Ortadoğu politikaları ve Batılı güçler uzmanı, Namea Danışmanlık Grubu İcra Direktörü Dr. Norman Ricklefs, doğrudan Rûdaw'a verdiği demeçte Koalisyon güçlerinin çekilmesinin ardından Irak ve Kürdistan Bölgesi'nin içinde bulunduğu durumu değerlendirdi.
Rûdaw’a konuşan Dr. Ricklefs, tüm bölgenin hassas bir süreçten geçtiğini belirterek, bu durumun Erbil, Süleymaniye ve Bağdat'ı ortak tehditlere karşı daha yakın bir iş birliğine itebileceğini vurguladı.
Dr. Ricklefs ile yapılan özel röportajda, devlet kontrolü dışındaki silahlı grupların durumu, Erbil-Bağdat arasındaki süregelen sorunlar ve Irak'ın bölgesel denklemlerdeki rolü ele alındı.
Sorunların çözümünün zaman ve uzlaşı gerektirdiğini belirten Ricklefs, Kürdistan Bölgesi'nin herkesle dostane ilişkiler kurarak dengeli bir politika izlemesi ve çatışmalardan uzak durması gerektiğinin altını çizdi.
Ortadoğu politikaları ve Batılı güçler uzmanı, Namea Danışmanlık Grubu İcra Direktörü Dr. Norman Ricklefs, Rûdaw’ın sorularını yanıtladı:
Rûdaw: Ortadoğu politikaları ve Batılı güçler uzmanı, Namea Danışmanlık Grubu İcra Direktörü Dr. Norman Ricklefs ile özel bir röportaj gerçekleştiriyoruz. Görüşmemiz, Irak ve Ortadoğu'da son dönemde yaşanan olaylar üzerine olacak. ABD öncülüğündeki Koalisyon'un Irak ve Kürdistan Bölgesi'nden çekilmesinin ardından, özelde Kürdistan Bölgesi'nin daha hassas bir aşamaya gireceğini düşünüyor musunuz?
Dr. Norman Ricklefs: Tüm bölge, devam eden savaş nedeniyle oldukça hassas bir süreçten geçiyor. Ancak Kürdistan'a yönelik tehditler yeni değil. Genel olarak Kürdistan Bölgesi'ne ve Irak'a yönelik tehditler yeni şeyler değil. Dolayısıyla bir şeylerin çok fazla değişeceğini sanmıyorum. Ancak eğer bunun yaratacağı bir etki olacaksa, o da Erbil, Süleymaniye ve Bağdat'ı bu ortak tehditlerle yüzleşmek için daha yakın çalışmaya mecbur bırakması olabilir.
Rûdaw: Irak'ta devlet kontrolü dışındaki grupların silahsızlandırılması sürecini nasıl değerlendiriyorsunuz? Bu durum Irak ve Kürdistan'ın gelecekteki güvenliğini nasıl etkiler?
Dr. Norman Ricklefs: Buna birkaç farklı açıdan bakabilirsiniz. Öncelikle, bu sorunun nihai olarak çözülmesi epey zaman alacaktır. Bir gecede olacak bir şey değil. Büyük silahlı gruplar daha önce silahlarını devlet kontrolüne bırakacaklarına dair söz verdiler. Henüz hepsi değil; bildiğimiz ve herkesin tanıdığı özellikle iki büyük grup bunu şu ana kadar reddetti. Ancak diğer büyük gruplar hükümetle diyalog halinde ve doğru yönde ilerliyorlar.
Rûdaw: Bu silahsızlanma süreci, Bağdat'taki yeni hükümetin politikalarını, Kürdistan Bölgesi ile ilişkilerini ve genel durumu nasıl etkileyecek?
Dr. Norman Ricklefs: Yeni bir hükümetin başa gelip, Hürmüz Boğazı'ndaki meseleler ve Irak'ın ABD işgalinden bu yana son yirmi yılı aşkın süredir karşılaştığı tüm diğer sorunlar nedeniyle ekonomik ve mali bir krizle yüzleşmesi oldukça zor. Bu hükümet; özel sektörü teşvik etme, ekonomik liberalizm ve ekonomik kalkınma ajandasıyla göreve geldi ancak silahlı gruplarla ilgili sorunlar bir şekilde çözülene kadar her şey erteleniyor. Yüzde 100 çözülmeyecek belki ama bir çeşit uzlaşıya varılması gerekiyor. Genel olarak işlerin doğru yöne gittiğini düşünüyorum ama herkesin görmek istediğinden çok daha yavaş ilerliyor. Bölge hala tam anlamıyla güvenli ve istikrarlı değil.
Rûdaw: Tüm bu bölgesel gerilimler ve çatışmalar Irak ve Kürdistan Bölgesi'nin güvenliğini nasıl etkileyecek?
