Tarihsel süreçte bazı önderler, yalnızca kendi milletlerinin değil, içinde bulundukları coğrafyanın ve zaman zaman küresel siyasal düzenin yönünü değiştirebilecek ölçüde derin izler bırakırlar.
19. yüzyılda Almanya'nın siyasal mimarı Otto von Bismarck'ın Avrupa'nın dönüşümünde oynadığı rol düşünüldüğünde, Kürdistan tarihinde benzer bir kurucu aklın temsilcisi olarak Xalid Begê Cibrî'nin adı öne çıkmaktadır.
Bismarck, Alman dünyasının parçalı yapısını modern bir ulus devlete dönüştürmeyi başarmıştı; aynı dönüşümü Kürdistan için tasarlayan Xalid Beg ise hem dönemin uluslararası güç dengeleri hem de Kürt siyasal yapısının iç dinamikleri nedeniyle bu başarıya ulaşamamıştır.
Bu nedenle onun hikâyesi, modern Kürt siyasetinin temellerinin atıldığı ama tamamlanamadığı bir sürecin simgesi olarak okunmalıdır. Xalid Beg'in önderliğindeki Azadî, örgütlenme, ulusal irade, aşiretler, mezhepler üstü birlik, bağımsızlık ve tarihsel hafıza kavramlarının ilk kez tek bir siyasal yapı içinde bir araya geldiği deneyim olması bakımından, Kürt milliyetçiliğinin 20. yüzyıldaki seyrini anlamak açısından kilit bir yer tutmaktadır.
Kürt milliyetçi hareketinin ivme kazanması ve örgütlü bir biçime bürünmesi, I. Dünya Savaşı'nın ardından gerçekleşmiştir. Bununla birlikte savaşa hangi koşullarda girildiği, sonraki örgütlenmenin neden bu kadar aceleyle ve bu kadar ağır bedellerle kurulmak zorunda kalındığını da açıklamaktadır.
Tahsin Sever, 1915-1925 dönemini Kürdistan tarihinin en kritik dönemi olarak nitelendirir ve savaşın eşiğindeki tabloyu şöyle özetler:
"I. Dünya Savaşı başlarken Kürtlerde lider potansiyeli taşıyan II. Şeyh Abdulselam'ın 14 Aralık 1914 yılında acele ile idam edilmesi, Kâmil ve Abdurrezzak Bedirxan beylerin Rusya ile hareket etme girişimlerinin sonuçsuz kalması, 1914 yılında Bitlis'te Mele Selim liderliğindeki ayaklanmada Kürt-Ermeni ittifakının gerçekleşmemiş olması, Kürtlerin elini zayıflatan iç dinamiklerdir.
Bu nedenle Kürtler, I. Dünya Savaşına örgütsüz ve lidersiz girdiler. 'Gecikmiş' Kürt milliyetçiliği ancak I. Dünya Savaşı sonuçları üzerinden yeni bir yol arayışına girmek durumunda kaldı."
Bu arayış, 1917'den itibaren birbiri ardına kurulan cemiyetlerde somutlaşmıştır. Seyyid Taha'nın öncülük ettiği Cemiyet-i İstihlas-ı Kürdistan, 1918'de Kahire'de Kürdistan İstiklal Komitesi ve İstanbul'da Kürdistan Teali Cemiyeti, 1919'da Kürt Demokrat Fırkası ve 1920'de Kürt Teşkilat-ı İçtimaiye Cemiyeti bu zincirin halkalarıdır.
O dönemin siyasal dilinde komite, cemiyet ve fırka sözcükleri bugünkü anlamıyla parti karşılığında kullanılmaktadır. Bu birikimin üzerinde yükselen ve kendisinden sonra gelen Xoybûn'a zemin hazırlayan en kapsamlı yapı ise Erzurum'da kurulan Kürdistan İstiklal ve İstihlas Cemiyeti, yani Kürtçe adıyla Cemîyeta Îstiqlal û Îstihlasa Kurdistanê olmuştur. Kürt milleti arasında Azadî adıyla bilinen bu örgüt, teorik ve pratik bakımdan kendinden öncekilerden ayrılarak tarih sahnesindeki yerini almıştır.
