Dünyada Kürt yazarlar kadar ağır bedel verip de beklentisiz yazarlık mücadelesi veren başka bir kalem erbabı yoktur. Onlar sırf milletinin haysiyet, onur ve yaşam mücadelesi için çırpınıp dururlar. Maddi bedel konusunda her türlü fedakârlığı yaparlar. Manevi kıymetlerle mutlu olmayı bilirler. Onlar kıyıda köşede dünyanın her yerindedirler. Hep halkının acılarını ve umutlarını yazarlar. Onların mücadelesini yazacak hiç kimse yoktur. Sadece halkı tarafından görülmek ve takdir edilmek isterler. Ama halkın ‘daha ciddi işleri olduğu için’ onları görmezler, belki de görmemezlikten gelirler. Bu yüzden kendi açmazlarıyla baş başa kalırlar, kendi çelişkileriyle yollarına devam ederler.
Bu yüzden de bir bakıyorsunuz az önce A noktasını savunan bir Kürt yazar, kısa bir zaman sonra da A noktasının düşmanı görünüyor. Zor durum. Dışarıdan bakıldığında bütün Kürt yazarlarının savrulmalar yaşadığını görürüz. Bir noktada duranların ise ağır bedeller vermek zorunda kaldığını. Bu bedellerden en hafifinin ise görmemezlikten gelme olduğunu.
Bu yüzden bir çelişkiler yumağına dönüşür Kürt yazarı, dışarıdan başkalarının gözüyle bakınca. Anadili noktasında bekleyen yıllarca, asırlarca görmemezlikten gelinebilir. Anadilini bir basamak yapıp bir yerlere gelenler ise yukarıdan aşağılara bakıp bir şey oldum zannına kapılabilir. Başka bir dille anadiline bakan ise çeşmenin başını tutmuştur; ne kimseyi dinler böyleleri ne de bir sözleri kalmıştır böylelerinin.
Bu yüzyılda neden Kürt yazarlar olduğu gibi görünmezler?
Ne yapmaya çalışıyorlar?
Yoksa ortalığı karıştırma peşindeler mi(!)
Durum hiç de göründüğü gibi değil aslında.
Tarih maalesef Kürt yazarına olduğu gibi görünme ya da göründüğü gibi olma şansını vermiyor. Bu doğal hakkı onlara çok görüyor. Kürt yazarlar bu şansı yakalamadı henüz. Bu çelişiklik, bu kopmuşluk, bu yadsımalar, yalanlamalar, bu yaralanmalar neden acaba?
İnsanın üzerinde bir elbisesi olmadı mı ya saklanır köşe bucak ya da başkalarının elbiselerinin içine girer. Kürt yazarlarının durumu bundan farklı değil. Bazı Kürt yazarları kendilerini ifade edecek kültürel imkânları olmadığından ya susar ya da başka dillerle, sembollerle kendini ifade yoluna gider. Düşünce acısı ve haysiyet meselesini dert edinenler birçok yola –dil, sembol, alegori vb.– başvuruyor. Bunu da kaygan bir zemin üzerinde gerçekleştirdikleri için, bir zaman sonra kaçınılmaz olarak çelişkili, tutarsız görünüyorlar. Alıp başını gidiyor garabetler. Bu yüzden insanlığın en tuhaf hallerini sergiliyor bazı Kürt yazarları. Buna şaşmamak gerekir.
Hiç kimse böyle absürt bir durumda görünmek istemez tabii ki. Sanırsınız ki Beckett’in bir sahnesinden fırlayıp gelmişlerdir bu kısım Kürt yazarları. Ama öyle değil. Sadece kendilerini ifade etme yoluna gitmişlerdir ve bunu onurlu biçimde gerçekleştirmek istemişlerdir. Yaşar Kemal, Ahmet Arif, Selim Bereket bilinen örneklerdir. Öte yandan anadiliyle yazıp kendini ve hakikati göstermek isteyen Kürt yazarlar da az değildir. Ehmedê Xanî’den başlayıp Feqiyê Teyranlara, Melayê Cizîrîlere, Bedîrxanîlara, Cigerxwînlara, Mehmed Uzunlara kadar uzun bir çizgi var önümüzde. Yeni nesil Kürt yazarlarındaki heyecanı tarif etmek ne güçtür. Her şeye rağmen anadilleriyle eser vermek isteyen yazarlar vardır. Civanmert Kulek, Abdullah İncekan, Amed Çeko Jiyan, Fatma Savci, Yildiz Çakar, Lorîn Dogan, Jana Seyda, Mehmet Dicle, Omer Dilsoz, Lokman Ayebe, Mem Zînistanî, Sadiq Ûskan, Înan Eroglu, Şexo Fîlîk hwd.
