bölünmüşlükler, tekil bir "etkin hükümet" ve birleşik bir güvenlik mimarisinin oluşmasını geciktirmiştir (Natali, 2005).
c. Jeopolitik parçalanma ve sınırların dokunulmazlığı
1920 Sevr Antlaşması Kürtler için özerklik ve belirli koşullarda bağımsızlığa giden bir süreç öngörmüş, ancak bu düzenleme yürürlüğe girmemiştir. 1923 Lozan Antlaşması sonrasında ise Kürt nüfusunun yoğun olarak yaşadığı bölgeler Türkiye, Irak, İran ve Suriye'nin egemenlik alanları içinde kalmıştır (McDowall, 2004). Uluslararası hukuk düzeninin mevcut devletlerin toprak bütünlüğünü esas alması, küresel güçlerin kendi jeopolitik çıkarları gereği bağımsız bir Kürt devletine onay vermemesini beraberinde getirmiştir. 2017 yılındaki bağımsızlık referandumu sonrasında merkezi Irak ordusunun tartışmalı bölgelere müdahale ederek kontrolü yeniden sağlaması, Kürdistan Bölgesel Yönetimi'nin bağımsızlık girişiminin karşılaştığı askeri ve diplomatik sınırlılıkları somut biçimde ortaya koymuştur.
Rasyonel çıkış yolu
Bağımsız bir ulus-devlet kurmanın karşılaştığı jeopolitik engeller, bölgesel güç dengeleri ve yüksek insan maliyeti; Kürt meselesinde ayrılıkçı stratejiler yerine anayasal vatandaşlık, yerel yönetimlerin güçlendirilmesi ve demokratik özerklik eksenli yeni bir yaklaşımı rasyonel bir seçenek olarak öne çıkarmaktadır.
1. Uluslararası hukuk: Dış ‘kendi kaderini tayin’ yerine iç kendi kaderini tayin
Birleşmiş Milletler normları ve Uluslararası hukukta genel ve sınırsız bir tek taraflı ayrılma hakkı kabul edilmemektedir. Sömürgecilik, yabancı işgal ve ağır insan hakları ihlalleri gibi durumlarda ‘telafi edici ayrılma’ ihtimali ise doktrinde tartışılmaktadır (Cassese, 1995). Aksi durumlarda uluslararası toplum, mevcut devletlerin toprak bütünlüğü ilkesini kesin olarak korur.
Buna karşılık modern uluslararası hukuk, iç kendi kaderini tayin kavramını teşvik eder. Bu anlayış, Anaya'nın özellikle yerli halklar bağlamındaki çalışmasında ortaya koyduğu üzere, toplumların kendi kültürel, dilsel, siyasi ve ekonomik haklarını, içinde yaşadıkları egemen devletin demokratik ve yerinden yönetimci idari yapıları bünyesinde özgürce kullanmasını savunur (Anaya, 2004).
2. Güvenlik ikileminin ve yüksek maliyetlerin aşılması
Siyaset bilimindeki güvenlik ikilemi yaklaşımına göre, bir aktörün güvenliğini artırmak amacıyla attığı adımlar karşı taraf tarafından tehdit olarak algılanabilir ve karşılıklı güvenlik politikalarının sertleşmesine yol açabilir (Jervis, 1978). Ayrılıkçı silahlı çatışmalar da bu tür karşılıklı güvenlik kaygılarını güçlendirebilir. Sınırları değiştirmeye yönelik şiddet odaklı mücadeleler yıkıcı savaşlara ve ekonomik yıkıma neden olur. Parlamenter siyaset, sivil toplum ve hukuki kanalların güçlendirilmesi, güvenlik ikilemini kırarak toplumsal barışın inşasına katkı sağlar.
3. Çoğulcu demokrasi ve anayasal vatandaşlık
Kürt nüfusunun yaşadığı coğrafyalar çok etnikli, çok dinli ve çok mezhepli kozmopolit yapılardır. Etnik merkezli yeni bir ulus-devlet inşa etme çabası, bölgedeki diğer azınlıklarla yeni çatışma alanları yaratma riski taşır. Bunun yerine egemen devletlerin anayasal vatandaşlık, hukukun üstünlüğü ve genişletilmiş yerel yönetimler ilkeleri temelinde demokratikleştirilmesi; hem Kürtlerin temel haklarını güvence altına alır hem de çoğulcu bir arada yaşamı mümkün kılar (Habermas, 1996).
