Irak, son yirmi yılda tam 1,45 trilyon dolar değerinde petrol ihraç etti ve bu gelirin tamamı ülkeye dolar olarak geri döndü. Ancak buna rağmen, Irak ekonomisinin (GSYH) toplam hacmi şu an sadece 273 milyar dolar. Eğer sistematik yolsuzluk ve kaynak israfı olmasaydı; Irak bugün dünyanın en yolsuz, en şeffaf olmayan ve en kısıtlı ekonomileri listesinin başında yer almak yerine, G20 grubunda ve küresel ekonomik güçler arasında olurdu.
Irak’ın bu devasa petrol geliri, dünyanın altıncı büyük ekonomisi olan Hindistan’ın toplam mali hacminin dörtte birine eşdeğerdir. Hindistan, 4,15 trilyon dolarlık GSYH’si ve 1 milyar 470 milyonluk nüfusuyla (Irak’ın yaklaşık 30 katı) bu seviyedeyken, Irak'ın mevcut durumu trajik olarak görünüyor.
Aslında bu çöküşün büyük bir kısmı, verilerdeki "stratejik muğlaklık"tan kaynaklanıyor ve bu durum yolsuzluğa yol açıyor. Örneğin Maliye Bakanlığı, raporlarını trilyonluk hatalarla yayımlıyor. Ayrıca, Maliye Bakanlığı ile Petrol Bakanlığı verileri arasında gelirler konusunda yaşanan iki aylık gecikme; milyarlarca doların kaybolması, rakamların gizlenmesi ve aradaki farkların örtbas edilmesi için altın bir zemin hazırlıyor.
28 Haziran 2026'da Yeşil Bölge ve vilayetlerdeki yolsuz yetkilileri hedef alarak başlayan "Şafak Operasyonu" akıllara şu soruyu getiriyor: Bu ani hamle köklü bir stratejik değişim mi, yoksa nakit yetersizliği ve biriken borçlar nedeniyle duyulan mali bir zorunluluk mu? Sistem artık tıkanmış durumda; aylık 9-10 trilyon dinar gideri olan bir yapının geliri 2-3 trilyon dinara düşmüş, işsizlik yüzde 16’ya (bazı illerde %30’a) çıkmış, projeler yarım kalmış ve temel hizmetler vatandaşa ulaşmıyor.
Burada, verilere dayanarak üç temel soruyu yanıtlamaya çalışacağız: Bütçe yasası ile Maliye Bakanlığı raporları arasındaki ilişkinin yolsuzlukla bağı ne? Yolsuzluk dendiğinde neden akla hemen petrol ve elektrik geliyor; yani enerji sektörü neden yolsuzluğun merkezi? Ve "Şafak Operasyonu" Irak'ı bu ekonomik krizden kurtaracak mı, yoksa Hürmüz Boğazı'ndaki petrol akışı normale dönene kadar geçici bir durum mu?
Yolsuzluk ve gelir-giderin "esnekliği"
Irak'ın yıllık bütçe yasası ile Maliye Bakanlığı'nın açıkladığı gerçek gelir ve giderler arasındaki uçurum, sistemi saran yolsuzluğun en büyük parçasıdır. Irak Parlamentosu, gelir kaynaklarını ve harcama yönlerini belirleyen bir yasa çıkarıyor; ancak yıl sonu geldiğinde, gerçek rakamlar üzerinde pek konuşulmayan devasa farklar gösteriyor.
Örneğin 2023 yılında bütçede toplam harcama 198 trilyon dinar (149 trilyon işletme, 49 trilyon yatırım) olarak belirlenmiş, gelir ise 134 trilyon dinar olarak öngörülmüştü. Bu da 64 trilyon dinarlık hayali bir açık demekti. Ancak Maliye Bakanlığı'nın yıl sonu raporuna baktığımızda; toplam harcamanın sadece 142 trilyon dinar (118 işletme, 24 yatırım), toplam gelirin ise 135 trilyon dinar olduğunu görüyoruz. Yani her şey farklı ve açık sadece 7 trilyon dinar olarak belirlendi.
