Cemal Alemdar ağebeyin evi, Stockholm'ün en güzel caddelerinden birinde, baktıkça doyamayacağınız geniş ve engin bir denize bakıyor.
Gecenin geç saatlerinde. Güneş, kırılmış ve yılgın bir ordu gibi son ve zayıf ışıklarını geri çekiyor, Stockholm tüm güzelliği ve ihtişamıyla karanlığa, sağır ve dilsiz sessizliğe bürünüyor.
Muhtemelen 19. Yüzyıldan kalma eski bir apartman. Eski bir asansör, eski pencereler ve kapıları buna tanıklık ediyor.
Cemal ağabey hoş sohbet ve dünya görmüş biri. Konuşma tarzında bir değişiklik hissedilse de o kendisini hala neşeli bir Erbil evladı olarak görüyor. Bu yüzden çocukluğu ve devrim yıllarına ait tüm resimlerini en değerli sandığında saklıyor.
Kahve eşliğinde sohbetimize başlıyoruz. En çok bilgiyi daha sonra “Pencemor” adlı programımda ona soru olarak yöneltebilmek için beynimde ve elimdeki kalemle kaydetmek istiyorum.
Bana detaylıca resimlerin hikayesini anlatıyor. Fotoğraflardan birinde adının Feridum Abdulkadir olduğunu söylediği, kameraya dik bakan, zayıf, ince ve başında puşi olan genci gösteriyor. Alemdar, fotoğrafın 1968’de çekilmiş olabileceğini söylese de, daha eski gibi görünüyor.
Bana İdris Barzani ağabeyin kendisine “Dağ” kod adıyla kendisine yazdığı bazı mektupları gösterdi. Mektup çok güzel bir el yazısı ile yazılmıştı ve gerektiğinde patlayıcı (TNT) bağlayıp Kerkük'teki petrol sahalarında patlatılabilecek küçük bir uçak satın alınmasından bahsediyordu.
Cemal Alemdar ağabey bana PDK politbürosuna ait her biri özel bir tarihsel öneme belge niteliğinde olan mektuplar, belgeler ve raporlar gösterdi.
İçinde eşyalarını sakladığı kartonların birinde gözüm bir hançere takıldı. Bu hançer bana çok güzel ve alımlı geldi. Hançerin Cemal ağabeye bir dönem ticari ilişkileri olan Suudi Arabistan şeyhlerinden birinin hediyesi sandım.
Ama Cemal ağabey bana; “Neden o kadar uzağa gittin? Bu yanımda sakladığım en güzel hediye. Bu General Barzani'nin hançeri. Daha öğrenciyken, bir Kürdistan gezisi sırasında bana hediye etmişti. Şunu da bil ki ailemin dışında bu hediyeyi yanımda sakladığımı gören ilk kişi sensin” dedi.
Geç vakte kadar Cemal ağabey ile oturdum ve sonra onunla vedalaştım. Pencemor programının kayıtları için bir zaman belirledik.

Programın bir bölümünde General Barzani hakkında dikkatimi çeken bir başka anısını anlattı.
Bana, 1930'larda bir subayın General Barzani'ye hediye olarak verdiği ve 1960'ların sonuna kadar da yanında tuttuğu dürbünün hikayesini anlattı. Bunca yıl yanında sakladığı dürbünden düşmanın üs ve karakollarını gözetlemek için epey yararlanmış. Ama Cemal Alemdar'a “dürbünün önü içeri girmiş!” demiş.
Cemal Alemdar da ona; “Efendim, size elinizdeki dürbünden çok daha iyi bir dürbün bulacağıma söz veriyorum. Ben size getireceğim, olmasa birileri ile göndereceğim” demiş.
Avrupa'ya döndüğünde General Barzani'ye iyi bir dürbün bulmak ve sözünü yerine getirmek için aramaya başlar. Bulduğu en iyi dürbünü alır ve Kürdistan'a döndüğünde Barzani'ye verir.
Hediye Barzani’yi mutlu etmiştir, çadırından çıkar ve yeni dürbünüyle ülkenin dağlarına bakar. 10 dakika sonra içeri girer ve; “Cemal, benim istediğim dürbün bu değil, benimki bundan çok daha iyiydi!” der.
Cemal Alemdar şaşırır. Nasıl olur da döneminin en iyi dürbünü 30'larda yapılmış bir dürbünden daha iyi olamaz!
Biraz da sıkılarak ve utanarak Barzani'ye döner ve şöyle der: “Efendim bir şey söylersem kızmaz mısınız?”
Barzani, ne söylemek istediğini bilmek ister ve kızmayacağını söyler.
General Barzani'ye şöyle der: “Kurban, dürbünle ilgili bir sorun yok. Ancak siz yaşlandığınız için görme yeteneğiniz zayıflamış ve eskisi gibi iyi göremiyorsunuz.”
Barzani birazcık düşünür ve “Biliyor musun, şimdiye kadar kimse bana bunu söylemedi” der.