4. Küresel entegrasyon ve bölgesel kalkınma
Günümüz dünyasında ulusal sınırların katılığı azalmakta; ekonomik entegrasyon ve bölgesel işbirlikleri kalkınmanın ana motoru haline gelmektedir. Tanınma sorunu yaşayan de-facto yapılar uluslararası finans ve ticaret ağlarına erişimde büyük zorluklarla karşılaşır. Bulunulan ana devletlerin demokratik, hukuki ve ekonomik standartlarını küresel ilkelere yükseltmek, küresel pazarlara entegre olan ve refah düzeyi yüksek bir coğrafyanın parçası olunmasını sağlar.
"Demokratik Konfederalizm" ve realpolitik rasyonalizasyon
Abdullah Öcalan ve PKK/KCK yönetimi tarafından 2000'li yıllardan itibaren benimsenen "Demokratik Konfederalizm" ve "Devlet Dışı Toplum" söylemi, siyaset sosyolojisinde bir ideolojik evrim olmanın ötesinde, realpolitik imkânsızlıklara uyum sağlama ve örgüt içi meşruiyeti sürdürme arayışı olarak değerlendirilebilir.
a. Bilişsel çelişkiyi giderme
Sosyal psikolojide, hedeflenen bir siyasi amacın askeri ve jeopolitik imkânsızlıklar nedeniyle ulaşılamaz hale gelmesi durumunda örgütlerin bilişsel çelişkiyi giderme yoluna gittiği bilinir. Bu ideolojik dönüşüm, Festinger'in bilişsel çelişki teorisi çerçevesinde bir yeniden anlamlandırma süreci olarak yorumlanabilir (Festinger, 1957). PKK, 1978 Kuruluş Bildirgesi'nde açıkça "Bağımsız, Birleşik, Sosyalist Kürdistan" hedefini ilan etmiştir. Ancak 1990'ların sonundaki askeri gelişmeler, Sovyetler Birliği'nin dağılması ve Öcalan’ın 1999’da yakalanmasıyla bağımsız bir devlet kurmanın imkânsızlığı netleşmiştir (Gunter, 2011).
Bağımsız devlet hedefinin askeri ve politik olarak ulaşılamaz olduğunu kabul etmek, örgüt tabanında büyük bir moral bozukluğuna ve varlık nedeninin sorgulanmasına yol açacaktı. Bu noktada Öcalan, Murray Bookchin’in komünalist ve liberter sosyalist fikirlerinden esinlenerek, devlet kurulamamasını bir başarısızlık olarak değil, ulus-devlet modelinin eleştirisi üzerinden yeniden anlamlandıran bir yaklaşım geliştirmiştir (Öcalan, 2011). Böylece ulaşılamayan askeri ve siyasi hedef, ideolojik bir "tercih ve üstünlük" olarak yeniden tanımlanmıştır.
b. Tabana ve militan kadroya yönelik zafer anlatısı inşası
Silahlı yapılar, kadrolarını ve sempatizan kitlelerini konsolide edebilmek için sürekli bir devrimci hedef ve başarı hikâyesine ihtiyaç duyar. Bağımsızlık fikrinin açıkça terk edilmesi, örgüt içinde bir yenilgi veya geri çekilme olarak algılanabilirdi.
Öcalan; ulus-devleti "miadı dolmuş kapitalist bir aygıt", kendi önerdiği modeli ise "ulus-devlet yapısını aşan evrensel bir özgürlük modeli" olarak sunmuştur. Bu yaklaşım sayesinde örgüt tabanına, "Devlet kuramayarak küçülmedik, aksine devleti reddederek dünyadaki tüm ulus-devlet modellerini aşan en ileri aşamaya geçtik" mesajı verilmiş ve itibar korunmaya çalışılmıştır.
c. Batılı aktörler nezdinde meşruiyet ve söylemsel değişim
Soğuk Savaş sonrası dönemde etnik ayrılıkçılık, sınırları değiştirme talepleri ve Marksist-Leninist silahlı mücadeleler uluslararası toplum nezdinde destek bulmayan, bölgesel istikrarsızlıkla özdeşleştirilen kavramlar haline gelmiştir.