Bu belirsizlik ve esneklik sonraki yıllarda da sürdü. 2024 yılında bütçe üç yıllık (2023-2025) ve sabit olması gerekirken, Maliye Bakanlığı verilerine göre harcamalar 150 trilyon dinara ulaşmış, gelirler ise 140 trilyon dinar (127 petrol, 13 petrol dışı) olmuş durumda. Geçtiğimiz yıl yani 2025’te ise toplam harcamalar 141 trilyon dinara düşerken, gelirler 124 trilyon dinara gerildi. Aynı zamanda bu rakamların içinde memur maaşları 2023'teki 47 trilyon dinar seviyesinden büyük bir sıçrayışla 2025'te 60 trilyon dinara yükseldi.
Bütçe rakamlarını bir kenara bırakıp sadece petrol dışı gelirlere (vergi ve gümrük) odaklanırsak, devasa gedikler daha net görülür. Maliye Bakanlığı'na göre petrol dışı gelirler 2023'te 9,7 trilyon; 2024'te 13 trilyon ve 2025'te 15 trilyon dinar oldu. Üç yılın toplamı yaklaşık 29 milyar dolara yetişti.
Ancak asıl sorun burada: Irak Merkez Bankası verilerine göre, bu üç yılda ithalat için dışarıya tam 204 milyar dolar (265 trilyon dinar) para çıktı. Eğer ortalama ithalat vergisi sadece yüzde 20 olarak hesaplansa bile (ki gerçekte yüzde15 ile yüzde 35 arasında), sadece ithal edilen malların vergi gelirinin 53 trilyon dinar olması gerekirdi. Tüm petrol dışı gelirlerin toplamının bu kadar düşük olması mümkün değildir.
Enerji sektörü: Milyarlarca dolar ve bitmeyen karanlık
Enerji sektörü Irak ekonomisinin bel kemiği olarak biliniyor. Dünya Bankası’nın belirttiği gibi bu sektör, GSYH’nin yarısını, devlet gelirinin yüzde 88’ini ve ihracatın yüzde 90’ını oluşturuyor. 2015-2025 yılları arasında Irak’ın toplam yatırım bütçesinin yüzdem 72’sinden fazlası (87 milyar dolar) Petrol Bakanlığı için harcandı. Aynı zamanda elektrik sektörü için yatırım harcaması 8,16 trilyon dinar olurken, işletme gideri olarak (yakıt vb.) 62 trilyon dinar harcandı.
Sadece elektriğe harcanan bu parayla; Güney Kore tarzı (1400 MW kapasiteli) 7 ila 9 adet nükleer santral veya Çin tarzı (1200 MW kapasiteli) 13 ila 18 adet nükleer santral inşa edilebilirdi. Ancak halk hâlâ resmi elektrik ve jeneratörler arasında yokluk çekiyor.
Bu harcamalar yan yana getirildiğinde; Petrol Bakanlığı'nın tüm Irak'ın yatırım bütçesinin yüzde 60'ını aldığı ve ilginç bir şekilde bu paraların yıl geneline yayılmak yerine son üç ayda harcandığı görülüyor.
Uluslararası Enerji Ajansı (IEA) verilerine göre enerjiye yılda 12 milyar dolar sübvansiyon verilmesine rağmen, vatandaşlar hâlâ jeneratör dumanı ve gürültüsü içinde 24 saatlik elektriğin hasretini çekiyor.
Diğer taraftan, son on yılda beş farklı hükümet petrol üretimini 6-7 milyon varile çıkarma sözü verdi; ancak üretim 4 ile 4,7 milyon varil arasında çakılıp kaldı. Hürmüz Boğazı'nın son dönemde kapanması, Irak'ın ne kadar stratejisiz olduğunu gösterdi; çünkü ihracatının yüzde 99'u ve gelirinin yüzde 82'si o boğaza bağımlı.
