Ulusal hareketler literatüründe, ezilen ulusların temel talepleri arasında ana dilde eğitim hakkı ile ulusal egemenlik taleplerinin öncelikli konumda yer aldığı genel kabul görmektedir. Buna karşın, bazı Kürt illerinde veya kimi yerel girişimlerde DEM Parti kadroları tarafından "Erkeği Dönüştürmek" gibi toplumsal cinsiyet odaklı toplantıların öne çıkarılması, söz konusu ulusal davaya ilişkin önceliklerin göz ardı edilmesine, hatta görünmez kılınmasına yol açmaktadır.
Bu durum, aciliyet hiyerarşisinin sorgulanmasını gerekli kılmaktadır. Bir milletin varlığının temel unsuru olan ana dili ve o dilde eğitim hakkı dururken, temel ulusal haklar henüz güvence altına alınmamışken, "komünal yaşam" veya "Erkeği Dönüştürmek" gibi müdahalelerin ne ölçüde öncelikli olduğu, neden-sonuç ilişkisi içinde sorgulanmalıdır.
Karşılaştırmalı araştırmalar, gerek çok daha demokratik ve sanayileşmiş toplumlarda gerekse yapısal olarak geri kalmış toplumlarda "erkeği dönüştürme" projelerine rastlanmıyorsa, Kürtler gibi çok daha acil ulusal taleplere sahip milletlerde hangi mantığın bunu gerekli gördüğü sorusunu gündeme getirmektedir.
Ulusal kimliğin sistematik biçimde aşağılandığı ya da dilsel varlığın yok sayıldığı ve buna karşı neler yapılması gerektiğine ilişkin toplantıların neden yapılmadığı da sorgulanmalıdır.
Zira bir milletin dilini yitirmesi, tarihsel olarak kimlik yitimini de beraberinde getirmekte; bu süreçte birey, kendi varoluşunu tehdit eden egemen yapının unsurlarına dönüşme riskiyle karşı karşıya kalmaktadır. Bu bağlamda dil kaybı, yalnızca kültürel bir erozyon değil, aynı zamanda sömürgeci ilişkilere boyun eğme mekanizması olarak işlev görmektedir.
Türkiye'de Kürt meselesi çerçevesinde yürütülen kimi toplumsal projelerin, Özel Harp Dairesi'nin geçmiş uygulamalarıyla ilişkilendirildiği iddiaları literatürde yer almaktadır.
Bu iddialara göre, belirli liderlik figürleri üzerinden yürütülen süreçler, dağda bulunan unsurların en nihayetinde devlet aygıtına entegre edilmesi yönünde bir stratejiyi içermektedir. "Hayat boşluk tanımaz" ilkesi doğrultusunda gündeme getirilen "erkeği dönüştürme" anlatıları da bu stratejinin toplumsal düzeydeki uzantısı olarak değerlendirilmektedir.
Söz konusu anlatılar, ulusal davanın içini boşaltma ve egemen kimliğe entegrasyonu hızlandırma işlevi görmektedir. Egemenlik kuramı açısından bakıldığında, toprakları üzerinde siyasal egemenlik tesis edemeyen milletler yapısal olarak bağımlı konumdadır. Bu bağımlılık, ana dilde eğitim hakkının yokluğuyla somutlaşmaktadır.
Toplumsal cinsiyet eşitsizliği meselesi ele alınırken kadınların görece daha dezavantajlı konumda bulunduğu kabul edilse dahi, erkeklerin "dönüştürülmesi" yoluyla kadınların gelişiminin sağlanacağı varsayımı hem metodolojik hem de sosyolojik açıdan tutarsızdır.
Zira daha "gelişkin" olduğu varsayılan erkeğin, daha geri konumdaki kadını dönüştürme kapasitesi, mevcut yapısal eşitsizlikler dikkate alındığında oldukça sınırlı kalmaktadır. Anadilinde eğitim almış, çok gelişkin ve çağdaş Kürt kadınlardan oluşan ordular mı var ki çok geri kalmış, erkeklik problemi yaşayan Kürt erkeğini dönüştürsün?
Burada derin çelişkiler ve tehlikeler yok mu?
Sonuç olarak, ulusal değerleri sistematik biçimde aşındırılmış bir toplumda, egemen kolonyal yapıya hizmet eden ve ulusal kimliği aşağılayan girişimlere karşı demokratik katılım kanallarının kullanılması gerekmektedir. Bu tür toplantıların protesto edilmesi ve ulusal kimliği hedef alan söylemlerin eleştirilmesi, hem demokratik hakların kullanımı hem de asimilasyon süreçlerine direnç gösterilmesi açısından anlamlı bir tutum olarak değerlendirilebilir. Önceliğin, ana dilde eğitim ve ulusal egemenlik taleplerine verilmesi, uzun vadeli toplumsal gelişmenin temel koşulu olmaya devam etmektedir.
Tanımların doğru biçimde yapılması gerekmektedir; zira hayatta her olgunun kendine özgü bir tanımı bulunmaktadır. Millet (veya ulus) ile azınlık kavramları bu bağlamda birbirinden ayrışmaktadır.
Millet; kendi toprakları üzerinde yaşayan, ortak bir dili konuşan, ortak bir kültüre, ortak bir tarihe ve ortak bir sosyolojik yapıya sahip toplulukları ifade eder. Bu toplulukların millet olmalarından kaynaklanan belirli hukuki hakları mevcuttur. Bir ulusun statüsünden doğan haklar arasında, bağımsızlık koşullarının bulunmadığı durumlarda (örneğin Irak'taki Federal Kürdistan örneğinde olduğu gibi) kendi toprakları üzerinde egemenlik hakkının federasyon yoluyla kullanılması yer almaktadır.
Azınlık ise yeterli bir demografik ağırlığa sahip olmadığı için varlığını sürdürebilmesi amacıyla dil ve kültür haklarına sahiptir; dil eğitimi bu kapsamda seçmeli niteliktedir. Bir millete azınlık haklarının dayatılması mümkün değildir. Bütün bu haklar, evrensel hukuk normları çerçevesinde Birleşmiş Milletler hukukunda yer almaktadır.
Asimilasyonun korkunç boyutlara ulaştığı bu süreçte, Kürt milletinin oyunu ve desteğini alan partilerin, aciliyet arz eden ana dilde eğitim hakkı ile bu hakkın anayasal güvenceye kavuşturulması için toplumsal mobilizasyon sağlamaları gerekmektedir. Buna karşın, oldukça tali plandaki meselelerle uğraşmak; kaza geçirmiş iki kişiden birinin yalnızca hafif sıyrıkları bulunurken diğerinin aşırı kan kaybettiği bir durumda, kan kaybedeni bırakıp hafif sıyrıkları olan kazazedeyle ilgilenmeye benzemektedir.
(Yazılar, yazarların görüşlerini yansıtmaktadır. Rûdaw Medya Grubu'nun kurumsal bakış açısıyla örtüşebilir ya da örtüşmeyebilir.)



