İstanbul(Rûdaw) - DEM Parti Diyarbakır Milletvekili Cengiz Çandar, Rûdaw TV İstanbul stüdyosunda Rawin Sterk’in sunduğu haber bültenine katılarak yeni süreci, toplumdaki güven sorununu, çerçeve yasayı, Abdullah Öcalan’ın rolünü ve Türkiye siyasetindeki gelişmeleri değerlendirdi.
Çandar, sürecin bugüne kadarki en önemli eksikliklerinden birinin toplumsallaşma olduğunu belirterek, Kürt toplumunun barışın sağlanmasını ve sürecin başarıya ulaşmasını istediğini ancak devletin atacağı adımlara ilişkin güven sorunu yaşadığını söyledi.
Çandar: Sürecin en büyük eksikliği toplumsallaşma
Sürecin şu ana kadarki en büyük eksikliklerinden birinin toplumsal sahiplenme ve güvenin yeterince oluşmaması olduğunu belirten Çandar, bunun bir ölçüde bilinçli politikaların sonucu olduğunu ifade etti.
Kürt halkının barışın sağlanmasını ve sürecin başarıyla sonuçlanmasını istediğini dile getiren Çandar, buna rağmen geleceğe ilişkin ciddi soru işaretlerinin bulunduğunu söyledi.
Çandar, şöyle konuştu:
“Bütün Kürt halkının bu sürece desteği var. Barış olsun, süreç başarılı olsun, sona ersin diye bir istek var. Ama güven olacak mı diye sorduğunuz zaman insanlar orada bir duruyor.”
Kürt meselesinin yaklaşık bir asırlık geçmişine ve bu süreçte yaşanan hayal kırıklıklarına işaret eden Çandar, bunların önemli ölçüde devletin Kürt halkının beklentilerini karşılayacak adımları atmamasından kaynaklandığını belirtti.
Geçmiş deneyimlerin toplumda kötümserliğe yol açtığını kaydeden Çandar, sürecin yeniden hayal kırıklığıyla sonuçlanabileceği yönündeki kaygıların devam ettiğini söyledi. Devletin henüz güven oluşturacak ölçüde somut adımlar atmadığını ifade eden Çandar, birkaç basit adımın bile güvensizliğin aşılmasına katkı sağlayabileceğini dile getirdi.
“Selahattin Demirtaş özgür olmadan kuşkular devam eder”
Çandar, toplumdaki güven eksikliğinin giderilmesi için atılması gereken adımların başında Selahattin Demirtaş’ın serbest bırakılmasının geldiğini belirtti.
Demirtaş’ın cezaevinde bulunmaması gerektiğini ifade eden Çandar, onun özgür biçimde topluma dönmesinin süreç açısından önemli bir gösterge olacağını söyledi.
Çandar, “Selahattin Demirtaş özgür olarak topluma girmedikçe, bu sürecin devlet yönünden olumlu bir sona doğru gideceği konusunda kuşkular devam ediyor” dedi.
Görevden alınan ve yerlerine kayyum atanan belediye başkanlarına da değinen Çandar, Mardin Büyükşehir Belediye Başkanı Ahmet Türk ile İstanbul’da görevden uzaklaştırılan Esenyurt Belediye Başkanı Ahmet Özer’in durumuna dikkat çekti.
Çandar, aradan uzun zaman geçmesine rağmen seçilmiş belediye başkanlarının görevlerine iade edilmemesinin toplumdaki güvensizliği beslediğini ifade etti.
MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli’nin Ahmet Türk’ün görevine dönmesi yönündeki açıklamalarını da hatırlatan Çandar, Bahçeli’nin Demirtaş’ın tahliyesi konusunda da olumlu mesajlar verdiğini söyledi.
Bahçeli’nin Demirtaş’ın adını birkaç kez gündeme getirdiğini ve tahliyesinde yarar olduğunu belirttiğini aktaran Çandar, MHP Genel Başkan Yardımcısı Feti Yıldız’ın da bunun hukuki yollarına ilişkin değerlendirmelerde bulunduğunu kaydetti.
Türkiye Büyük Millet Meclisi’nin yeni çalışma dönemine başlamasına rağmen toplumdaki güvensizliği ortadan kaldıracak somut gelişmelerin henüz yaşanmadığını belirten Çandar, bu durumun yalnızca Kürt toplumunu değil, genel olarak Türkiye toplumunu da ilgilendirdiğini söyledi.