Peki Azadî'yi kendinden önceki bütün Kürt cemiyetlerinden farklı ve özgün kılan neydi?
Azadî, Osmanlı İmparatorluğu'nun enkazı üzerinde yükselen ve Türklüğü kuruluş belgesinin merkezine yerleştiren Türkiye Cumhuriyeti'ne karşı Kurdistan'ın içinden doğmuş bir siyasal alternatif niteliğindedir.
Örgüt 1920'nin son aylarında Erzurum'da kurulmuştur. Bazı kaynakların kuruluşu 1921'e ya da örgütün kitleselleştiği 1923'e tarihlendirmesi, örgütün yıllarca gizlilik içinde ve beşer kişilik hücreler hâlinde çalışmış olmasının doğal bir sonucudur.
Azadî, düşünsel kaynağını Ehmedê Xanî'nin siyasal çatı özleminden, eylem geleneğini ise Şêx Ubeydullah ile II. Şêx Evdilselam'ın mücadelesinden almıştır. Büyük çoğunluğu muhafazakâr olan Kürt milletini kucaklarken modern siyasal örgütlenme biçimlerini izlemiş, ilişki ağlarını bu iki eksen üzerinde kurmaya çalışmıştır.
Aşiretler üstü, mezhepler üstü ve ideolojik yönelimler üstü bir milli aidiyeti esas alması, onu dönemin bütün Kürt yapılarından ayıran temel özelliktir. Azadî, Osmanlı'nın son döneminde kurulan ve kısa süre sonra dağılan Kürdistan Teali Cemiyeti'nin devamı olduğunu kabul etmiş, ancak o cemiyetin İstanbul merkezli kalmaktan doğan açmazlarının da farkında olmuştur.
Bu nedenle milli mücadelenin ağırlık merkezini Kürdistan'ın içine taşımaya karar vermiş, daha kapsayıcı bir toplumsal uzlaşma hedefiyle Kürt subaylarının önderliğinde Kürt aydınlarını, din adamlarını ve aşiret önderlerini aynı çatı altında toplamıştır. Dolayısıyla Azadî'nin özgünlüğü, Kürt siyasetini ilk kez İstanbul salonlarından Kürdistan'ın kasabalarına ve köylerine indiren bir örgütlenme modeli kurmasında yatmaktadır.
Bu örgütlenmenin düşünsel ve pratik önderliğini üstlenen Xalid Begê Cibrî, 1882'de Gimgim'de, Cibran aşiretinin önder ailesinde dünyaya gelmiştir. Babası Mahmud Bey, Hamidiye Alayları’ndan İkinci Cibran Alayı'nın komutanıydı.
Xalid Beg, Osmanlı'nın Kürt siyasetinin bir aracı olarak kurulan Aşiret Mektebi'ne 1892'de kaydolmuş, ardından 1897'de girdiği Harbiye'den 1902'de yüzbaşı rütbesiyle mezun olarak Osmanlı askeri düzeninin içinde yer almıştır.
I. Dünya Savaşı arifesinde Varto’ya çağrılarak üç Cibran Hafif Süvari Alayları’nın komutanlığına atanmış,
I. Dünya Savaşı'nda Kafkas cephesinde Cibran süvarilerinin başında savaşmış ve miralaylığa yükselmiştir.
Onun bu cephede ve savaş boyunca Kürt milletinin maruz kaldığı yıkıma tanıklık etmesi, Osmanlı kimliğinden kopuşunu ve milli bir hareketin zorunluluğuna varışını hızlandırmıştır.
Ayrıca 1908 yılında İttihat-I Terakki’nin ele geçirmesiyle meydana gelen gelişmelerin, başta Kürtler, Ermeniler diğer ulusal ve dinsel azınlıklara karşı geliştirilen ayrımcı politikalarının bire bir tanığıdır.
