İran ile Umman arasında geçici bir deniz koridoru belirlenmesi ve Hürmüz Boğazı'ndaki Umman koridorunun kapatılmasına ilişkin olası bir anlaşma, yalnızca petrol ve ticaretle sınırlı bir mesele değil. Bu durum aynı zamanda ABD'nin tüm bölgedeki askerî konumuna ve üstünlüğüne vurulmuş doğrudan bir darbe niteliği taşıyacak. Trump'ın, Umman'ın böylesi bir maceraya kalkışması hâlinde yıkıma uğrayacağı yönünde açık bir uyarıda bulunmasına yol açan etken de tam olarak bu jeostratejik riskten kaynaklanıyor.
İran Dışişleri Bakan Yardımcısı Kazım Garibabadi'nin açıklamalarına göre Tahran ve Maskat, Hürmüz'de yaklaşık 11 kilometre genişliğinde geçici bir koridor üzerinde mutabakata vardı. Buna göre gemi girişleri İran'ın kontrolünde olacak ve Tahran, Umman tarafından yönetilen çıkış koridorunun bir kısmı üzerinde de denetim kuracak. Garibabadi, 30 ila 60 gün içinde kalıcı bir anlaşma için müzakerelerin yürütüleceğini, Umman'ın bu geçici koridorun yalnızca ticari gemilere tahsis edilmesini ve nihayetinde 58 yıldır kullanılan güneydeki Umman koridorunun kapatılmasını kabul ettiğini belirtti.
Hürmüz'ün bir enerji ve ticaret konusu olmaktan çıkıp askerî ve stratejik bir krize dönüştüğü asıl eşik tam da burasıdır. Şayet İran'ın iddiaları doğruysa ve Umman, 1982 tarihli Birleşmiş Milletler Deniz Hukuku Sözleşmesi'nin (BMDHS) 38. maddesine aykırı olarak Hürmüz Boğazı'ndaki gemi veya uçak geçişlerine kısıtlama getirilmesine ve daha da önemlisi Müsendem Yarımadası boyunca uzanan kendi güney koridorunu kapatmaya razı olursa, bu durum Körfez'deki güç dengesini kökten değiştirebilir. Hukuk, madalyonun yalnızca bir yüzüdür; diğer yüzü ise Hürmüz rekabetinin arkasında yatan askerî dengelerdir.
Bugüne değin ABD ve Avrupa güçleri, savaş gemilerini ve askerî unsurlarını Basra Körfezi'ne intikal ettirmek için Umman koridorunu kullanmıştır. Bu koridorun kapatılması durumunda, Körfez'deki ABD askerî üsleri ile bölgedeki İngiliz ve Fransız kuvvetlerinin Umman Körfezi ve Arap Denizi ile olan irtibatı kopacaktır. Böylesi bir intikali gerçekleştirebilmek için ya İran'ın onayını almak ya da onunla savaşa girmek zorunda kalacaklardır. Hürmüz Boğazı 167 kilometre uzunluğundadır ve en dar noktasında genişliği yalnızca 39 kilometredir. Bu nedenle Tahran, Umman ile varacağı bir anlaşma sayesinde 11 kilometrelik dar bir koridordan geçen askerî hareketliliği izleme, tehdit etme veya engelleme konusunda fiilî bir kapasite elde ederse, ABD ve Avrupa kuvvetlerinin deniz geçişi ciddi biçimde tehlikeye girecektir.
Son altı ayı aşkın süredir Hürmüz Boğazı'nın kapatılması veya açılması meselesi ne zaman gündeme gelse öncelikle küresel petrol ve ticaret boyutları dikkat çekmiştir. Oysa bu mesele, bu yılın ağustos ayı sonlarında İran ile Umman arasındaki son müzakerelerde daha da belirginleştiği üzere, aynı derecede stratejik ve askerî bir konudur. Bugün hem İran'ın hem de ABD'nin üzerinde çekiştiği Hürmüz Boğazı, 2026 İran Savaşı'nın çözümsüz bir kördüğümü olarak durmaktadır. Bu durum İran açısından bir beka kartıyken, ABD içinse büyük bir güç projeksiyonu meselesidir. Yaklaşık 136 yıl önce Alfred Thayer Mahan, Amerika'nın başarısının anahtarının küresel pazarlara erişmek ve onları kontrol altında tutmak için denizleri ve deniz geçiş yollarını denetlemekten geçtiğini; bunun için de güçlü bir ticaret filosu, büyük bir muharip donanma gücü ve stratejik deniz üsleri inşa etmesi gerektiğini ileri sürmüştü. Trump'ın da Mahanvari bir vizyona sahip olduğu ve bu nedenle dünyanın en kritik stratejik geçiş noktalarına odaklandığı görülmektedir. ABD, Hint ve Pasifik okyanuslarını birbirine bağlayan Malakka Boğazı'nda Endonezya, Singapur ve Malezya ile askerî anlaşmalar akdetmiştir. Keza Panama'nın, Panama Kanalı'nın işletilmesine ilişkin bir Hong Kong şirketiyle olan sözleşmesini feshetmesi de Washington'un baskısıyla gerçekleşmiştir. Ortadoğu'da ise ABD'nin Babülmendep'te Husilere karşı yürüttüğü geniş çaplı operasyonlar ve Hürmüz'de İran ile yaşadığı çatışma, aynı deniz stratejisinin tamamlayıcı unsurlarıdır. Dolayısıyla Hürmüz meselesi, sanılandan çok daha fazla su kaldıracak derin ve çetrefilli bir krizdir.
(Yazılar, yazarların görüşlerini yansıtmaktadır. Rûdaw Medya Grubu'nun kurumsal bakış açısıyla örtüşebilir ya da örtüşmeyebilir.)