“Sürece inanıyorum ama ihtiyatlıyım”
Sürece ilişkin yaklaşımının başından beri soğukkanlı olduğunu belirten Çandar, süreci desteklediğini ve başarıya ulaşacağına inandığını ancak geçmiş deneyimler nedeniyle ihtiyatlı davrandığını ifade etti.
Çandar, sürece ilişkin değerlendirmesini şöyle anlattı:
“Sürece inanıyor muyum? Evet. Süreci destekliyor muyum? Evet. Sürecin sonunda başarıya ulaşacağından umutlu muyum? Evet. İhtiyatlı mıyım? Ona da evet.”
İhtiyatlı yaklaşımının nedenlerini geçmişte yaşanan hayal kırıklıklarıyla açıklayan Çandar, Türkiye’nin siyasi koşullarının ve Orta Doğu’daki belirsizliklerin de dikkate alınması gerektiğini söyledi.
Bölgenin hem mevcut durumunun hem de geleceğinin belirsizliklerle dolu olduğunu belirten Çandar, bu nedenle sürece ilişkin beklentilerin temkinli bir umut çerçevesinde değerlendirilmesi gerektiğini dile getirdi.
“Çerçeve yasa 467 oyla kabul edildi”
Çandar, sürecin geleceği açısından en umut verici gelişmelerden birinin çerçeve yasanın kabul edilmesi olduğunu söyledi.
Yasanın, Türkiye parlamento tarihinde benzeri görülmemiş bir uzlaşmayla kabul edildiğini belirten Çandar, 467 milletvekilinin oyuyla kabul edilen düzenlemenin, katılamayanlar da hesaba katıldığında yüzde 80’in üzerinde bir desteğe ulaştığını ifade etti.
Çandar, Kürt meselesiyle ilgili ilk kez hukuki bir metnin ortaya çıktığını belirterek şunları söyledi:
“Bugüne kadar söz vardı, polemik vardı, vaat vardı. Belge yoktu, hukuki dayanak yoktu, hukuki belge yoktu. Şimdi eksikleri ve gedikleri olsa da bir hukuki belge var.”
Çerçeve yasanın tüm siyasi çevrelerin beklentilerini karşılamadığını kabul eden Çandar, buna rağmen düzenlemenin bir başlangıç ve ilerleme için hukuki bir dayanak olarak değerlendirilebileceğini söyledi.
Yasanın kabul edilmesinin, sürecin hukuki zeminde ilerlemesi açısından önemli bir adım olduğunu vurgulayan Çandar, bundan sonraki aşamada düzenlemenin yürürlüğe girmesi ve hükümlerinin uygulanmasının belirleyici olacağını kaydetti.
Yasanın yürürlüğe girmesi için MGK’nin tespiti gerekiyor
Çandar, çerçeve yasanın yürürlüğe girmesine ilişkin mekanizmayı da anlattı.
Yasanın 12 maddeden oluşan bir çerçeve düzenleme olduğunu belirten Çandar, yürürlüğe giriş sürecinde Milli Güvenlik Kurulu’nun (MGK) PKK’nin silah bıraktığına ilişkin tespit ve teyidinin belirleyici olduğunu söyledi.
Çandar’ın aktardığına göre MGK’nin tespit ve teyidini Cumhurbaşkanı’na bildirmesinin ardından yasanın Cumhurbaşkanı’nın imzasıyla Resmî Gazete’de yayımlanması ve böylece yürürlüğe girmesi öngörülüyor.
Yasanın hükümlerinin yerine getirilmesi için altı aylık bir süre öngörüldüğünü belirten Çandar, daha önce eylül sonu veya ekim başında yapılması beklenen MGK toplantısı konusunda temkinli davrandığını ifade etti.
Çandar, yasanın ekim ayında yürürlüğe gireceğine ilişkin kesin bir beklenti ortaya koymadığını, sürecin daha sonraki bir tarihe kalabileceğini daha önce de dile getirdiğini söyledi.
MGK’nin 27 Kasım’da toplanmasının beklendiğini belirten Çandar, bu tarihe kadar gerekli tespit ve teyide imkân sağlayacak gelişmelerin yaşanmasının beklendiğini ifade etti.
DEM Parti’nin rolü: “Sürecin toplumsallaştırılmasında başrol oynamalı”
Çandar, DEM Parti’nin İmralı ile devlet arasında bir aracı olarak değerlendirilmesine yönelik eleştirilere de yanıt verdi.
