Yazının başlığına bakıp da Üstat Said Nursî'den söz edeceğimi sanmayın. Zira o büyük mütefekkir hakkında şu gök kubbe altında söylenmedik, yazılmadık söz neredeyse kalmamıştır. Onun hakkında hâlâ yeni bir söz arayanlara ise sevgili Muhyiddin Zınar'ın "Kürtlüğün Kayıp Risalesi Said" adlı kitabını, sözü tamamlayan bir eser olarak tavsiye etmekle yetinelim sadece. Benim bugün hikâyesini anlatmak istediğim Bediüzzaman, Said Nursî ile aynı dağların gölgesinde yetişmiş, aynı kültür iklimini solumuş, aynı ilmin ihtişamıyla kendi devrini aydınlatmış fakat adı zamanın acımasız sessizliği içinde büyük ölçüde kaybolmuş başka bir Bediüzzaman'dır. Abdülhamid b. Abdülmecid es-Sinêyî veya daha yaygın nisbesiyle Üstat Bediüzzaman-i Kürdistanî. Bediüzzaman Kürdistanî'nin hayatı, sadece medrese hücresinden üniversite kürsüsüne uzanan şahsî bir başarı hikâyesi değildir. Asırlar boyu Kürt medreselerinde mayalanmış ilmî mirasın modern akademiye taşınmasının hikâyesidir.
Sînê medreselerinde şekillenmiş bir şahsiyet
Üstat Bediüzzaman 1904 yılında Sînê'de (Senendec) dünyaya geldiğinde kimse onun ileride "Allâme" veya "Bediüzzaman" gibi nisbelerle anılacağını bilememişti belki ama tahmin edebilmişti. Çünkü içinde doğduğu ailenin ve yetiştiği çevrenin ilimle olan münasebeti bu lakapları almasına elverişliydi. Nitekim aile kökleri Nihavend'in Feylî Kürtlerine uzanıyordu. Bu köklü geleneğin temsilcilerinden dedesi Mirza Şükrullah Senendecî, "Fahrü'l-Küttâb" unvanıyla tanınan ve "Tuhfe-i Nasırî" adlı eseriyle devrinin seçkin müellifleri arasında yer alan bir ilim adamıydı. Babası Abdülmecid ise "Mecdü'l-Memâlik" lakabıyla bilinen, "Ferreh-i Kürdistanî" mahlasıyla şiirler yazan ve bugün hâlâ yazma hâlinde bulunan "Tarih-i Kürdistan" adlı eserin sahibi bir münevverdi. Dolayısıyla Bediüzzaman-i Kürdistanî gözlerini, kitapların gündelik hayatın tabiî bir parçası olduğu bir evde açmıştı.
İlk tahsilini Sînê'deki medreselerde ve şehrin modern mekteplerinde tamamlamıştı. Eğitim gördüğü kurumlar arasında Sînê'deki Keldanî Mektebi'nin de bulunması, onun henüz genç yaşta farklı eğitim gelenekleriyle tanışmasına imkân sağlamıştı. Bir taraftan klasik medrese ilimlerini tahsil ederken, diğer taraftan modern eğitim kurumları ile farklı dinî çevrelerin disiplinini de yakından tecrübe ediyordu. Daha çocukluk yıllarında kitap ve eğitimle kurduğu bu güçlü bağ, hocalarının dikkatinden kaçmamıştı tabii ki. İlk hocalarından Molla Cenab, onu kaleme ve ilime olan istidadı sebebiyle ceddi Fahrü'l-Küttâb'a atfen "Bedîʿü'l-Küttâb" diye anmaya başlamıştı bile. Ancak bu unvan uzun süre yeterli görülmemişti. Yaşıtlarını geride bırakan ilmî dirayeti, keskin muhakemesi ve özgün yorum kabiliyeti sayesinde medrese çevrelerinde kısa zamanda "Bediüzzaman" unvanıyla tanınmaya başlayacaktı.
Klasik medrese günleri
Kürdistanî'nin Sînê'de eğitim aldığı medreseler bugünün eğitim kurumlarından farklı bir dünyanın temsilcisiydi. Zira o medreselerin mütevazı hücrelerinde yalnızca fıkıh veya tefsir okunmuyordu. Sarf ve nahivle başlayan yolculuk, belâgat, mantık, kelâm, felsefe, hendese, heyet, nücûm, matematik, tasavvuf, hadis ve tefsire kadar uzanırdı. Burada okuyan bir ilim talebesi yalnızca bilgi edinmez, düşünmeyi, muhakeme etmeyi ve ilimler arasında bağ kurmayı da öğrenirdi. Dolayısıyla o da bu medreselerdeki geniş klasik müfredat skalasını yani Kürt mutasavvıf Şeyh Ahmed-i Nudehî'nin "Kitab-ı Ahmedi"sini, Ebu Nasr Ferâhî'nin "Nisâbü's-Sıbyân"ını, Molla Ali Kızılcî'nin "Makâlâtü'l-Aşr"ını, Molla Hadî Sebzevârî'nin hikmet ve felsefe metinlerini bir bir tamamlamıştı. Hocaları arasında Molla Muhammed Mevlâna Kürdistanî, Seyyid Muhammed Rüknü'l-İslam ve Süleyman Beg-i Baneyî'nin torunu Molla Abdülazim Müctehid gibi devrin seçkin isimleri bulunuyordu. Söz konusu hocalarından aldığı eğitim ona farklı ilimleri tek zihinde buluşturabilme kabiliyeti de kazandırmıştı. Binaenaleyh pek çok ilim sahibinin kullanmaya mecal bulamadığı bu yöntem, onu akranları arasında farklı kılan yegâne özelliğiydi.
