Bir gencin geleceğini ailesinin serveti mi, kendi yetenekleri mi belirlemeli? Süleymaniye’den Hewler’e, oradan Amed’e ve Paris’e uzanan bu soru, Fransa’da lise öğrencilerin protestosunda cevabını buldu. Gençler, yıpranmış okul binalarını, öğretmen eksikliği nedeniyle yapılamayan dersleri, kalabalık sınıfları ve üniversiteye girişteki belirsizliği protesto etti. Taleplerinin merkezinde ise demokratik bir hesaplaşma oldu: Cumhuriyetin eşitlik vaadi okul kapısında sona eriyorsa gençler demokrasiye nasıl güvenecek?
Fransa’nın “özgürlük, eşitlik, kardeşlik” ilkeleri, dünyanın başka coğrafyalarından bakıldığında güçlü bir toplumsal güvence gibi görünebilir. Ancak bu ilkelerin günlük hayattaki karşılığı, çocuğun hangi mahallede doğduğuna, hangi okula gittiğine ve ailesinin gelirine göre değişiyor. Liselilerin itirazı, ilan edilen eşitlikle yaşanan eşitsizlik arasındaki bu uçuruma yöneliyor.
Gençler, ailelerinden kalan servete ya da yaşadıkları mahalleye biçilen kadere bağlı bir gelecek istemiyor, eğitim yoluyla kendi hayatlarını kurmak istiyor. Bu nedenle eğitim hakkını savunmaları, aynı zamanda adalet ve eşit yurttaşlık talebidir.
Aynı cumhuriyet, farklı eğitim koşulları
Sıcağa ve soğuğa karşı yalıtımsız binalar, öğretmen açığı, yetersiz eğitim araçları, seçmeli derslere eşitsiz erişim ve kırsal bölgelerde uzun ulaşım süreleri… Bunlar birbirinden kopuk aksaklıklar değildir. Bir araya geldiklerinde okulun toplumsal eşitsizlikleri azaltma gücünü zayıflatır; hatta bu eşitsizlikleri yeniden üretmesine yol açar.
Paris’in kuzeydoğusundaki Seine-Saint-Denis, bu çelişkinin en görünür olduğu yerlerden biridir. İşçi ailelerinin ve göçmen kökenli nüfusun yoğun yaşadığı bu bölgede, öğretmen eksikliği nedeniyle yapılamayan dersler öğrencilerin eğitimini aksatıyor. Ailesi özel ders ücretini karşılayabilen çocuk kaybını telafi edebilirken, bu imkândan yoksun olan öğrenci geride kalıyor. Böylece kamu hizmetindeki eksiklik, aile gelirine bağlı yeni bir eşitsizliğe dönüşüyor.
Fransa’daki öğretmen sendikalarının uyarıları da aynı noktaya işaret ediyor: Okulların personel ve kaynak sorunları, öğrencilerin öğrenme koşullarını doğrudan etkiliyor. Özellikle dezavantajlı bölgelerdeki eksiklikler, eğitimle toplumsal konumunu değiştirmek isteyen gençlerin önüne yeni engeller çıkarıyor.
Kürdistanlı okurlar için bu tartışmanın tanıdık bir yanı var. Eğitim, yalnızca diploma edinmenin değil, kişinin ailesinden devraldığı koşulları aşabilmesinin de yoludur. Bu yol daraldığında gençlerin kamu kurumlarına güveni de sarsılır. Fransa örneği, ekonomik zenginliğin ve köklü kurumların eğitimde eşitliği kendiliğinden sağlamadığını gösteriyor.
Gelecek bir başvuru dosyasına sığmaz
Öğrencilerin itirazlarının bir diğer odağında, yükseköğretime başvuruların yapıldığı ulusal dijital platform Parcoursup bulunuyor. Gençler, başvurularının hangi ölçütlerle değerlendirildiğini anlamak ve geleceklerini belirleyen kararların daha şeffaf olmasını istiyor.
Sorunu yalnızca bir algoritmaya indirgemek yetersizdir. Üniversitelerin kapasitesi, programların kabul ölçütleri, öğrencilerin aldığı rehberlik ve liseler arasındaki eğitim farkları da sonucu etkiler. Dijital bir sistem, kendisinden önce oluşmuş eşitsizlikleri tek başına gideremez. Bir öğrenci iyi donanımlı bir okulda, güçlü rehberlikle başvuru hazırlarken başka bir öğrenci öğretmensiz geçen derslerin açığını kapatmaya çalışıyorsa, aynı platforma başvurmaları eşit koşullarda yarıştıkları anlamına gelmez.
Gençlerin talebi bu yüzden teknik bir düzenlemenin ötesine geçiyor. Kendilerini bir başvuru dosyasından, not ortalamasından ya da geleceğin işgücünden ibaret görmüyorlar. Hakları, yetenekleri ve söz söyleme iradeleri olan yurttaşlar olarak tanınmak istiyorlar.
Alman filozof Axel Honneth’in tanınma yaklaşımı bu talebi anlamaya yardımcı olur: İnsan, hem eşit haklara sahip bir birey olarak kabul edilmek hem de yetenekleri ve katkılarıyla değer görmek ister. Liseliler de eşit eğitim koşullarıyla birlikte, kendilerini ilgilendiren kararlarda söz hakkı arıyor.
Eğitim politikasının yalnızca öğrenciler adına hazırlanması bu nedenle yeterli değildir. Öğrenciler, öğretmenler ve diğer eğitim çalışanları çözümün oluşturulmasına katılmalıdır. Frankfurt Okulu’ndan Jürgen Habermas’ın müzakereci demokrasi anlayışının hatırlattığı gibi ortak yarar, farklı seslerin gerekçelerini paylaşabildiği açık bir tartışmayla aranır. Gençlerin geleceği, onlarla birlikte belirlenmelidir.