Öcalan ve KCK yönetiminin devleti reddeden; "yerel demokrasi", "ekoloji", "kadın özgürlüğü" ve "anarşist yerel yönetimcilik" kavramlarını öne çıkaran dili, uluslararası alanda hareketin kendisini farklı bir siyasal kimlikle sunmasına imkân veren bir söylemsel çerçeve oluşturmuştur. Suriye'deki bölgesel gelişmelerde kullanılan söylem de bu "devlet aramayan, yerel meclislere dayalı özerklik" anlatısı üzerinden Batı kamuoyunda karşılık bulmuştur.
d. Bölge devletleriyle taktiksel esneklik alanı yaratma
Klasik bağımsızlık talebi, sınırları içinde yaşanılan devletler için doğrudan bir varoluşsal tehdit niteliğindedir ve tavizsiz bir güvenlik reaksiyonu getirir. "Devlet istemiyoruz, mevcut devletlerin sınırları içerisinde konfederal bir idare istiyoruz" tezi, hareket açısından bölgesel aktörlerle ilişkilerde ve sivil siyaset kanallarında daha geniş bir taktik esneklik alanı oluşturmuş olabilir (Romano, 2006).
Sonuç
Devletleşme; askeri güç tekelinden uluslararası tanınmaya, sınırları çizilmiş topraktan tekil bir hükümet yapısına kadar son derece katı şartlara bağlı hukuki ve siyasi bir süreçtir. Kürt toplumsal hareketi, tarihsel ve jeopolitik koşullar nedeniyle bu şartları bağımsız bir devlet yapısıyla taçlandıramamıştır.
2000'li yıllardan itibaren öne sürülen "devlet istememe" ve "anarko-komünist / konfederal" söylemler, ulaşılamayan bağımsızlık hedefinin örgüt içi itibarını koruma, militan motivasyonunu sürdürme ve uluslararası alanda yeni bir meşruiyet zemini arama işlevi gören stratejik bir rasyonalizasyon örneğidir. Günümüz jeopolitik gerçekliği çerçevesinde Kürtlerin toplumsal, kültürel ve siyasi haklarını koruyup geliştirmelerinin en rasyonel yolu; ayrılıkçı veya ütopik devlet dışı modeller yerine, içinde yaşadıkları egemen devletlerin demokratikleşmesine, anayasal vatandaşlık ilkelerinin benimsenmesine ve yerel yönetim standartlarının küresel seviyeye çıkarılmasına katkı sağlamalarından geçmektedir.
KAYNAKÇA
Anaya, S. J. (2004). Indigenous Peoples in International Law (2nd ed.). Oxford University Press.
Cassese, A. (1995). Self-Determination of Peoples: A Legal Reappraisal. Cambridge University Press.
Crawford, J. (2006). The Creation of States in International Law (2nd ed.). Oxford University Press.
Festinger, L. (1957). A Theory of Cognitive Dissonance. Stanford University Press.
Gunter, M. M. (2011). The Kurds: A Modern History. Markus Wiener Publishers.
Habermas, J. (1996). Between Facts and Norms: Contributions to a Discourse Theory of Law and Democracy. MIT Press.
Jervis, R. (1978). Cooperation Under the Security Dilemma. World Politics, 30(2), 167–214.
McDowall, D. (2004). A Modern History of the Kurds (3rd ed.). I.B. Tauris.
Natali, D. (2005). The Kurds and the State: Evolving National Identity in Iraq, Turkey, and Iran. Syracuse University Press.
Öcalan, A. (2011). Democratic Confederalism. Transmedia Publishing / International Initiative Edition.
Romano, D. (2006). The Kurdish Nationalist Movement: Opportunity, Mobilization and Identity. Cambridge University Press.
Tilly, C. (1990). Coercion, Capital, and European States, AD 990–1992. Blackwell.
Weber, M. (1946). Politics as a Vocation. In H. H. Gerth & C. W. Mills (Eds. & Trans.), From Max Weber: Essays in Sociology (pp. 77–128). Oxford University Press. (Original work published 1919)
(Yazılar, yazarların görüşlerini yansıtmaktadır. Rûdaw Medya Grubu'nun kurumsal bakış açısıyla örtüşebilir ya da örtüşmeyebilir)



