Pazartesi günü Kürdistan Bölgesi Başbakanı’nın özel çalışma ofisi ile İstihbarat ve Güvenlik Ajansı (Parastin) Başkanı’nın ikametgâhını hedef alan İHA saldırısı, münferit bir güvenlik olayından ibaret olmayıp; gerilimi kademeli ve kontrollü biçimde tırmandırmayı, mevcut hava savunma açıklarını test etmeyi ve hem İran’a muhalif olan Kürt partilerin durumu hem de PKK’nin silah bırakma süreci üzerinden, Kürdistan Bölgesi üzerinde stratejik baskı kurmayı amaçlayan daha geniş kapsamlı bir planın parçası olarak değerlendirilebilir.
Kürdistan Bölgesi Terörle Mücadele Birimi’nin (CTD) resmi açıklamasına göre taarruz, İran sınır hattından sevk edilen infilak yüklü iki adet Hadid-110 tipi kamikaze İHA ile gerçekleştirilmiştir. Açık kaynak verilerine göre azami sürati saatte 510 kilometreye, menzili ise 350 kilometreye ulaşan jet tahrikli bu tek yönlü sistemler göz önüne alındığında, fırlatma platformunun Pirmam merkezli 350 kilometrelik yarıçap dahilinde—yani İran’ın batı vilayetlerinde veya sınır tahkimatlarında—konuşlandırılmış olması teknik açıdan en makul senaryoya işaret etmektedir.
Öte yandan İran Dışişleri Bakanlığı, söz konusu saldırının İran tarafından gerçekleştirildiğine dair herhangi bir bilgiye sahip olmadıklarını belirterek, olayın bir 'sahte bayrak' (false flag) operasyonu olabileceğine işaret etti. Tahran yönetimi, daha önce Türkiye ve Azerbaycan’a yönelik benzer hadiselerde de bu yönde açıklamalarda bulunmultu. Ancak mevcut saha dinamikleri ışığında, bu eylemin bir sahte bayrak operasyonundan ziyade, doğrudan siyasi ve hukuki sorumluluk üstlenmeksizin stratejik hedeflere ulaşmayı amaçlayan örtülü bir operasyon (covert operation) olma ihtimali kuvvetle muhtemeldir.
Saldırının Stratejik ve Taktiksel Arka Planı
1. Kontrollü Gerilim Tırmandırma ve Caydırıcılık Mesajı: Mevcut jeopolitik tablo Washington açısından son derece avantajlı bir seyir izlemekte; ABD yönetimi doğrudan sıcak bir çatışmaya girmeksizin Tahran üzerindeki diplomatik ve ekonomik kıskacı daraltmaktadır. Buna mukabil, deniz ablukası ve ağır yaptırımlar altında bunalan Tahran yönetimi, akaryakıt ve enerji darboğazıyla boğuşmaktadır. İran Milli Güvenlik Yüksek Konseyi Genel Sekreteri Muhsin Rızai’nin mevcut statükonun sürdürülemez olduğuna dair ikazları ve Reuters’ın geçtiği, Tahran’ın birkaç haftalık mühlet tanıdığına ilişkin haberler, İran’ın savunma doktrinini taarruzi bir hatta kaydırma eşiğinde olduğunu göstermektedir. Bu bağlamda, maliyeti düşük fakat stratejik ve sembolik değeri yüksek hedeflere yönelik nokta operasyonlar; ablukanın sürmesi halinde çatışmanın bölgesel ölçeğe yayılacağına dair açık bir mesajdır.
2. Erbil’in Hava Savunmasının Test Edilmesi: Kırk günlük çatışma sürecinde Erbil’i hedef alan taarruzlar hava savunma unsurlarınca bertaraf edilmişti. Ancak son dönemde Uluslararası Koalisyon’a ait bataryalar ile ABD menşeili Patriot sistemlerinin Erbil’den çekildiğine dair iddialar kamuoyuna yansımıştır. Bu eylemin temel hedeflerinden biri, söz konusu boşluğun gerçekliğini ve ikame sistemlerin reaksiyon kabiliyetini sınamaktır. Hadid-110’un jet motoru tahriki, yüksek seyir hızı ve düşük radar kesit alanı hava savunmasının müdahale penceresini daraltmaktadır; sistemlerin bu unsurları önleyememiş olması, sahadaki erken ihbar ve reaksiyon kapasitesine dair doğrudan istihbarat toplamayı sağlamıştır.