DEM Parti’nin devlet ile Abdullah Öcalan arasında doğrudan bir aracı olmadığını belirten Çandar, Öcalan’ın devlet yetkilileriyle doğrudan görüştüğünü söyledi.
Çandar, PKK yönetiminin de devletle doğrudan görüşmeler yaptığını ve Abdullah Öcalan’la yüz yüze görüştüğünü açıkladığını belirterek, bu temaslar açısından DEM Parti’ye doğrudan bir ihtiyaç bulunmadığını savundu.
Ancak DEM Parti’nin asıl işlevinin farklı olduğunu vurgulayan Çandar, partinin parlamentodaki konumu ve Kürt toplumunun siyasi temsilindeki rolü nedeniyle sürecin topluma anlatılması ve toplumsallaştırılmasında başrol üstlenmesi gerektiğini söyledi.
DEM Parti İmralı Heyeti’nin İmralı ziyaretleri gerçekleştirdiğini ve farklı siyasi partilerle görüşmeler yaptığını hatırlatan Çandar, bu temasların temel işlevinin aracılık değil, sürecin siyasi ve toplumsal düzeyde ilerlemesine katkı sunmak olduğunu ifade etti.
“Abdullah Öcalan’ın bir statüyle rol alması gerekiyor”
Çandar, Devlet Bahçeli’nin Abdullah Öcalan’ın süreçte bir sıfatla veya statüyle rol alması gerektiği yönündeki açıklamalarına da dikkat çekti.
Bahçeli’nin bu konuyu ısrarla gündeme getirdiğini belirten Çandar, Öcalan’ın gelecekte barış ve siyasallaşma sürecinin koordinasyonunda rol alabileceğine ilişkin değerlendirmelerin bulunduğunu söyledi.
Çandar, Öcalan’ın yakın gelecekte, kendisinin de bu şekilde tanımladığı bir barış ve siyasallaşma alt komisyonunun başında koordinasyon görevini üstlenmesinin beklendiğine ilişkin bilgiler olduğunu aktardı.
Öcalan’ın rolünün neden önemli olduğunu açıklayan Çandar, PKK’nin silah bırakma ve silahlı mücadeleyi sona erdirme yönündeki açıklamalarının ardından sürecin demokratik siyasal mücadele aşamasına geçebilmesi için hukuki düzenlemelerin uygulanması gerektiğini belirtti.
Çandar, PKK yönetiminin son açıklamalarında Türkiye’ye karşı silahlı mücadele stratejisinin sona erdiğini ve demokratik siyasal mücadeleye ilişkin hedeflerin yerine getirildiğini ifade ettiğini hatırlattı.
Ancak bu açıklamaların sahada ve hukuki düzlemde karşılık bulabilmesi için çerçeve yasanın yürürlüğe girmesi gerektiğini vurguladı.
Silah bırakanlar, cezaevindekiler ve sürgündekiler için yeni aşama
Çandar, çerçeve yasanın yürürlüğe girmesiyle birlikte Türkiye’ye dönüş ve sürece katılım konusunda yeni bir aşamanın başlayabileceğini söyledi.
Yasanın uygulanması kapsamında üç grubun gündeme geleceğini belirten Çandar, bunları silahlı mücadele döneminde yer almış ve Türkiye’ye dönebilecek durumda olanlar, PKK ile bağlantılı suçlamalar nedeniyle cezaevinde bulunan ve yasadan yararlanabilecek kişiler ile sürgünde yaşayanlar olarak sıraladı.
Çandar, söz konusu kişilerin yasa yürürlüğe girdikten sonra altı aylık süre içinde başvuru yaparak Türkiye’ye dönüşlerinin mümkün olabileceğini ifade etti.
Bu grupların sayısına ilişkin tahminlerin yüksek olduğunu belirten Çandar, binlerce kişinin sürecin bir parçası olabileceğini söyledi. Çandar’ın aktardığı tahminlere göre gerillaların sayısı 5 binin üzerinde, cezaevindekilerin sayısı 3 bin 900 ila 4 bin civarında, sürgündekilerin sayısı ise 10 binin üzerinde.
Bu kadar çok kişinin dönüşünün ve hukuki durumlarının aynı dönemde ele alınmasının kapsamlı bir organizasyon gerektirdiğini vurgulayan Çandar, sürecin toplumsal hassasiyetler gözetilerek yürütülmesi gerektiğini belirtti.
