Thomas Jefferson, ABD’nin kurucu babalarından biri olarak 1787 yılında bir mektubunda şöyle yazmıştı: “Bir hükümetsiz gazete ile gazetesiz bir hükümet arasında seçim yapmam gerekseydi, hiç tereddüt etmeden ikincisini seçerdim.”
Jefferson’ın amacı yalnızca belirli bir kesimin konumunu savunmak değildi. O ve ABD Anayasası’nın hazırlayıcıları, basın özgürlüğünün yalnızca bir hak değil, aynı zamanda ilerici, adil ve canlı her toplumun temel direği ve itici gücü olduğunu çok iyi biliyordu. Bir toplum doğru bilgiye ulaşamıyor ve özgür, cesur bir gazetecilik iktidarı denetleyemiyorsa, ilerleyemez.
Ancak bu evrensel ilkeyi Ortadoğu, Irak ve bölgenin gerçekliğiyle buluşturmak son derece zor ve bedeli ağır bir görevdir. Burada medya alanında çalışmak yalnızca mesleki rekabet veya televizyon programı üretmek değildir; aynı zamanda siyasi baskılar, tehditler, bilgiye erişimin engellenmesi ve uzaktan bakıp hakkında konuşmamızı istemedikleri yapay kırmızı çizgilerle her gün karşı karşıya gelmektir.
Böylesine zorlu bir ortamda insanın geri adım atması ve daha basit, daha az sorun çıkaracak içerikler üretmesi çok kolaydır. Ancak Rûdaw Medya Grubu olarak temel sorumuz her zaman şu oldu: Eğer bu engellerle yüzleşmezsek, gerçek hikâyeleri ve halkın sesini kim anlatacak?
Geçtiğimiz günlerde Fransa’da düzenlenen 17. Cannes Uluslararası Medya ve Televizyon Festivali’nde (Cannes Corporate Media & TV Awards), sunuculuğunu Hêvîdar Ahmed’in yaptığı iki “Hêştam Mawe” araştırma programı bölümü resmen iki uluslararası ödüle layık görüldü.
“Hizbullah’ın Geleceği” bölümü, Current Affairs kategorisinde Dolphin Trophy ödülünü kazanırken, Irak ve bölgedeki kuraklık ve çevre krizini konu alan “Mezopotamya’nın Sonu” bölümü ise Finalist oldu.
Bu başarının önemi yalnızca ödüllerin kendisiyle sınırlı değil; uluslararası uzmanlar tarafından onaylanan yüksek standartta yatıyor.
Cannes Medya ve Televizyon Ödülleri Direktörü Alexander Kammel, Rûdaw Medya Grubu’na çalışmalarımız hakkında yaptığı değerlendirmede şöyle konuştu:
“Standartlarınız çok yüksek. Böylesine hassas konuların bu kadar profesyonel bir şekilde ele alındığını gördüğümde çok olumlu anlamda şaşırdım. Bu yalnızca sunucu açısından değil, kamera çalışması ve hikâyenin anlatımı açısından da böyle.”
Kammel, dünyanın önde gelen televizyon kanallarından yaklaşık 100 jüri üyesinin yapımları değerlendirdiğine dikkat çekerek şöyle dedi:
“Yapımlarınız televizyon belgeselciliği açısından çok yüksek bir seviyede. Çok dengeli ve tarafsızlar ve dünyanın en büyükleriyle rekabet edebilecek düzeydeler.”
Her yıl Bloomberg, Al Jazeera, Deutsche Welle ve Discovery gibi büyük kuruluşların yapımlarının değerlendirildiği bir festivalde gelen bu uluslararası takdir; daha önce kazandığımız Telly, Webby ve Stevie gibi uluslararası ödüllerin yanı sıra, bölgesel medyanın dünya standartlarında çalışamayacağı yönündeki anlayışa da güçlü bir yanıt niteliğinde.
Ancak her şeyden önce bu başarı, Rûdaw’ın gazetecilerinin, sunucularının, cesur kameramanlarının, montajcılarının ve özverili yönetmenlerinin emeğinin ve yılmadan çalışmalarının ürünüdür. Gece gündüz çalışan, mesleki ve sanatsal becerilerini en üst düzeyde ortaya koyan bu yorulmak bilmez ekiplerin başarısıdır.
Gazetecilik özgürlüğü ve cesur araştırmacı gazetecilik; adaleti sağlamak, yolsuzlukla mücadele etmek ve toplumu ileri taşımak için vazgeçilmezdir. Özgür bir medya olmadan toplum ilerleyemez.
Tüm engel ve kısıtlamalara rağmen, yaptığımız çalışmaların bugünümüzü, gelecek nesillerin yaşamını ve Kürdistan’ı daha iyi bir geleceğe taşıyacağına dair güçlü inancımız, sınırları aşma yolunda her zaman en büyük motivasyonumuz olacaktır.
Canlı bir toplumun cesur bir medyaya ihtiyacı vardır; itaatkâr bir megafona değil.
Cannes, dünyaya bu toprakların gerçeğinin görülmeye değer olduğunu söylemek için yalnızca bir duraktı. Mesaj yerine ulaştı; ancak önümüzde daha uzun bir yol var.