3. Bağdat ve Erbil’in Enerji Güvenliği Güvencelerinin Sınanması: Petrol ve doğalgaz sahalarına yönelik önceki saldırıların ardından Federal Hükümet, Kürdistan Bölgesi’ndeki yabancı enerji şirketlerini ve iletim hatlarını koruma taahhüdünde bulunmuştu. Hürmüz Boğazı’ndaki tıkanıklık sebebiyle üretimi kritik hale gelen bu şirketlere verilen güvencenin operasyonel bir karşılığı olup olmadığı bu saldırıyla test edilmektedir. Irak’ın 2024’te tedarikine imza attığı Güney Kore menşeili Cheongung-II (KM-SAM) orta irtifa sistemlerinin operasyonel hale gelmesi zaman alacaktır; ayrıca petrol ihracatındaki aksamalar nedeniyle bütçe tahsisatında yaşanan sıkıntılar teslimatı geciktirebilir. Bağdat geçiş döneminde Avenger ve Pantsir gibi taktik sistemlere güvenmek durumundadır; ne var ki bu sistemler konvansiyonel İHA’lara karşı etkili olsa da yüksek süratli Hadid-110 karşısında yetersiz kalmaktadır.
4. Hedef Profilinde Doktrinel Değişim: Saldırı doktrininde niteliksel bir eksen kayması gözlenmektedir. Geçmişte daha çok enerji altyapısı, askeri üsler veya İranlı muhalif grupların kampları vurulurken, bu kez doğrudan Başbakanlık ve istihbarat bürokrasisinin tepe noktası hedeflenmiştir. Bu eylem, daha önce muhtelif yerel tesislerin ve Süleymaniye’deki Peşmerge Bakanlığı’nın vurulmasının ardından, Erbil’in siyasi karar alıcılarına yönelik en doğrudan hamledir.
Tahran’ın Stratejik Perspektifi ve Bölgesel Dengeler
Tahran yönetimi açısından Kürdistan Bölgesi; İranlı Kürt muhaliflerin varlığı, Erbil-Ankara ekseninin tahkim edilmesi ve sınır hattındaki jeopolitik kuvvet dengelerinin dönüşümü gibi üç temel güvenlik endişesini barındırmaktadır. PKK’nin silah bırakması durumunda, bilhassa İran sınır hattı boyunca uzanan dağlık arazideki fiili kontrol kalkacaktır. Bu tablo Türkiye’nin nüfuz alanını genişletebileceği gibi, en azından İran sınırı boyunca yeni bir otorite boşluğu yaratacaktır; nitekim geçmişte PKK’nin mevcudiyeti, farklı örgütlerin bu sınır şeridine yerleşmesine imkân tanımıyordu. Bu muhtemel güç kayması Tahran tarafından stratejik bir tehdit olarak algılanmaktadır.
İran, 2023 tarihli ikili güvenlik protokolü ile 2025’te genişletilen mutabakat maddelerini, tarafların taahhütlerini yerine getirmediği iddiasıyla tek taraflı olarak revize etmeye zorlamaktadır. Muhalif grupların fiili bir eylemde bulunmadığı bir konjonktürde bu baskı, Erbil yönetimini ciddi bir diplomatik sıkışmışlığa itmektedir.
Özetle, Pirmam saldırısı yalnızca askeri kapasiteyi sınayan taktik bir adım değil; aynı zamanda Erbil’in siyasi iradesine verilmiş doğrudan bir mesaj ve bölgesel tansiyonu yükseltme niyetini ortaya koyan çok katmanlı bir operasyondur.



.jpg&w=3840&q=75)