Aydınlanma olgusunu karşılaştırmalı bir perspektiften ele almak, konuyu daha aydınlatıcı kılacaktır. Batı’da “Aydınlanma Çağı”, bilimin hurafeciliğin önüne geçtiği, akılcı ilerleme ve medeni hukukun üstünlüğünün benimsendiği bir dönem olarak tanımlanır.
Bu dönemin düşünürleri, Orta Çağ’ı “karanlık çağ” olarak nitelendirmişlerdir. Günümüz Ortadoğu’sunda ise, şeklen laik devlet yapılarına ve kapitalist araçlara rağmen, Orta Çağ’a benzer bir zihniyet ikliminin hâkim olduğu gözlenmektedir.
Aydınlanmanın temel ilkesi, aklın özgürce kullanımıdır. Kant’ın ifadesiyle aydınlanma, “insanın kendi suçuyla düştüğü ergenlikten kurtulması”dır; bu ergenlik, aklını kullanma yetersizliğinden değil, başkasının yönlendirmesine bağımlı olmaktan kaynaklanır. Bu çerçevede, aklın baskı altına alınması, Türkiye ve İran örneklerinde görüldüğü üzere, biat kültürüne dayalı ve toplumsal aydınlanmaya kapalı topluluklar üretmektedir.
Kürtlerde de benzer bir ergenlik sorunu tartışılabilir. Örgütler ve partiler arası ilişkilerde gözlenen bağımsızlık eksikliği, ilhakçı devletlerin yönlendirmesiyle açıklanabileceği gibi, bağımsız karar alma kapasitesi ve cesaret yetersizliğiyle de ilişkilendirilebilir. Bununla birlikte, tablo tamamen olumsuz değildir. Kürtler, Ortadoğu’da ırkçılığa karşı en tutarlı duruş sergileyen ve birlikte yaşadıkları halkların haklarını doğal olarak gözeten bir konumdadır. Belki de çok acı çekmiş olmalarından ya da kadim mivanperwer (misafir perver) kültürlerinden kaynaklanıyor. Özellikle Başûr’da (Irak Kürdistanı) bu tutumun somutlaşması, sosyolojik bağlamı ne olursa olsun, bölgeye göre önemli bir gelişmişlik göstergesidir. Çokkültürlülüğe ve birlikte yaşadıkları milletlere gösterdikleri saygı, Ortadoğu’daki devletlerin yaklaşımını fazlasıyla aşan bir niteliğe sahiptir.
Ortadoğu, tarihsel olarak uygarlaşmanın beşiği olmasına rağmen, özellikle son üç yüzyılda hurafecilik ve dogmatizmin etkisiyle gelişemiyor. İran, Türkiye, Irak ve Suriye’de demokrasi ve insan hakları açısından kronik sorunlar yaşanmakta; düşünce, sanat, felsefe ve bilim alanlarında adeta bir donma hâli söz konusudur. Bölge, Batı’nın Rönesans öncesi dönemine benzer bir zihinsel iklimi yansıtmaktadır. Bu donukluk, hukuk bilincinin ve demokratik kültürün gelişmesini de engellemektedir.
Nitekim 22 Arap devleti, İran, Pakistan, Afganistan ve Türkiye, demokrasinin kurumsallaşamadığı ülkeler arasında yer almaktadır. Kuşkusuz bu ortamda Kürtlerin işi pek kolay değil. Fakat Kürt davası çözülmeden de aydınlanma mümkün değil.
Kürtlerin Birleşmiş Milletler ile ilişkilerinden de belirgin bir ilerleme kaydedilmemiştir. Ancak Kürtlerin Ortadoğu’daki konumu, bazı umut verici unsurlar barındırmaktadır. Başûr’da (Kürdistan Bölgesi) farklı etnik ve inanç gruplarına tanınan hakların, BM azınlık hakları standartlarına uyumu önemli bir gelişmedir. Batı’da II. Dünya Savaşı sonrası yerleşen modern üretim ilişkileri, demokratik çoğulculuk, kurumsal demokratikleşme ve sosyal devlet anlayışı genel olarak devam eden bir trend oluştururken, Ortadoğu’nun neden gerilediğini düşünce ve ifade özgürlüğünün yanı sıra genel insan hakları sicilinden ve Kürt inkârından okuyabilirsiniz.
Türkiye, uluslararası sistemde NATO ve Batı’ya yaslanmaktadır. Çünkü nesnel gerçeklik şudur ki, Ortadoğu’da Batı ve İsrail karşıtlığı üzerine kurulan ulusal hareketlerin statü kazanma şansı oldukça sınırlıdır. Kürtlerin uzun yıllardır dile getirdiği “Batı neden Türkiye’nin baskılarına karşı sessiz?” sorusu, bu yapısal bağlamla yakından ilişkilidir. Rojava yönetiminin yaptığı korkunç hatalar çok ağır kayıplara neden olurken, Batı ile iyi ilişkiler içinde olan Başûr’da aynı zamanda ulusal, kimliksel ve demokratik bilinç ilerlemektedir. Kürtlerin ve Ortadoğu’nun kurtuluşu, düşünsel özgürleşmeye, insanların birey olabilmesine ve Kürt davasının hukuki güvenceye kavuşması sürecine bağlıdır.
Özgür düşünen, düşüncelerini özgürce ifade edebilen, farklı görüşlere tahammül gösteren, çoğulculuk ve bilimselliği esas alan bireyler ve kurumlar yaratmak, bölgenin Rönesans’ı için zorunlu ön koşuldur. Bu doğrultuda kurumsallaşmayı, hukuksal mekanizmaları ve teritoryal demokratik özerkliği (federasyon) güçlendirmek, en rasyonel yoldur. Kürtlerin özgürleşmesi, aynı zamanda Ortadoğu Rönesansı’nın da başlangıcı olacaktır. Bu süreç henüz yolun başındadır; ancak nesnel koşullar ve bilinçli çabayla mümkün görünmektedir.
(Yazılar, yazarların görüşlerini yansıtmaktadır. Rûdaw Medya Grubu'nun kurumsal bakış açısıyla örtüşebilir ya da örtüşmeyebilir.)