Kürdistan'dan darülfünuna taşınan medrese geleneği
Bediüzzaman Kürdistanî, Sînêli âlimlerden icazetini aldıktan sonra resmî görev hayatına adım atmıştı. İlk olarak "Mirza Abdülhamid Han-ı Münşî" unvanıyla devlet kâtipliği görevinde bulundu çünkü oldukça mahir bir hattattı. Hat sanatında Sînê'nin yetiştirdiği ünlülerden sadece birisiydi o. Ardından Kürdistan'ın çeşitli şehirlerinde muallimlik yapmıştı. Askerlik hizmetini subay olarak Kermanşah'ta sürdürmüş, bir müddet sonra da ordudan ayrılarak ilim ve kültüre adanacak bir ömür için Tahran'ın yolunu tutmuştu.
Tahran, onun için yalnızca yeni bir şehir değildi elbet. Kürdistan medreselerinde yetişen bir âlimin modernite ile yüzleşeceği büyük imtihan sahasıydı. Önce dönemin en etkili yayın organlarından "İttilâât Gazetesi"nde gazeteciliğe başladı. Aynı zamanda bu gazetenin Kürtçe yayınlarının genel koordinatörlüğünü yürüttü. Onun öncülüğünde yayımlanan "Rojname-i Hetavi Kurdi" adlı gazetenin yayın mutfağında Muhammed Sıddık, Ahmed ve Abdurrahman Muftizâde, Şeyh Âbid Sirâceddinî, Doktor Mukrî ve Şükrullah Baban gibi Kürt aydınları bir araya gelmişti. Böylece kalemi yalnızca ilmin değil, Kürt kültür ve dil hayatının da önemli taşıyıcılarından biri hâline dönüşmüştü.
Arapçadaki derin vukufiyeti sayesinde Suudi Arabistan ve Suriye'nin Tahran'daki diplomatik temsilciliklerinde bir süre mütercimlik yaptıktan sonra Tahran Darülfünununda Arap dili uzmanı olarak göreve başlayacaktı. Buradaki Arap ve Fars kürsüsünde yaptığı ilk yeniliklerden birisi, "Makamat" okuyuculuğuydu. Arap belâgatinin zor metinlerinden kabul edilen "Makamatlar" müfredata onun sayesinde girmişti. Doktorasını Darülfünunda tamamladıktan sonra 1955'te Tahran Üniversitesi İlahiyat Fakültesi'ne öğretim üyesi olarak tayin edilecekti bu sefer. Buraya da yalnızca diplomalarını veya icazetnamelerini götürmemişti. O kürsüye, birkaç asırlık bir tedrisat geleneğinin yaşayan temsilcisi olarak çağrılmıştı. Kürt medreselerinde kazanılmış ilim ve irfan, ilk defa bu ölçüde modern akademik dünyanın merkezlerinden birinde böylesine güçlü bir temsilci buluyordu. Sînê, Bane ve Kermanşah'ın mütevazı medreselerinde başlayan yolculuğu, İran'ın en seçkin ve en köklü üniversitesinin kürsülerinden birine uzanmıştı.