Xalid Beg'in ailesi, sonraki ayaklanmanın önderiyle de doğrudan bağlıdır: Şêx Seîd hem teyzesinin oğlu hem de kız kardeşi Fatma'nın eşiydi. Bu bakımdan Azadî'nin siyasal kanadı ile ayaklanmanın dinsel önderliği arasındaki ilişki yalnızca örgütsel değil, aynı zamanda ailevi bir bağa da dayanmaktadır.
Xalid Beg'in bağımsızlık yönündeki tercihi, Kemalist hareketin örgütlenme yıllarında açık biçimde görülmektedir. 16 Haziran 1919'da Erzurum Kongresi'ne davet edilmiş, 25 Temmuz 1919'da ise resmi görevini gerekçe göstererek kongreye katılmayacağını bildirmiştir. Aynı dönemde Kürdistan Teali Cemiyeti'nin Kürdistan'daki teşkilat çalışmalarının onun öncülüğünde yürütüldüğü aktarılmaktadır. Onun önderliğindeki Azadî, Kürtlerin bağımsızlık seçeneğini ve modernleşme süreçlerini birlikte gözeten hem siyasal hem askeri bir örgütlenme olarak şekillenmiştir.
Erzurum merkezli bu yapı, geleneksel aşiret ayrılıklarını aşan, seküler ve muhafazakâr kesimleri birlikte kapsayan geniş tabanlı bir bağımsızlık hareketine dönüşmüştür.
İngiliz istihbarat raporları örgütün Erzirom, Dersim, Amed, Sêrt, Bedlîs, Mûş, Xinûs, Van, Qers, Erzîngan, Milazgir, Xarpêt ve İstanbul'da şubeleri bulunduğunu kaydetmekte, bazı listeler şube sayısını yirmiyi aşkın göstermektedir. Bu yaygınlık, Azadî'nin bir kent cemiyeti olmaktan çıkıp Kürdistan'ın büyük bölümüne yayılmış bir ağ örgütüne dönüştüğünü göstermektedir.
Azadî'nin kadrosu, dönemin Kürt siyasal yelpazesinin hemen bütün renklerini bir araya getirmiştir. Örgütün çekirdeğinde, İstanbul'un askeri okullarında yetişmiş Kürt subaylarının yanı sıra aydınlar, müderrisler ve aşiret önderleri yer almıştır.
Başında Xalid Beg'in bulunduğu bu kadroda Şirnexî Mela Evdirrehman, İhsan Nûrî Paşa, İsmail Hakkı Şaweys, Bedlîsli Kemal Fewzi, Bitlis mebusu Yusuf Ziya Bey, Amedli Dr. Fuad Bey, cemiyetin sekreteri Çewlîgli Tayyip Ali Bey, Teğmen Ali Rıza Bey, Hesenan aşiretinin reisi Hesenanlı Halit Bey, Kolağası Kerem Bey, Heyderan aşiretinin önderi Kör Hüseyin Paşa'nın ailesi, Hacı Ahti Bey, Cemilpaşazadelerden Ekrem ve Kadri Beyler ile Kürdistan Teali Cemiyeti'nin başkanı Seyid Evdilqadir gibi adlar bulunmaktadır.
İngiliz istihbaratına göre Seyid Evdilqadir 1924'te örgütün İstanbul şubesinin başındaydı. Kadri Cemilpaşa'nın tanıklığı ise Amed şubesinin kendisi, Ekrem Bey, Dr. Fuad ve Hacı Ahti tarafından kurulduğunu ortaya koymaktadır. Bu çekirdeğin çevresinde onlarca din adamı, aşiret reisi ve kanaat önderi örgütlenmiştir. Subayı, şêxi, aşiret reisini ve aydını aynı gizli ağın içinde buluşturan bu yapı, Kurdistan tarihinde bir ilktir ve bu ilkin önemi ne kadar vurgulansa abartılmış olmaz.
