Kavafis, "Başka bir ülke yok, başka bir deniz bulamazsın, bu şehir arkandan gelecektir" der ve bütün sürgünlüklere yol verir. Bizimse gidecek, başımızı sokacak bir yurdumuz dahi yok. Bir yerlere gidiyoruz, gitmek zorunda kalıyoruz ama arkamızdan gelenler acı anılarımızdan başka bir şey değil. Ve kabuk bağlamamış yaralarımız. Başımızı koyacak bir yer olsaydı, elbette kabuk bağlardı yaralarımız. Bir yerlere sığınırdık ve yaralı bir ceylanın yarasını yalaması gibi biz de yaralarımıza bakardık. Hep açıkta kalan, kanayan yaralarımızla dışarıdayız ve bir yerlere gitmek zorundayız.
Zaman: 1940'lı yıllar. Benim penceremden görünen figüranlar: Biraderim, Pütürgeli Hasan ve Abuzer. Bir belirsizliği oynarız bu yüzden. Ve eksik takvimlerle çıktığımız her yolculukta, esmer yüzümüze gömülmüştür kaderimiz. Esmer yüzümüz, bütün karşılıksız soruların mezarlığıdır. Kimler geçmemiştir ki bu mezarlıktan. Kimleri göndermemişizdir ki Avrupa'nın soğuk kentlerine. Bıkmadan usanmadan yeryüzünün en acı haritalarını çıkarmışızdır bu mezarlıktan. Gidecek bir yerimiz yok. Bir yerimiz olsaydı, elbette durum farklı olurdu. Kanayan yaralarımız kabuk bağlardı. Biz böyle gün ortasında el âleme seyirlik ibretlik olmazdık.
Raman Dağı'nın eteklerinde hüznü topluyorsam hâlâ, koçberlerin stranlarına kulak vermişsem, demek ki hâlâ Diyarbakır Hapishanesi'ndeyim ve Adiloş Bebe'ye bakıyorum. Kara çadırların içinde bekleşip duruyoruz. Kendimize gelmek için. Kendi inimiz. Karanlık suratımız, yazgımız, tarihimiz. Soluklanmak için, bir an için. Yol bellidir ve kan revandır bütün iklimler. Batman nisanları, Silopi mayısları ve Cizre haziranları… Ah! Berhava olan bütün bir gençliğimiz, toprağa vaktinden çok evvel dökülen taze bedenlerimiz. Aslında hiç çıkmamışızdır kara çadırın içinden. Bir hüküm gibi uzaktan ve yakından… Biraderim, Pütürgeli Hasan ve ben…
Sonra Sirkeci'de beklediğimiz gar ayrılıkları. 1940'ların havası belleğimize çarpar durur. Suratımızın tam ortasına patlar. Biraderim, Pütürgeli Hasan ve Abuzer. Kime sorsak nereye gideceğimizi, kendimizi bularız her fırsatta karşımızda. Biraderim başka havada, "İnsan insana sığmaz." diyor, başka bir şey demiyor. Hasan, hasret kancasında uzakları gözlüyor, bir eli böğründe. Abuzer ise geçen günlerin aynasında çarmıha geriliyor, ses etmiyor. Kesinlikle ses etmiyor. Sessizce kan kaybediyor, sararmış benzi dışında. Yanına yaklaşmaya korkuyorum. Bıçak kesmiş ağzımı, sessizliğimi ustura bakışlarımla biliyorum. Biraderim başka havada, uzakta.
İstanbul'dayım esmer hamallar arasında. Kimi, neyi bekliyorum gecenin bu vakti? Yaşama daha çok var. Hangi akrep ısırdı beni, hangi yelkovan kovalıyor? Sağmalcılar'dayım, bir ekmeğin peşinde. Yolunu gözlediklerim hiç yoktan gittiler. Kapımda Roma yangınları... Beynimde alev alev gitmeler, sürgünlükler ve gar ayrılıkları. Haydarpaşa sultası. Beyazıt, Mercan Yokuşu, Eminönü ve Cağaloğlu. Kimse kusur aramaz, bulmaz. Kimsede kusur aramıyoruz. Bir yerlerde bekler mi hâlâ Seyyid Rıza? Hecelenmiş katliamlar, mimlenmiş darağaçları.