Ayrıca Dünya Bankası raporuna göre; "Batı Kurna-2" sahası yılda 2,7 milyar metreküp gaz yakarak dünya birincisi oldu. Irak, 2025 yılında toplam 23,6 milyar metreküp gaz yakarken, elektrik santralleri için dışarıdan gaz ithal etmeye devam etti.
İngiliz Enerji Enstitüsü (EI) raporuna göre Irak'ın petrol rezervi 145 milyar varil (Suriye'nin 75 katı), gaz rezervi ise 124 trilyon metreküptür; ancak 2025'teki üretim seviyesi sadece 4,36 milyon varildir. Bu yüzden, eski Petrol Bakanlığı müsteşarlarının evlerinde milyonlarca dolar ve milyarlarca dinar nakit para (Muhsin Çehri ve Adnan Cumeyli örnekleri gibi) bulunması şaşırtıcı değildir; zira ayda trilyonlarca dinarın döndüğü bir bakanlıkta çalışıyorlar.
Hayali projeler ve çelişkili borçlar
Irak'ta her yıl onlarca büyük proje imzalanıyor ama biten proje sayısı yok denecek kadar az. Planlama Bakanlığı'na göre Aralık 2023 sonu itibarıyla kayıtlı 2.559 projenin tamamlanması için 167 trilyon dinar gerekiyor ama sadece 21 trilyon dinar ayrılmış. Bu da projelerin yüzde 89,9'unun (2.301 proje) bitmeyen bir "devam ediyor" döngüsünde kalmasına neden oluyor.
Bunun en bariz örneği, 2007'den beri konuşulan ve birçok bütçede yer alan Bağdat Metrosu'dur; ancak hâlâ sadece kağıt üzerinde görünüyor. Zaha Hadid tarafından tasarlanan Merkez Bankası binası ise 2010'dan beri bitirilemedi.
Rakamlardaki tutarsızlık borçlarda da kendini gösteriyor. Başbakan bir açıklamasında toplam borcun 208 trilyon dinar olduğunu söylerken; Merkez Bankası verileri Nisan 2026 itibarıyla iç borcun 95,6 trilyon dinar olduğunu söylüyor. Dış borçla birlikte toplam 108,6 trilyon dinar olması gerekirken; iki ay içinde borcun 100 trilyon dinar birden nasıl arttığı büyük bir soru işareti.
Sonuç
Irak'taki yolsuzluk yapısı her köşeye nüfuz etmiştir. "Şafak Operasyonu", sadece ele geçirilen nakit para fotoğraflarıyla sınırlı kalmamalı. Halkın hafızasından silinmeyen "Yüzyılın Hırsızlığı" (2,5 milyar dolarlık vergi hırsızlığı) davasının, paraların bir kısmının gösterilip asıl suçluların serbest bırakılmasıyla kapatılması gibi olmamalıdır.
Irak'ın gelirleri bölge ülkeleriyle yarıştığı halde; yaşam kalitesi ve temel hizmetlerde çok geride. Gençler arasındaki işsizlik yüzde 16,8'e ulaşmış; petrolün merkezi Basra'da yüzde 20, Enbar'da %29,5, Musenna'da yüzde 29,2 sevyesinde. Yetkililerin evlerinde, klimalarında veya yataklarında saklanan milyonlarca dolar, aslında halkın çalınan altyapısıdır.
Şu anki kriz 2020 krizine benzemiyor; dinarın değerini düşürerek geçiştirilemez. Irak şu an 115 trilyon dinar basılı para ve azalan döviz rezervleriyle boğuşuyor. Başbakanın "parayı getirene af var" çağrısı, paranın yüzde 90'ının banka dışında (yastık altında) olduğunun itirafıdır. Şafak Operasyonu'nun çalınan servetleri ne kadar geri getireceğini zaman gösterecek.



