Vakti zamanında İslami Birlik Hareketi’nde (Nahva) kopuş başladığında, Kürdistan Yurtseverler Birliği’nden (KYB) üst düzey bir yetkili, “Daha ne istiyorsunuz, sizin için hareketinizi parçaladık” demişti.
Bunun karşılığında, Nahva yetkilisi Ebubekir Ali, “Ne siz sevinin ne de biz. Çünkü gün gelecek bu parçalanmaların içininden onlarca baş çıkacak ve bizi arayacaksınız” demişti.
Çok sürmeden, bu hareketin içinden İslami Topluluk, İslami İslah, Cunud, Tevhid gibi nice gruplar çıkmaya başladı, en son Ensar’ül İslam ve Ensar Sünni gibi radikal gurupları da beraberinde getirdi.
Bu durum Değişim Hareketi (Goran) için de geçerli olsa gerek.
Kürdistan Demokrat Partisi (KDP) yaptığı beyaz darbenin ardından, Goran’lı Parlamento Başkanı Yusuf Muhammed’in Erbil’e girmesini yasaklaması, Goran’lı bakanların ihracı, Goran’lı yetkililerin ses kayıtlarının yayımlanması... Goran’a siyasi yasak konulması bile konuşulmaya başlandı.
Bütün bunlar, Goran’daki en aydın, kültürlü ve ılımlı yetkilileri bile, silahlanmayı konuşmasına yol açtı.
Gidişattan memnun olmayan “kızgın” halkın bir kesimi, silahlanmak gerektiğini savunuyor ancak bölgeye baktığımızda zaten halkın genelinde silah bulunuyor.
2009 yılından beri sinirlerini kontrol edebilen belki de tek kişi, Goran lideri Newşirwan Mustafa’dır.
Goran’ın parçalanması Kürdistan Bölgesi’nin güvenliği için çok büyük bir tehlike arzedebilir.
Tıpkı FARC Hareketi’nin Kolombiya’da yarattığı gibi.
Bunların hepsi bir tarafa, sırf KDP ve Barzani ailesine inat, Goran’ın bir kesimi Kürdistan İşçi Partisi (PKK) saflarına katılabilir.
Bu yaşananlardan KDP, KYB, Goran, İslami partiler, hepsi sorumludur.
Goran’ın en büyük hatası 18 Haziran’da Erbil’de 5 parti arasında düzenlenen ve yabancı ülke temsilcilerinin de katıldığı toplantıda parlamento oturumunun ertelenmesi hususunda varılan ittifakı çiğnemesi ve 19 Haziran’da parlamentoya gelip oturumu başlatmak istemesiydi.
İşte o günün ardından KDP demokrasi adına kurulan bütün basamakları yıkıp, uluslararası topluma, sunulan bütün tekliflerin reddedildiğini anlattı.
Nitekim yabancı ülkeler, bu durumu demokrasi dışı olarak tanımlamadı. Çünkü onlar petrol, doğalgaz ve diğer bütün konuları Barzani’nin koltuğuna bağlamışlardı.
Son günlerde ise, başkanın parlamento tarafından seçilebileceğine dair ılımlı sözler duyulmaya başlandı.
Tekrar bir araya gelinebilir mesajları veriliyor.
Uğraşlar zamanı geriye alamasa da olayları unutup krizin başladığı tarihten öncesine dönmek içindir.
Son günlerde Goran Hareketi’nin üst düzey yöneticilerinden duyduğumuz silahlanma meselesi gerçekten de korkunç olarak nitelendirilebilir.
Bu durum ancak, Goran’ın üzerinde kurulan baskıların ortadan kalkmasıyla düzelebilir. Nitekim Newşirwan Mustafa’ın olmamasını da gözönünde bulundurarak, bu partiyi silahlanmaktan alıkoyacak hiçbir güç olduğunu düşünmüyorum.
KYB, Goran’ı, KDP’ye karşı “isteklerini elde etmek için” kullanmaya devam ederse, birden fazla silahlı grup ortaya çıkabilir ve kontrol etmek şimdiki kadar kolay olmayabilir.
Aslında Sünni Araplar’ın örneği de bize pek uzak sayılmaz.
Ne zamanki dönemin Başbakanı Nuri Maliki, Sünniler’i gözardı etti ve liderlerini baskı kurmaya çalıştı, Musul’da sahne Ebubekir Bağdadi’ye hazırlanmış oldu.
Dış güçlerin, özellikle komşu ülkelerin Kürdistan Bölgesi’nde kartlarını açık bir şekilde oynadığı bu günlerde, belki de olacağı aklımıza bile gelmeyen şeyler gerçekleşti.
Çankaya Köşkü’nde Kürdistan Bayrağı’nı gördük. Barzani Suudi Krali Şeyh Selman tarafından olağanüstü ağırlandı. İran medyası Barzani’yi yoğun bir şekilde hedef aldı...
Türk askerlerinin Musul yakınlarına gelmesi ise başlı başına bir tehdit.
Tüm bunlar, Kürtler’i ikiye ayırmanın, araya yine engeller örmenin bir sinyali olarak yorumlanabilir.
Coğrafyamız kaynıyor. Sykes-Picot Antlaşması’nın 100’üncü yılı dolarken, bölgedeki haritaların değişmesi belki de Kürtler için büyük bir fırsat.
Ancak kendi içimizde birlik olamamamız, büyük siyasi partilerimizin birbirinden kopuşu, neredeyse umutlarımıza perde çekiyor.
Sanki yine en çok kanı döküler biz, haklarını en az elde edebilen taraf olacağız.
Eğer bir meydan okuma söz konusu olacaksa, bu Mesud Barzani ve Newşirwan Mustafa’nın anlaşması olmadan olmaz. Çünkü bu iki ismin son onlarca yılın tüm önemli gelişmelerinde izleri var.