Acının her bileşkesinde yer alan, toprağının kokusuyla yaşama tutunan, suyun akışıyla kendi yolunu bulan Kürt halkı, tabiatından ve tarihinden güç alıp önüne bakarak bugünlere gelmiştir. Belki yerin binlerce mil altında sessizce ve derinden de olsa varlığını devam ettirmiştir. Hanelerin kuytuluklarında ya da düz ovalarda çığırtılan stranlarla kendilerini ifade etme yoluna gitmişlerdir. Sonra var olma bayrağını Kürt yazarlar almıştır.
Can çekişir nehirler. Çekilir sular. Ya da öyle görünmüştür dışarıdan. Ama bir yolunu bulup akmasını bilmiştir yüreklerden gelen ince sızılar. Kürtler kişilik bölünmesi yaşamıştır. Fakat bu bölünme çözülme ile sonuçlanmamıştır. Bu parçaları bir arada tutan tarihsel bir bağ vardır. Bu bağ derinlerdedir. Dışarıdan müdahalelerle bu bağa zeval gelmez. Belki hasar görebilir ki görmüştür de. Fakat hepten kopmaz.
Anadilinle rüyalar görürsün, başka dünyaların peşine düşersin herkesin ve her şeyin uzağında. Kendini anlatamazsın. Suskunluğunda kalakalırsın. Seni anlayacak olanlar ya çoktan ölmüşlerdir yorgun bedenleriyle ya da çok uzaktadırlar kimliksizlikleriyle. Bilirsin ama: Kürtçe yazsan az kişi okuyacak yazdıklarını, başka bir dille yazsan çok kişiye ulaşacaksın. Kaçamazsın kendinden ve söylersin: Bir ana dilinin bağrında nitelik nicelikten üstündür her zaman için.
Anne karnında baş gösteren sancılar seni kıskıvrak yakalar. Sağa dönsen olmaz, sola dönsen olmaz. Bir türlü içinden çıkamazsın. Yakalanırsın ana dilinin çığlığına, kendine ve özüne. Bir başına içine attığın çığlığın içinde kalakalırsın. Senin durumunda olanları düşünürsün, düşersin annenin yüreğiyle, ağlarsın annenin gözleriyle. Teselliyi başka yerlerde aramayacağını bilirsin. Senin gibi anadilinin çığlığına sessiz kalamayanlara ulaşırsın.
Aynı durum Kürt yazarlar için de geçerli. Her açıdan her alanda tutarlı olan Kürt yazarlar azdır ama çok kıymetlidir bunlar. Her bir tanesi pırlanta, bir inci tanesi. Zaten tutarlı olanlar da acımasız biçimde eleştirilir, dışlanır. Bedeni ayakta tutan da akıldır. Bunu söyler tarihi kadim, bunu yazar hakiki tarihçiler. Kürt halkını ayakta tutup özgür yarınlara taşıyanlar da bunlardır. Selam olsun halkı için ağır ama görünmez bedeller ödeyenlere.
Bu vesileyle 26 Eylül-4 Ekim 2026 tarihleri arasında Amed Kitap Fuarı’nda Kürt yayınevlerini ziyaret edip bol bol Kürtçe kitap almanızı tavsiye ederim. Kürt yayınevlerine ve Kürt yazarlarına satın alacağımız Kürtçe kitaplarla destek olalım. Buna hepimizin ihtiyacı var. Kürt ağacını sağlam ve diri tutalım.
(Yazılar, yazarların görüşlerini yansıtmaktadır. Rûdaw Medya Grubu'nun kurumsal bakış açısıyla örtüşebilir ya da örtüşmeyebilir)



