Geçen hafta sonu, moral bulduğum önemli bir etkinliğe katıldım.
Hem uluslararası düzeyde bilimsel konuların ele alındığı hem de kültürel etkinliklerin serpiştirildiği bu program, aşırı sıcaklardan kaçıp Bern dağlarının serinliğinde üç gün süren bir buluşma olarak katılımcıları gerçekten mutlu etti.
İsviçre’nin Bern dağlarında bir otelde, 160 delegenin katılımıyla Uluslararası Kürdoloji Forumu gerçekleştirildi. Mala Kurdan öncülüğünde Cûdî Academy tarafından düzenlenen ve 10-12 Temmuz 2026 tarihlerinde gerçekleştirilen foruma çok sayıda bilim insanı katıldı.
Ulusal uyanış ve refleks açısından değerlendirildiğinde forum oldukça başarılı geçti.
Dr. Rıfat Altan’ın açılış konuşmasını yaptığı foruma; ABD’den Prof. Dr. Michael Chyet, Prof. Dr. Farangis Ghaderi, Dr. Michel Leezenberg; Fransa’dan Prof. Boris James; Londra’dan Dr. Janroj Yılmaz Keleş; Avusturya’dan Dr. Thomas Schmidinger ve Prof. Dr. Katharina Brizić; Atina’dan Katia Zagoriou; İsrail’den Prof. Dr. Ofra Bengio; Hamburg’dan Prof. Dr. Yaron Matras ile Dr. Eva Duran Epper; yazar Esmat Sophie, Prof. Dr. Salih Akın ve Dr. Agnes Grond gibi değerli isimler katıldı.
Kürt dilinin standartlaştırılması, Kürt çalışmalarında metodolojik gelişim, Kürdoloji alanındaki güncel gelişmeler, Kürtler ve Kürdistan, Avrupa’da Kürtçe öğrenimine ilişkin deneyimler ile ulus ötesi perspektifler gibi önemli konular ele alındı. Programın kültürel boyutunda ise çocuklarıyla gelen katılımcılar için resim sergisi, “Ey Reqîb” marşı ve müzik dinletileri düzenlendi.
Dengbêj Kawa Ormiyê klamlar söyledi, delegeler govende kalktı. Bilimsel bir etkinliğin bu denli güçlü kültürel ve moral boyutlarla harmanlanması, belki de ilk kez bu kadar başarılı bir şekilde gerçekleştirildi.
Avrupa’daki Kürdistan mobilizasyonu ciddi bir ivme kazanıyor. Diya Kurd ve Rewenda Kurd gibi federasyonlar önemli çalışmalar yürütüyor. Forumda bu iki federasyondan da delegeler yer aldı. Diya Kurd Başkanı Mehmet Tanrıverdi, Kürtlerin diasporadaki örgütlenme ve diplomasi çalışmaları üzerine önemli perspektifler sundu.
Mala Kurdan’ın organize ettiği bu forum bir ilk olsa da kurumun programlarında daha geniş kapsamlı bilimsel ve kültürel projeler yer alıyor. Son yıllarda kurulan Mala Kurdan derneklerinin çoğalmasıyla bir federasyona dönüşen yapı, bünyesinde Cûdî Academy’yi kurdu. Akademi, Kürtçe dâhil birçok dilde yayımladığı dergiyle Kürtlerle ilgili bilimsel makalelere ev sahipliği yapıyor.
Ayrıca Mala Kurdan, Kürdistan’ın dört parçasından gelen Kürtlerle birlikte dil ve kültür çalışmalarını sürdürüyor.
Konuşmacıların her biri birbirinden değerli ve ufuk açıcı bilimsel görüşler sundu. Forumun en renkli simalarından biri olan, otuzdan fazla dil bilen Prof. Dr. Michael Chyet, hem bir Kürdolog hem de Kürtçeyi akıcı konuşan bir isim olarak dikkat çekti.
Kürtçenin hem antik hem de son derece zengin bir dil olduğunu vurgulayan Chyet, lehçeler arasındaki farklılıkların azalması için tüm parçalarda Kürtçe eğitiminin ve ortak bir dil pazarının önemine değindi. Konuşması sırasında Sorani ve Kurmanciyi dönüşümlü kullanarak verdiği örneklerle lehçeler arasındaki ses farklılıklarını muhteşem bir biçimde anlattı.
Diğer bilim insanlarının analizleri de tek tek dinlenmeye ve kayıt altına alınmaya değerdi.
Ortadoğu’nun karmaşık jeopolitik ortamında Hannibal’in meşhur vecizesi, “Ya bir yol bulmalı ya da yeni bir yol yaratmalı.” Bu sözler, Bakur Kürtleri için büyük bir güncellik taşımaktadır.
Tarihsel deneyim, hiçbir ulusun tek başına tam özgürleşemediğini veya ulusal haklarına eksiksiz kavuşamadığını açıkça göstermektedir. Bu bağlamda diplomasi, ulusal mücadelelerin ayrılmaz ve stratejik bir unsuru hâline gelmiştir. Diplomasinin yanı sıra bilimsel araştırmalar ve kültürel çalışmalar da aynı derecede kritik öneme sahiptir.
Çünkü ulusal hakların tesisi yalnızca siyasi ve hukuki mecralarda değil, bilgi üretiminin ve kültürel sermayenin güçlendirilmesiyle de mümkündür. Bu çerçevede, şiddete dayanmayan özgürlük mekanizmalarının sistematik bir şekilde hayata geçirilmesi hem etik hem de stratejik açıdan zorunludur.
Uluslararası ilişkiler teorisi, özellikle realist, liberal ve konstrüktivist paradigmalar ışığında incelendiğinde, Avrupa’daki Kürt diasporasının yaklaşık üç milyona ulaşan nüfusu ve bu kitlenin birçok egemen devletin toplam nüfusunu aşması, diaspora siyasetinin potansiyelini çarpıcı bir biçimde ortaya koymaktadır.
Bu demografik gerçeklik, diasporanın lobicilik, akademik ağlar, kamu diplomasisi ve sivil toplum örgütlenmesi üzerinden çok önemli katkılar sunabileceğini göstermektedir. Kısacası, Ortadoğu’daki jeopolitik dönüşüm sürecinde diplomasi, bilim, kültür ve diaspora dinamiklerinin eşgüdümü, sürdürülebilir ve barışçıl bir özgürlük stratejisinin temel taşlarını oluşturmaktadır.
Rojava’daki hezimet ve Bakur’da hiçbir ulusal hakkımıza kavuşamamış olmamızın yarattığı bu moralsizlik sürecinde Kürtler gibi kadim uluslar yeniden ulusal uyanışlar ve refleksler geliştiriyor. Damarları tarihin derinliklerinde olan Kürt ulus sosyolojisini bilenler, bu sosyolojinin asla yenilmeyeceğini de bilirler.
Bu uyanışın bir ayağı da diasporada birçok dernekten oluşan Kürt federasyonu Mala Kurdan’dır.
(Yazılar, yazarların görüşlerini yansıtmaktadır. Rûdaw Medya Grubu'nun kurumsal bakış açısıyla örtüşebilir ya da örtüşmeyebilir.)


