Ortalık yerde kalakalır sonbaharlarımız. Bir yerlerde unutulmuştur hüznümüz ve hep bizi biz yapan eylüllerimiz. Gever’de, Süphan’da, Dicle’de, Ararat’ta. Ne hayaller kurulmuştu sararmış yaprakların altında. Bavê Fexrî. Zilan. Ve Cehennem Deresi… Ve Cudî. Yani bütün esmer çocuklarımız.
Sorma kahrımızı. Büyür suskunluğumuz bir Asurî mızrabında. Vurma zalim vurma. Ne olursun, o günleri harlama, hatırlatma. Kayboluruz göz göre göre payımıza düşen yalnızlık söylencelerinde. Her dönemeçte kırılgan gülüşlerimiz, molotof sevinçlerimiz ve militan kederimiz. Ve kadınlarımız; analarımız, kızlarımız, bacılarımız. Durmaz damarlarımızda akmaya mahkûm edilmiş kanlarımız.
Bir yol var kalbimde, hep senden başlayan her daim sende süren ve hiç bitmeyecek olan. Qedrîcan’ın Gula Sor şiirine girmişiz. Yol bulamıyoruz. Çıkamıyoruz. Çıkmak mı istemiyoruz? Hiç bilinmez. Sanırım iyi geliyor bize, naif imgelerle örülü yitik ülkemizde kaybolmak, gözlerden ırak yaşam mücadelesi vermek. Kimse dokunmasın bize. Kimselerin kılavuzluğuna ihtiyacımız yok. Buluruz kendi yolumuzu. Karanlığımız, karanlığımız, karanlığımız. Kadim karanlığımız. Anamız avradımız evladımız.
Bir yol var kalbimde sürgünlükler fatihi Osman Sebrî’nin duvarlarında biten, zindanlarında başlayan, Semsûrî yollarda toz duman. Kalmasın bende ne el ne de aman. Uzak bir ihtimaldir artık karanlıkta sabah kuşlarını beklemek. Celallenir Nemrut, Haman. Namzet içeride bir yerlerde, kendi belirsizliğinde... Yazgım gibi, ülkem gibi, sevdam gibi...
Kanımla tanıdık resimler çiziyorum avuçlarıma, göğüme, göğsüme. Kendimi bulurum her saklı sözde, gizli düşte. Çocukluğumun mülteci akşamları… Yerden göğe, gökten başka ülkelere... hep esrik, içre. Yol yordam bilmeyen öte yanımız.
Mahzundur yüzler tarifsiz. Ağarmıştır saçlar tanımsız. Gardiyandır dünya insafsız.
Bir yol var kalbimde bütün şairlere mabet, dağlarla ilelebet. Avlumun başında sonunda üstünde altında aynı sözler: Hesreta dilê min... Kesik, isterik, melankolik… Evîna min…
Sonra öteki sözlerin yekûnu serencamı ve intikamı: Hawar û Ronahî, Hêvî û Azadî’ya min…
Cizîra Botan mirlerinin meclisindeyim. Kurulmuş sazlar, ağyarından ziyade olmayan dengbêjler. Gidenler gelenler. Yürek yangınları. Sarmış afakları kahpe rüzgârlar, hain pusular. Duyulur mu sesimdeki hasretler? Her su yatağında akmazmış. Geç anladım. Sürgünlükler varmış yazgılarda. Mülteci akşamlarda demlenmiş kelamlar. Her söz paslı bir hançer hükmünde…
Hangi zamanın telvesinde kaldı o kara günler, ak güller ve Qedrîcan’ın Gula Sor’u? Siyahın ve beyazın garip karışımı, tuhaf birlikteliği, mesrur dansı... Kurşun sıkmak karanlığa… Yok ki başka umarım. Çalınmış bir mahşerin dilinde ortalık yerdeyim. Er meydanında. Darağacında. Uçurum kıyısında. Ve çalınmış bir mahşerin ucunda Diyarbekir geceleri, Silopî korkuları, Dicle yangınları. Kör bir nazarda bitermiş Nuh Nebi’nin şehri. Her yolun zor dönemecinde bekler bizi Behra Wanê.
Hangi nefes senden gayrıdır? Hangi ölüm senden beridir? Köpürmüş hasretlerin darağacında eski zaman sitranları, ağıtları, hüzzam fasılları. Yolumuzdur artık ölümümüz, katran karası yatağımız, zift gibi koyu yalnızlığımız. İki bin mil. İki bin asır. Kanlıdır çetindir ve de tehlikelidir yazgımız. Kendi yoldaşlarına mezar olmuştur acımız. Sonbahar yapraklarına kefendir bahtımız. Her nefes alışverişte yeni geçitler biçer ahdimiz: Axîna min! Gizli keşfimiz. Muamma. Anlaşılmaz. Eyşe Şan’ın buğulu sesinde halimiz pür melalimiz: Hesreta dilê min. Toprağımızda, yürüdüğümüz yollarda garip hissederiz kendimizi. Yama gibi duruyoruz nedense kendi bedenimizde, eski göğümüzde.
“Yar Qederê” diyorum kendi kendime, Eyşe Şan’ın sesiyle. Sitranlara sığınıyorum yine. Ağıtlarda teselli buluyorum. Sığınıyorum güya. Oysa açıktayım. Hiç tanımadığım eller, ifşa ediyor sırrımı. Açığa alınıyorum. Ortalık yerde. İğdiş edilmiş atların yelesinde kalakalıyorum.
Talan edilmiştir bir kere rüyalarımız. Teselli buluyorum güya. Her sözle bir yol, bir geçit buluyor Qedrîcan’ın Gula Sor’una içimdeki nehirler. Yıkılıyor duvarlar, zincirlenmiş zamanlar, müstahkem mevkiler. Özgürlüğüne kavuşuyor Qedrîcan’ın Gula Sor’u.
(Yazılar, yazarların görüşlerini yansıtmaktadır. Rûdaw Medya Grubu'nun kurumsal bakış açısıyla örtüşebilir ya da örtüşmeyebilir.)