Bediüzzaman'ın asıl eseri: Öğrencileri
Bediüzzaman Kürdistanî için kitaplar ilmin hafızasıydı, öğrenciler ise o hafızanın nefesi. Zira allâme-i cihan da olsanız yazdığınız eserler zamanla rafların sessizliğine karışabilir. Fakat iyi yetişmiş öğrencileriniz varsa, sesiniz asla kısılmaz. Bu yüzden o, yalnız kitap yazmadı, öğrenci yetiştirmeyi ömrünün en büyük davası bildi. Onun rahle-i tedrisinden geçmiş öğrencileri, hocalarının büyüklüğünü gösteren en somut delil olacaktı ilerde. Ahmed Demğânî, Cafer Şehidî, Emir Mahmud Enver, uzun yıllar İran Felsefe Kurumu ile Encümen-i Mefâhir'in başkanlığını yürütmüş olan Mehdi Muhakkık, İranoloji Kurumu'nun en tepesine kadar yükselmiş Hasan Habibî, Cevad Meşkûr, Muhammed Fazlî, İsmail Hekimî, Celil Teclil, Mezâhir Museffâ, Mustafa Hürremdil, Mahmud İbrahimî, Mahmud Şekîbensarî, Mehdi Ma'hûzî, Abdülhamîd Seccâdî, Bahâeddin Hürremşâhî, Baba Merduh-i Ruhanî, İsmail Erdelan, Seyyid Tahir Haşimî, Mahmud Gülşenî-i Kürdistanî, Sirûs-i Şemîsâ… ve İran'ın ilim, kültür ve düşünce hayatına yön vermiş daha nice şahsiyet, hepsi onun öğrencileriydi. Bu öğrencilerinin bir kısmı da aynı zamanda bu satırların yazarının da hocasıydı. İçlerinden bazılarını yakından tanıma imkânı bulmuş birisi olarak diyebilirim ki, doğu ilimleri alanındaki derin birikimlerini Üstat Bediüzzaman Kürdistanî'nin rahle-i tedrisine borçluydular.
Nitekim bu öğrencilerin hocaları hakkındaki değerlendirmeleri de bunun en güçlü kanıtıydı. Örneğin Bahâeddin Hürremşâhî'nin ona "yürüyen kâmûs" demesi, yalnızca güçlü bir benzetme değil, ilmî hafızasına duyulan hayranlığın ifadesiydi. Dehxoda Dil Merkezinin kurucu ismi Cafer Şehidî'nin onu "üstatların üstadı" diye anması, Celâleddin Hümaî'nin onun hakkında methiyeler kaleme alması, Mezâhir Museffâ'nın onu "İbnü'l-Amîd-i Dîger, Abdülhamîd-i Sânî" sözleriyle klasik İran kültürünün en büyük kalem erbablarıyla aynı çizgide değerlendirmesi, öğrencilerinin gözündeki ilmî makamını ortaya koyan güçlü şahitliklerdi. Belki de bu şahitliklerden daha anlamlı olanı, hocasını unutmayacak kadar vefalı bir talebe nesli yetiştirmiş olmasıydı.
Eserleriyle kurduğu köprü: Medrese ile üniversite arasında
İlmî hayatı boyunca klasik Kürt medrese geleneğinin derinliğini modern üniversite anlayışının bilimsel disipliniyle buluşturmayı başarmış olan Bediüzzaman Kürdistanî'nin eserleri de şahsiyeti gibi tek bir sahaya sığmamıştı elbet. "Mahzenü'l-Edeb fî Eş'âri'l-Acem ve'l-Arab" adlı eseri, İslam öncesinden başlamak suretiyle yüz elli sekiz Arap, Fars ve Kürt şairini aynı çatı altında buluşturan hacimli bir kültür hazinesiydi ve bu eser onun medeniyet tasavvurunun da bir yansımasıydı. "Lâmiyye-i Kürdiyye"si ise eş-Şenferâ'nın su'lûk hareketine yaslanan meşhur "Lâmiyyetü'l-Arab" kasidesine yazılmış sıradan bir nazire değildi. Klasik Kürt edebiyatının klasik Arap şiiriyle kurduğu özgüvenli ilişkisinin bir sembolü ve meşhur bir kasideye Kürt ruhuyla verilmiş zarif bir cevaptı. "Bûsenâme"si ise klasik mesnevi geleneğinin 20. yüzyıldaki seçkin örneklerden birisiydi. Ebu Muhammed Kürdi-i Beytuşî'ye ait "Kâydü'l-Evâbid"i ise klasik kaynakları dikkatle yeniden okuyan muhakkik kimliğinin tezahürlerinden biriydi. Firûzabâdî'nin "Kâmûs"una yazdığı haşiyeler de onun dil ilimlerindeki derinliğini ortaya koyuyordu. Arapça, Farsça ve Kürtçe kaleme aldığı şiirler, özellikle Nevruz'a dair kasideleri ve mülemmaları, güçlü bir şair olduğunun birer kanıtıydı. Lakin 27 Ekim 1977'de Tahran'da hayata veda eden Üstat Bediüzzaman'ın kendisinden geriye bıraktığı o altmışa yakın eserlerine bakıldığında dikkati çeken ilk husus, onun tek bir sahaya kapanmayı reddetmiş olmasıydı.
Dolayısıyla bugün onu yeniden hatırlamak, sadece unutulmuş bir âlime vefa göstermek değildir. Kürdistan'ın klasik ilim geleneğinin modern dünyaya uzanan en parlak halkalarından birini yeniden görünür kılmak ve bu hakikati ait olduğu yere iade etmektir.
(Yazılar, yazarların görüşlerini yansıtmaktadır. Rûdaw Medya Grubu'nun kurumsal bakış açısıyla örtüşebilir ya da örtüşmeyebilir.)