Xalid Beg'in önderlik anlayışı da bu bileşimin bir yansımasıdır. Aşiret kökenli, geleneksel kültürün içinden gelen, Osmanlı subaylığı yapmış ve cephe deneyimi kazanmış biri olarak dinsel, siyasal ve askeri birikimi aynı kişilikte toplamıştır. O dönemde Kürt milliyetçiliğinin henüz geniş kitlelere yayılmamış olması, onu milliyetçi hedefleri dinsel otoriteyle ve aşiret bağlarıyla birleştiren bir stratejiye yöneltmiştir.
Bugüne değin ortaya çıkan belgelere göre Azadî, siyasi ve askeri kadrolardan oluşan illegal bir merkezi yapı ve bu merkezi yapıya bağlı aşiret reisleri, şeyhler, din adamları, toplumda etkili şahsiyetlerin yer aldığı bir çatı örgütlenmesidir.
Sovyetler Birliği’nin arşivinden çıkan belgelere göre, Kürdistan Teali Cemiyeti 1920 yılında yasaklanmasından sonra Nisan 1922’de Kürdistan İstiklal Cemiyeti’ne katılmıştır. Kürt milleti arasında etkili olan şêxler, müderrisler ve din adamları bu şema sayesinde örgütün seferberlik ağına dahil edilmiş, milli davaya geniş kitlelere ulaşabilecek bir ses kazandırılmıştır. Bu bakımdan farklı kanatlardan oluşan yapı, dönemin koşullarında milli hedefi dinsel meşruiyetle buluşturan son derece bilinçli bir örgütsel tercih niteliğindedir.
Bu ilişkinin niteliğini en açık biçimde ortaya koyan tanıklık, Şêx Seîd'in kendi ağzından gelmektedir. Şark İstiklal Mahkemesi Savcısı Ahmet Süreyya Örgeevren'in cezaevinde Şêx Seîd'e yönelttiği sorular ve aldığı cevaplar şöyledir:
"– Maslup Yusuf Ziya ve Cibranlı Halit size kıyam için teklifte bulunmuşlar ve Bitlis'teki askere ait cephaneliği ele geçireceklerinden falan da bahsetmişler. Yusuf Ziya size gelir gidermiş. Muşlu Nuh Bey falan da böyle bir hareketin taraftarı imişler...
– Onların fikri, davası başka idi.
– Ne gibi bir dava?
– Kürdistan davası... Kürt hükümeti kurmak istediklerini Yusuf Ziya Bey'den duymuşem..."
Şêx Seîd bu konuşmada Xalid Beg ve arkadaşlarının üstlendiği misyonun dinsel değil ulusal olduğuna işaret etmekte, aynı hususu mahkeme ifadelerinde de tekrarlamaktadır. Bu tanıklık, ayaklanmayı dinsel bir gericilik hareketi olarak sunan resmi anlatının, bizzat devletin kendi sorgu tutanaklarıyla çeliştiğini göstermesi bakımından önem taşımaktadır.
Azadî'ye önderlik eden modernist kadro, ulusal hareketi aşiretler arasında bir ittifak kurarak örgütlemeye çalışmıştır. Bu noktada Xalid Beg'i geleneksel Kürt ayaklanmalarının önderlerinden ayıran temel fark, Kürtler arasındaki ilişkileri yalnızca aşiret dayanışması olarak değil, çağdaş bir siyasal birliktelik olarak yeniden kurma çabasıdır. Bu çabanın en zorlu sınavı mezhep ayrılığı olmuştur.
Haziran 1920'de Gimgim'deki Qeraj mezrasında Alevi aşiret önderleriyle yapılan toplantı, Kürt iç dinamiklerindeki bölünmeleri aşma girişiminin önemli bir göstergesidir. Xalid Beg'in çekirdek ekibinde Alevi Kürtlerden İsmailê Seyidxan ve Lolanlı Hüseyin Ağa gibi adlar da bulunmaktaydı.