İbrahim'in türküsü belirli belirsiz seçilir uzaklardan. Giden gitmiştir aslında, kalanlarsa pek mahzun. Yerle bir oldu umutlar. Kurşunun adresi bellidir yine. Yağmur ve yüreğim tekleyip dururlar aynı damlanın içinde. Boğuşup dururlar, can çekişirler. Uzaklardan gelen İbrahim'in türküsüyle... Berfin gelir gelmez vurulacaktır, pis pusunun üzerine yürüyecektir. Sonra sonu gelmez Norşin akşamları, Muş Ovası, Taş Medrese, beyaz evler, Şeyh Nureddin, Nakşî ayaklanmalar ve Mirler Divanı. Hepsi at başı yekpare. Norşin kaçırması unutulmaz, zamanın iki yakasında. Kan kırmızısı Norşin narları, kan çiçekleri, nar çiçekleri… Ve Uzun'un derin hasreti, tarifsiz kederi, yarı yolda kalmış hayalleri.
Bir delik açılmıştır ruhumda ve kurtlanmaya başlamıştır bütün yeşil dünya. Gelmeyecektir Berfin. Hiçbir zaman gelmeyecektir. Onu bekleyen annesi de yok artık. Hangi yürek dayanır annesiz bekleyişlere? Ve anneler daha çok benzer Diyarbakır'a, bebelerse Adiloş Bebe'ye. Kimler ölür dolunayın altında? Biraz daha yaşamak için, çok daha ölmek gerekirmiş. Kanımızın alazında bekleşir toplu gar ayrılıkları. Aslında 1940'lardan hiç çıkmamışızdır. Tarihimiz orada takılı kalmıştır, saatimizin kafası bozulmuştur, pimi çekilip ortamıza atılmıştır. Akrep zehriyle, yelkovan zembereğiyle kalakalmışızdır.
Muhakkak bir hapishanede anneme, dostlarıma, sevdiklerime mektup yazıyorumdur. Biraderim, Pütürgeli Hasan ve Abuzer bir yerlerde beni bekliyorlardır. Nereye gideceğimizi bilseler de, az çok sonlarını kestirseler de bekliyorlardır beni, biraderim, Hasan ve Abuzer.
Kullardan bir kulum, insanlardan bir insan ve Cehennem Deresi'nde bir çiy tanesi, Newala Qesaba'da bir umut damlası. Bitlis yollarında kayıp bir Lice sigarası, kaçak yolcu... Aslımı sormasa da küheylan, yolumu bilirim, nereye gideceğimi bilirim ve ölümlerden ölüm beğenirim. 1940'lı yıllar; aynı kişiler: Biraderim, Pütürgeli Hasan, Abuzer ve ben. Düz ovada yamyassı hikâyemiz, inmiş tepemize asuman, dalga kıran, kan donduran. Her bileşkede gizli tarihimiz, uzaklara ötelenmiş hikâyemiz. Gar ayrılıkları. Sirkeci ve Haydarpaşa, Kurtalan ve Erzurum, Sivas ve İzmir…
Ulu Çarşı'nın uluları, Ulu Cami'nin müdavimleri, çok oldu geçeli. Dersim dağları, Amed darağaçları, iki gözün deniz seviyeli sonsuz uçurumu. Bir avuç toprağın rüyasında unutulmak ve yarınlara umut bağlamak… Zweig bütün bunları bilmese de yazmasa da olur. Çarşı ile cami arasında, dağlar ile darağaçları arasında aynı zaman dilimi, aynı figüranlar: 1940'lı yıllar; Biraderim, Hasan ve Abuzer ve ben… Sonra diğerleri, Helin, Aziz, Xançepekliler ve rızkının peşinde koşturan esmer çocuklar…
Kavafis'le başladığımız, yersiz yurtsuzlar mezarlığına dönüşen yolculuğumuzu onun sözüyle bitirelim: "Bir kayık yapacağım, başka ülkelere gideceğim." İskenderiyeliye bir sorumuz var: Belli bir yeri, yurdu olmayan bizim gibi haymatloslar nereye gidecekler? Gönül rahatlığıyla son nefesini veremeyecek olanlar… Mesela biraderim, Pütürgeli Hasan, Abuzer ve benim gibiler için Kavafis'in kayığı ne anlam ifade eder?
(Yazılar, yazarların görüşlerini yansıtmaktadır. Rûdaw Medya Grubu'nun kurumsal bakış açısıyla örtüşebilir ya da örtüşmeyebilir)



