Yazar ve eski Akil İnsanlar Heyeti üyesi Tarık Çelenk, DEM Parti yetkilileriyle sivil toplum temsilcileri arasında gerçekleştirilen görüşmenin perde arkasını ve olası yeni sürecin yol haritasını Rûdaw’a anlattı.
Abdullah Öcalan’ın PKK’nin koşulsuz silahsızlanması ve sivil siyasete katılması için Kandil ile görüntülü görüşmeler yaptığını belirten Çelenk, bu ikna sürecinin ardından gözlerin Meclis'e çevrildiğini ifade etti.
Sürecin ilerleyebilmesi için Öcalan'ın "kök hukuk" olarak adlandırdığı kalıcı yasal zeminin şart olduğuna dikkat çeken Çelenk; çıkarılacak yasanın zamanlaması, PKK üyelerinin dönüşünde yaşanabilecek lojistik krizler ve örgütün üst düzey yöneticilerinin Avrupa'ya sürgün edilme ihtimali gibi sürecin en kritik başlıklarını değerlendirdi.
Çelenk, sürecin yasal zeminini oluşturacak tasarının Meclis tatile girmeden gündeme gelmesinin hedeflendiğini ancak araya giren 10 günlük NATO sürecinin takvimi esnetebileceğini belirtti.
Görüşmelerin Eylül ayında Meclis'in açılışına kalma ihtimali bulunmakla birlikte, devletin stratejik bir kararlılık göstermesi durumunda Meclis’in çalışma süresinin uzatılabileceğini ifade eden Çelenk, sürecin gidişatına dair iyimser olduğunu vurguladı.
Yazar ve eski Akil İnsanlar Heyeti üyesi Tarık Çelenk, Rûdaw TV sunucusu Hevidar Zana’nın sorularını yanıtladı:
Rûdaw: DEM Parti ile yaptığınız toplantıda ilk defa duyduğunuz ve daha önce kamuoyuna açıklanmamış bir şey var mıydı?
Tarık Çelenk: DEM Parti, Türkiye'deki aydınları adeta "Akil İnsanlar" modeli gibi belli periyotlarla toplayarak sivil alanda görüş alışverişi yapıyor. Bunun ilk adımı olarak 2-3 gün önce, 10-15 aydını, yazarı ve akademisyeni davet ettiler. İçlerinde İmralı heyetinden Pervin Hanım'ın da bulunduğu yetkililer, hem bizleri bilgilendirdiler hem de görüşlerimizi aldılar.
Benim anladığım kadarıyla sürecin öznesi tek taraflı; süreç, devlet veya ilgili siyasi aktörler tarafından yürütülüyor. Yasalar ve yol haritası devlet bürokrasisi içerisinde tartışılıp belirleniyor, daha sonra DEM Parti ile paylaşılıyor. Pervin Hanım, özellikle Öcalan görüşmeleriyle ilgili kamuoyuna da açık olan bazı bilgileri bizimle paylaştı. Bunlardan bir tanesi; Öcalan'ın koşulsuz ve şartsız olarak PKK'nın silahsızlanması, örgütün kendini tasfiye ederek sivil siyasete katılması konusunda görüntülü görüşmelerle örgütü ikna ettiğiydi. Bu ikna süreci çok önemli.
Tabii bu silahsızlanma sürecinin başlaması için siyaseten olmasa bile teknik olarak birtakım adımların atılması gerekiyor. Bunların başında yasal zemin geliyor. Öcalan buna "kök hukuk uygulaması" diyor; yani partilerin veya iktidarların değişmesinden bağımsız olan, devlet ve ilgili aktörlerin yürüteceği kalıcı bir hukuki ve yasal zemin kastediliyor.
Rûdaw: PKK'nin silah bırakmak için parlamentodan yasanın geçmesini beklediğini söyleyebilir miyiz, yoksa bu kararı şimdiden verdi mi?
Tarık Çelenk: Gördüğüm kadarıyla temmuz ayında beklenen bir süreç var ancak araya girecek 10 günlük NATO toplantısı gibi uzun takvimler de söz konusu. Yine de Cumhurbaşkanı bunun olabileceğini söyledi. Bu yasa çıkarsa silahsızlanma sürecinin hızlanacağını düşünüyorum. Ancak burada teknik bir problem var: Binlerce kişinin silahsızlanıp Türkiye'ye gelmesi... Biliyorsunuz geçmişte bir Habur süreci krizi yaşanmıştı.