Bununla birlikte Qeraj toplantısı beklenen sonucu vermemiş, bazı Alevi aşiretleri Ankara'ya yönelmiş, Xormek aşireti 1925'te ayaklanmanın en etkili muhalifleri arasında yer almıştır. Bu başarısızlık, aşiretler arasındaki geleneksel rekabetin ve devletin mezhep farklılığını araçsallaştıran politikasının, Kürt siyasal birliğinin önündeki en ağır engel olduğunu göstermektedir. Aynı zamanda bu toplantılar, Kürt siyasal tarihinde nadir görülen bir vizyonla milli bütünleşmeyi amaçlayan bir önderlik anlayışını da belgelemektedir.
Azadî'nin dış dünyaya yönelik girişimleri de bu önderlik anlayışının bir parçasıdır. Örgüt, 1922 sonbaharından itibaren Erzurum'daki Sovyet konsolosluğuyla temas kurmuş, 20 Aralık 1922'de Konsolos Pavlovski'ye on maddelik bir protokol sunmuş, 4 Ocak 1923'te ise doğrudan Lenin'e hitaben bir mektup kaleme almıştır.
Ancak Sovyetlerin Ankara ile kurduğu ittifak, bu kapıyı kısa sürede kapatmış; Ocak 1924 tarihli bir Sovyet raporu Kürtlerin Moskova'dan umudunu kestiğini kaydetmektedir.
Örgütün dış şubelere ilişkin nizamnamesi Kürtlerin bağımsızlığının İngiliz desteğiyle sağlanmasını hedef olarak göstermiş, İngiliz istihbaratı da 1924 boyunca örgüt hakkında raporlar hazırlamıştır.
Buna karşın Londra, Musul üzerindeki pazarlıkta Kürtleri bir müttefikten çok bir koz olarak görmüş ve ayaklanma hazırlığını ciddiye almamıştır. Aynı yıl yapıldığı aktarılan örgüt toplantısında genel bir ayaklanmanın ardından bağımsızlık ilan edilmesi ve büyük güçlerden destek aranması kararlaştırılmıştır; bu toplantının bir kongre mi yoksa bir dizi ikili görüşme mi olduğu ise araştırmacılar arasında tartışmalıdır.
Azadî'nin kısa ömrü içinde başarıya ulaşamamasının temel nedenlerinden biri, dönemin uluslararası ve bölgesel konjonktürüdür. Osmanlı sonrasında Ortadoğu'nun yeniden biçimlendiği bu dönemde büyük güçler Kürtlerin uluslaşma çabalarına destek vermemiş, aksine bu süreci kendi çıkarları doğrultusunda engellemiştir.
1921-1926 arasında imzalanan antlaşmalarla Kürdistan dört devletin sınırları içine dağıtılmış, Kürtler ulusal haklarını savunmak yerine bu yeni sınırlar içinde varlıklarını korumaya zorlanmıştır. Dolayısıyla Azadî'nin bağımsızlık girişimi, yalnızca Ankara'nın askeri gücüne değil, dönemin etkin devletlerinin tamamının Kürdistan'ın paylaşımı üzerinde kurduğu uzlaşmaya da çarpmıştır.
Azadî'nin karşısında yalnızca bir ordu değil, Kurdistan'ın paylaşımı üzerinde uzlaşmış bütün bir uluslararası düzen duruyordu.
Örgütün kaderini belirleyen kırılma, 1924 sonbaharında yaşanmıştır. 3 Eylül'ü 4 Eylül'e bağlayan gece, İhsan Nûrî'nin önderliğindeki 18. Alay'ın Kürt subay ve askerleri Beytüşşebap'ta ayaklanmıştır. İhsan Nûrî bu girişimin örgüt kararıyla yapıldığını belirtse de ayaklanmanın hazırlıksız başlaması ve kısa sürede bastırılması örgütü deşifre etmiş, devlete geniş çaplı operasyonlar ve provokasyonlar için gerekçe sunmuştur.