Bütçe, eşitliğin sınavıdır
Liselilerin talepleri, hükümetin bütçe tercihleriyle karşı karşıya geliyor. Başbakan Sébastien Lecornu yönetimi bir yandan eğitim sorunlarına çözüm sözü verirken diğer yandan kamu açığını azaltmaya çalışıyor. 2027 bütçesi için açıklanan toplam mali düzeltme hedefi yaklaşık 54 milyar euro. Ancak bu hedefin hangi kesimlere ne ölçüde yük getireceği, siyasi mücadelenin merkezinde bulunuyor. Eğitime ayrılan bütçenin artması olumlu olabilir. Yine de toplam tutar tek başına yeterli değildir. Kaynağın hangi okullara, hangi ihtiyaçlar için ve nasıl dağıtıldığı belirleyicidir. En çok desteğe ihtiyaç duyan okulların öğretmen, bina ve donanım sorunları giderilmedikçe bütçe artışı öğrencilerin hayatında beklenen karşılığı bulmayabilir. Öğrenci sayısındaki düşüş de mevcut eşitsizlikleri kendiliğinden ortadan kaldırmaz. Bu düşüş, sınıfları küçültmek ve öğrencilerle daha yakından ilgilenmek için bir fırsat olarak değerlendirilebilir. Yalnızca personel azaltmanın gerekçesine dönüştürülürse eğitimdeki sorunlar sürebilir.
Kamu borcu ve faiz yükü, hükümetin hareket alanını daraltıyor. Fakat mali yükün kimler tarafından taşınacağı demokratik bir tercih olmaya devam ediyor. Tasarrufun bedeli sürekli gençlere ve kamu hizmetlerine ihtiyaç duyan kesimlere ödetildiğinde, bütçe sorunu bir güven krizine dönüşür. Eğitimde fırsat eşitliği bu nedenle vergi ve gelir dağılımı politikalarından ayrı düşünülemez. Aile servetinin sağladığı avantajlar büyürken okullardan bütün çocukları eşit bir başlangıç noktasına getirmelerini beklemek gerçekçi değildir.
Protesto bir yurttaşlık deneyimidir
Fransa’da grev ve sokak gösterileri, toplumsal muhalefetin yerleşik araçları arasındadır. Liseliler de bu kültür içinde, okul sorunlarını kamusal tartışmanın konusu haline getiriyor. Henüz oy kullanma yaşına gelmemiş olanlar bile, kendilerini ilgilendiren kararlara müdahale etmek istiyor. Gösteriler sırasında yaşanan şiddet olayları elbette eleştirilmeli ve soruşturulmalıdır. Ancak bu olayların bütün hareketi tanımlamasına izin vermek, öğrencilerin eğitim taleplerini görünmez kılar. Aynı şekilde polisin müdahalesi de hukuk, ölçülülük ve çocukların korunması ilkeleri açısından değerlendirilmelidir.
Hükümetin sol muhalefeti, özellikle Boyun Eğmeyen Fransa (France insoumise) hareketini protestoları siyasi amaçlarla kullanmakla suçlaması, asıl soruyu ortadan kaldırmıyor: Öğrencilerin anlattığı sorunlar gerçekse bunları kim, hangi kaynaklarla ve ne zaman çözecek? Gençleri yalnızca yönlendirilmeye açık bir kalabalık olarak görmek, onların deneyimlerini ve muhakeme yeteneklerini küçümsemektir. Öğretmensiz geçen dersleri, kalabalık sınıfları ve gelecek kaygısını yaşayanlar onlardır. Bu deneyimi dile getirmeleri, demokratik katılımın bir biçimidir.
Dinlemek yetmez, değiştirmek gerekir
Eğitim kalitesiyle demokrasi birbirinden ayrı meseleler değildir. Okul, gencin kamu kurumlarıyla ilişki kurduğu, eşitliğin ne anlama geldiğini öğrendiği ilk yerlerden biridir. Orada yaşanan adaletsizlik, devletin diğer vaatlerine duyulan güveni de etkiler. Liselilerin beklediği, taleplerinin duyulduğunun söylenmesi değil, sonuçlarını günlük hayatlarında görmektir: Derslerine giren öğretmenler, sağlıklı okul binaları, anlaşılır kabul süreçleri ve gelecekleri üzerinde söz hakkı.
Fransa, 2027 ilkbaharında Emmanuel Macron’un ikinci görev dönemini tamamlayacağı cumhurbaşkanlığı seçimine hazırlanıyor. Bugünkü liselilerin bir bölümü sandık başına da gidecek. Oy kullanamayacak olanların sesleri ise aileleri, okulları ve sokaklar üzerinden siyasi tartışmayı etkilemeye devam edecek.
Hangi adayın gençlerin desteğini kazanacağını şimdiden söylemek mümkün değil. Ancak öğrenci eylemlerinin bir yıl sonra devlet başkanlığı seçimlerine yön vereceği kesin. Öğrencilerin siyasete yönelttiği soru açık: Eşitlik vaadini kim, nasıl hayata geçirecek? Demokrasi yalnızca seçim günü öğrenilmez. Bir öğrencinin hakkını savunabildiği, itirazının ciddiye alındığı ve ortak kararların oluşumuna katılabildiği okulda da öğrenilir. Fransa’nın liselileri bir anlamda bugün cumhuriyeti, kendi vaatleriyle sınava çağırıyor. Bakalım öğrenciler hangi siyasi lider ve partilere demokrasi dersi verecek?
(Yazılar, yazarların görüşlerini yansıtmaktadır. Rûdaw Medya Grubu'nun kurumsal bakış açısıyla örtüşebilir ya da örtüşmeyebilir)