Özellikle Türkiye’de yaklaşan seçim sürecinde milliyetçi ve Kürt karşıtı duyguların kışkırtılmaması gerektiğini söyleyen Çandar, iç ve dış aktörlerin süreci sabote etmesine fırsat verilmemesinin önemine dikkat çekti.
Çandar, Abdullah Öcalan’ın bu aşamada rol almasının önemini şu sözlerle anlattı:
“Abdullah Öcalan’ın bu kanunun yürürlüğe girmesi ve altı aylık zaman zarfında uygulanabilir hâle gelmesi için bizzat kendisinin devrede olması gerekiyor.”
“Demokratik alandaki sorunlar süreci olumsuz etkileyebilir”
Çandar, Türkiye’deki demokrasi sorunlarının da yeni sürecin ilerleyişini olumsuz etkileyebileceği uyarısında bulundu.
Belediye başkanlarına yönelik operasyonların yanı sıra sosyal medyadaki erişim kısıtlamalarına ve bazı medya kuruluşlarının sesinin kısılmasına ilişkin eleştirilerini dile getiren Çandar, T24 ve Bianet gibi yayın organlarının karşı karşıya kaldığı sorunlara dikkat çekti.
Çandar, bu konuları Meclis’te de gündeme getirdiğini belirterek, toplumun sesinin kısılmasının ve tartışma ortamının ortadan kaldırılmasının sürecin ilerlemesini zorlaştırabileceğini söyledi.
Türkiye’nin ağır ekonomik ve mali sorunlarla da karşı karşıya olduğunu ifade eden Çandar, ekonomik belirsizliklerin siyasi gelişmelerle birleşmesinin süreci daha da güçleştirebileceğini kaydetti.
Önümüzdeki yılın seçimlere doğru ilerleyen bir dönem olacağını belirten Çandar, siyasi partilerin seçim hesaplarına yoğunlaşacağını ve Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın yeniden adaylığı dâhil birçok başlığın gündeme geleceğini ifade etti.
Erdoğan’ın DEM Parti’ye ihtiyacı olacak mı?
Çandar, sürecin geleceğiyle Türkiye’deki seçim hesaplarının birbirinden bağımsız değerlendirilemeyeceğini söyledi.
Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın seçim sürecinde DEM Parti’nin desteğine ihtiyaç duyup duymayacağının belirleyici olacağını ifade eden Çandar, Erdoğan’ın parlamentodaki aritmetik açısından DEM Parti’ye ihtiyaç duymaması hâlinde sürecin farklı bir zeminde ilerleyebileceğini belirtti.
Ancak Erdoğan’ın yeniden seçilmek için Kürt seçmenin oylarına ihtiyaç duyması durumunda DEM Parti’nin öneminin artacağını kaydeden Çandar, hem Meclis aritmetiği hem de seçimler bakımından DEM Parti’ye ihtiyaç duyulmasının siyasi dengeleri etkileyebileceğini söyledi.
Çandar, Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın Meclis açılış konuşmasında iki başlığın öne çıktığını belirtti: Yeni süreç ve yeni anayasa.
Erdoğan’ın yeni sürece verdiği önemin yanı sıra yeni anayasa konusunu da gündemde tuttuğunu ifade eden Çandar, bu iki başlığın DEM Parti açısından önemli sonuçlar doğurabileceğini dile getirdi.
“Anayasanın 42 ve 66’ncı maddeleri önemli”
Çandar, yeni anayasa tartışmalarında DEM Parti açısından özellikle anayasanın 42’nci ve 66’ncı maddelerinin önemli olduğunu söyledi.
Anayasanın 66’ncı maddesindeki vatandaşlık tanımının Kürtlerin eşit vatandaşlığı açısından tartışılması gerektiğini belirten Çandar, 42’nci maddenin ise ana dilde eğitim konusundaki engellerle bağlantılı olduğunu ifade etti.
Çandar, yeni anayasa konusunda DEM Parti’nin yaklaşımının, Kürtlerin eşit vatandaşlığını güvence altına alacak ve ana dilde eğitimin önündeki engelleri kaldıracak düzenlemelerle ilişkili olduğunu söyledi.
Erdoğan’ın yeni anayasa konusunda bu yönde bir söz vermesi hâlinde konunun değerlendirilebileceğini belirten Çandar, vatandaşlık tanımı ve ana dilde eğitim başlıklarının sürecin geleceği açısından önem taşıdığını vurguladı.

.jpeg&w=3840&q=75)
.jpeg&w=3840&q=75)