Yusuf Ziya Bey 10 Ekim 1924'te Erzurum'da, Xalid Beg ise 20 Aralık 1924'te yine Erzurum'da tutuklanmış ve Bedlîs'e götürülmüştür. Azadî'nin askeri ve siyasi kadrosunun tutuklanması, hareketin içinde yeri doldurulamayan bir boşluk açmış ve sonraki ayaklanmanın başarısızlığının en önemli nedenlerinden biri olmuştur.
13 Şubat 1925'te Pîran'da başlayan ve resmi tarih yazımının "Şeyh Said isyanı" adıyla andığı ayaklanma, bu nedenle Azadî'nin 1925 baharı için planladığı genel ayaklanmadan çok, tutuklamalar ve baskılar sonucunda erken tetiklenmiş bir ayaklanma olarak değerlendirilebilir. Xalid Beg'in misyonu ve bu süreçteki rolü, çoğu zaman Şêx Seîd'in dinsel önderliğinin gölgesinde kalmıştır. Oysa onun asıl amacı, bağımsız bir Kürdistan için siyasal ve askeri bir altyapı kurmaktı.
Xalid Beg'in Mustafa Kemal ile ilişkisi de bu bağlamda göz ardı edilmemesi gereken bir noktadır. Ekim 1924'te Erzurum'da gergin geçen bir görüşmenin ardından Muş mebusu İlyas Sami aracılığıyla kendisine çeşitli makam ve çıkar teklifleri iletilmiş, Xalid Beg bunların tamamını reddetmiştir.
Aktarılan cevabı, bu reddin ne ölçüde bilinçli olduğunu göstermektedir:
"Heke we ji bo serê min kindirek amade kiribe, ez amade me."
Yani başı için bir ip hazırlanmışsa buna hazırdır. Rüşvet ve iltimas tekliflerini geri çevirmesi, onun siyasal bağımsızlık ilkesine bağlılığının açık bir göstergesidir. Ancak Osmanlı'dan devralınan merkeziyetçi devlet aklı bu tür bir iradeye karşı en sert tutumu seçmiş, Xalid Beg Bitlis Divan-ı Harb-i Mahsusu'nda tutanakları bugüne dek açıklanmayan bir yargılamanın ardından 14 Nisan 1925'te Bedlîs'te idam edilmiştir. Aynı gün Yusuf Ziya Bey, onun kardeşi Teğmen Ali Rıza, damadı Faik ve Şirnexî Mela Evdirrehman da idam edilmiştir.
Xalid Beg'in ölümü, Kürt ulusal hareketinde kalıcı bir boşluk yaratmış, Kürtlerin bağımsızlık mücadelesi ilerleyen yıllarda Xoybûn'dan Agirî'ye uzanan farklı biçimlerde sürmüştür. Onun Bedlîs zindanında, kendisini ziyaret eden Şêx Alaeddin'e söylediği aktarılan sözler, bu mücadelenin kişisel kurtuluşun önüne nasıl konduğunu göstermektedir:
"Xelasbûna min nexwazin, ji Xwedê re dua bikin ku miletê kurd xelas bike."
Yani kendi kurtuluşu için değil, Kürt milletinin kurtuluşu için dua edilmesini istemiştir. Azadî'nin tarihsel hafızası açısından en ağır kayıp ise örgütün tüzüğünün ve üye listesinin yazılı olduğu defterin yok edilmesidir.
Xalid Beg'in tutuklanmasının hemen ardından amcası ve Cibran aşiretinin reisi İsmail Ağa, defteri Erzirom'dan getirerek devletin eline geçmemesi için Gimgim'e bağlı Qerqerut köyünde bir tandırda yakmıştır. Bu olay, devletin baskısı altında Kürd siyasal belgelerinin korunmasının ve Kürtçe bir arşivin oluşmasının nasıl sistematik biçimde imkânsız hâle getirildiğini göstermektedir. Bu bakımdan yakılan defter, Kürt siyasal tarihinin unutturulması ve bastırılması sürecinde kritik bir eşik niteliğindedir.