Bu durum nasıl ve hangi teknik süreçlerle gerçekleşecek? Bunun ekonomik, lojistik ve sosyal yönleri nasıl olacak? Bu süreçte bir "üçüncü göz" gerekli olacak mı? Yahut bu konuda uluslararası deneyimi olan ya da Türkiye'de deneyimi olan insanlarla devlet bürokrasisi ortak bir yol haritası hazırlayacak mı? Bunlar her iki taraf için de yanıt bekleyen sorular.
Rûdaw: Abdullah Öcalan, Kandil ile video konferans yoluyla kaç kez görüştü?
Tarık Çelenk: Benim Pervin Hanım'dan anladığım kadarıyla Öcalan, örgütü biraz zor ikna etmiş. Herhalde bu ikna sürecinde yeterli miktarda, video konferans yoluyla açık görüşmeler yapılmıştır; bu konuda bir sınırlama olduğunu düşünmüyorum.
Rûdaw: PKK'lıların dönüşü için lojistik bir hazırlık gerekiyor mu? Bunun nasıl organize edileceğine dair herhangi bir bilgi var mı?
Tarık Çelenk: Yok. Özellikle 1999 yılında Öcalan'ın bir iyi niyet göstergesi olarak 15-20 PKK'lının Türkiye'ye gelmesi ve sonrasında yaşadığımız Habur sürecini göz önüne alırsak, her iki süreçte de bölgedeki savcı ve hakimlerin bile belli yasal boşluklar nedeniyle zorlandığını gördük. Bu da gösteriyor ki birinci konu, en yerel hukuka kadar yasal sürecin netleşmesidir; bu insanlar nasıl gelecekler? İkincisi, bu insanların sosyal ve toplumsal entegrasyonları nasıl olacak? Ve belki de en önemlisi, bu insanlar siyasi süreçlerde kendilerini nasıl ifade edecekler, siyasete nasıl katılacaklar?
Rûdaw: Bir diğer nokta daha var. Türkiyeli yetkililer PKK'nin üst düzey yöneticilerinin ve komutanlarının dönemeyeceğini söylüyor. Onların akıbeti ne olacak? Dağda mı kalacaklar yoksa üçüncü bir ülkeye mi gidecekler?
Tarık Çelenk: Bence bu süreç yolunda giderse ortada "dağ" diye bir şey kalmayacak, mesele tamamen sivil siyasete taşınacaktır. Bu durumda Öcalan'ın statüsünün daha da netleşeceğini ve güçleneceğini düşünüyorum. Ancak örgütün üst yöneticileri sanıyorum ki belli bir dönem, özellikle Batı Avrupa'da, demokrasinin yoğun olduğu bölgelerde bir tür sürgün sürecinden geçerek aşamalı olarak Türkiye'ye ve Türkiye siyasetine entegre olabilirler. Tabii bu, ülkenin kapsamlı bir şekilde demokratikleşmesini; hukukun sadece PKK'lıları değil, KHK'lılardan barış bildirisine imza atan akademisyenlere kadar tüm toplumu kapsamasını gerektiriyor.
Rûdaw: Herhangi bir takvim belirlendi mi? DEM Parti ile olan toplantınızda ilk grubun Türkiye'ye ne zaman döneceğinden bahsedildi mi?
Tarık Çelenk: Bunlar oldukça teknik sorular. Benim anladığım kadarıyla bu detayları DEM Parti ve Kürt siyaseti de tam olarak bilmiyor. Bunlar ancak devlet bürokrasisinde bu taslak üzerine çalışanlar veya örgütle görüşülüyorsa taraflar arasında oluşan bir konsensüs ile netleşebilir. Bunları benim bilmem imkânsız ancak muhtemelen DEM Parti siyaseti de pek bilmiyor.
Rûdaw: Bu yasa tasarısı Türkiye Büyük Millet Meclisi'ne ne zaman sunulacak?
Tarık Çelenk: Cumhurbaşkanı ve Sayın Bahçeli'nin ifadelerine göre bu durum meclis tatile girmeden gerçekleşecek. Meclis sanırım Temmuz'un sonuna doğru tatile girecek ancak araya 10 günlük bir NATO süreci giriyor. Bu durum süreci geciktirebilir; görüşmeler Eylül ayında meclisin açılışına da kalabilir. Bana sorarsanız bu, devletin vereceği karara bağlı. Eğer bu yasayı çıkarma konusunda bir kararlılık ve stratejik bir gereklilik görüyorlarsa meclisin kapanma tarihini uzatabilirler. Ben bu konuda iyimserim, pozitif düşünüyorum.


.jpg.jpeg&w=3840&q=75)