Bu unutturma sürecine rağmen Xalid Beg'in ve Azadî'nin mirası, idamların yüzüncü yılı olan 2025'te yeniden gündeme gelmiştir. Aynı yıl Amed'de Şêx Seîd hareketinin yüzüncü yılı üzerine konferanslar düzenlenmiş, Azadî'yi ele alan akademik dosyalar yayımlanmış ve Xalid Beg'in hayatını anlatan bir belgesel çekilmiştir. Tutanakları hâlâ açıklanmayan bir yargılamanın, yakılmış bir defterin ve dağıtılmış bir örgüt ağının ardından bu ilginin yüzyıl sonra yeniden canlanması, Azadî'nin Kürt hafızasında hiçbir zaman tam olarak silinemediğini göstermektedir.
Xalid Begê Cibrî ve Azadî başarıya ulaşabilseydi, Kürt ulusal hareketi erken bir aşamada kurumsallaşabilir ve bölgesel denklemler içinde çok daha güçlü bir aktör hâline gelebilirdi. Uluslararası konjonktür ve iç dinamikler bu gelişimi engellemiştir; ancak Xalid Beg'in siyasal mirası ve Azadî'nin bağımsızlıkçı fikriyatı, modern Kürt hareketlerine ilham vermeyi sürdürmektedir.
Örgütlenme, ulusal irade, aşiretler üstü birlik, bağımsızlık ve tarihsel hafıza, Azadî'nin yüz yıl önce bir araya getirmeye çalıştığı ve bugün hâlâ tamamlanmayı bekleyen unsurlardır. Xalid Beg'in Bedlîs zindanında kendisine yapılan teklif ve tehditlere verdiği cevap ise başlı başına bir siyasal manifesto niteliğindedir:
"Daw û doza min hiqûqê miletê Kurd e.
Ez ê bi kîjan wijdanî 'mefkûra xwe ya millî' terk bikim."
Kaynakça
Aydınkaya, F. (2025). Bir Fırtına Alameti: Cibranlı Halit Bey'in Biyografisi.
Bozarslan, H. (2002). Kürt Milliyetçiliği ve Kürt Hareketi (1898-2000).
Bruinessen, M. van (1992). Ağa, Şeyh ve Devlet: Kürdistan'ın Toplumsal ve Siyasal Yapıları.
Demir, B. F. Cibranlı Halid'in Yakılan Defteri.
Demir, B. F. (2025). M. Emin Sever: Türkler Dara Düştüklerinde Kürdlere Taktiksel Yaklaşır, İhtiyaç Kalmadığında Umursamazlar.
Olson, R. (1989). Kürt Milliyetçiliğinin Doğuşu ve Şêx Seîd Ayaklanması, 1880-1925.
Örgeevren, A. S. (2002). Şeyh Sait İsyanı ve Şark İstiklal Mahkemesi.
Sever, M. E. (2023). Kürt Tarihinden Bir Kesit: Azadî Örgütü ve Cibranlı Xalid Bey.
Sever, T. (2010). 1925 Hareketi ve Azadi Örgütü.
Sever, T. (2024). Kürdistan İstiklal ve İstihlas Cemiyeti (Azadî).
Veroj, S. Kurdistan İstiklal ve Kurtuluş Komitesinin Başkanı Xalid Begê Cibran (1882-1925).
Turan, H. Azadî Cemiyeti (KİC) ve Cibranlı Halit Bey (Xalid Begê Cibrî) (*)
(Yazılar, yazarların görüşlerini yansıtmaktadır. Rûdaw Medya Grubu'nun kurumsal bakış açısıyla örtüşebilir ya da örtüşmeyebilir)