Dr. Norman Ricklefs: Irak tam ortada yer alıyor. İran ile 900 millik bir sınırı var ve bu sınırın büyük bir kısmı Kürdistan Bölgesi'nde. Bu nedenle hem Erbil hem de Bağdat, doğudaki komşularıyla ve diğer yönlerdeki komşularıyla sorunlar yaşıyor. Herkes Irak'a bakıp buranın bölge için bir istikrar kaynağı mı yoksa istikrarsızlık kaynağı mı olacağını düşünüyor. Az ya da çok hepsi Irak'ı bir savaş alanı olarak görüyor. 20 yıldan fazla bir süredir bunu görüyoruz.
Rûdaw: Peki bu durum böyle devam edecek mi? Irak hep bu konumda mı kalacak?
Dr. Norman Ricklefs: Maalesef evet. Keşke daha sevindirici haberlerim olsaydı. Ancak gerçek şu ki Irak, Doğu ile Batı arasındaki bu jeopolitik fay hattı üzerinde yer alıyor.
Rûdaw: Ya Kürdistan Bölgesi? Sizce bölge kendini nasıl korumalı? Diplomatik veya askeri açıdan en iyi politikalar nelerdir? Kürdistan Bölgesi kendini ve vatandaşlarını korumak için ne yapmalı?
Dr. Norman Ricklefs: Kürdistan Bölgesi şu an yaptığı şeyi yapmaya devam etmeli; yani herkesle dost olmaya çalışmalı, tarafsız kalmalı ve kendini çatışmaların içine çekilmekten korumalı. Sürdürülmesi çok zor bir denge ama bence böylesi zorlu bir durumda elinden gelenin en iyisini yapıyor. Herkesle ilişkilerini sürdürmesi gerekiyor. Dün MERI Forumu'nda Neçirvan Barzani ve Bafel Talabani de aynı şeyi söylediler. Kesinlikle doğru mesajın bu olduğunu düşünüyorum. Hepimiz Kürdistan'daki iç siyasetin; YNK, KDP, Yeni Nesil ve buradaki diğer tüm siyasi aktörler arasındaki meselelerin, son parlamento seçimleri temelinde yeni ve birleşik bir hükümet kurmak üzere çözülmesini görmek isteriz. Kürdistan'ın bir bölge olarak bu sorunu çözmesi gerekiyor. Ancak sanırım Neçirvan Barzani'nin de dün belirttiği gibi, buradaki iki ana parti arasındaki iç siyasi meselelere rağmen, tehditler ve zorluklarla yüzleştiklerinde yine de birlik içinde durabildiler.
Rûdaw: Kürdistan Bölgesi, farklı dönemlerdeki bölgesel çatışmalara rağmen iyi uluslararası ortaklıklara sahip olmasıyla biliniyor. Partiler arası iç istikrarsızlıklara ve anlaşmazlıklara değindiniz. Bu durum, uluslararası ortakların Kürdistan Bölgesi'ne bakışını nasıl etkiliyor? Gelecek için çözüm nedir?
Dr. Norman Ricklefs: Dürüst olmak gerekirse... Irak dışından Kürdistan Bölgesi'ne baktığınızda bu iç sorunları pek görmüyorsunuz. Bence bu sorunlar ancak içeriden bakıldığında göze çarpıyor. Dışarıda Kürdistan Bölgesi algısı, gerçekte olduğundan çok daha birleşik bir görüntü çiziyor. O yüzden yine Başkan Neçirvan'ın dün söylediğine dönüyoruz: İç siyasi rekabete rağmen, mesele ortak bir amaç uğruna ve ortak zorluklara karşı birleşmek olduğunda, Kürdistan Bölgesi nispeten iyi bir iş çıkarmaya devam ediyor.
Rûdaw: Bağdat ile Erbil arasındaki sorunlar bu şekilde devam edecek mi, yoksa her yıl her yeni kabinede aynı krizleri yaşamak yerine kalıcı bir ortaklığa ve çözüme ulaşmak mümkün mü? Kalıcı bir anlaşmaya varılabilir mi?
Dr. Norman Ricklefs: "Kalıcı" kelimesiyle ne kastettiğinize bağlı. Düşündüğünüzde, başa gelen her yeni hükümet petrol ihracatı ve finansal konular üzerinde bir anlaşmaya varıyor.
Rûdaw: Çalışanların maaşları da dahil...
Dr. Norman Ricklefs: Evet, memur maaşları için de. On yılı aşkın bir süredir başa gelen her yeni hükümet, nihai bir anlaşmaya varıldığını ve her şeyin çözüldüğünü duyuruyor. "Artık hepimiz dostuz, her şey yolunda" deniyor. Sonra birkaç ay içinde her iki taraf da birbirini anlaşmadan caymakla suçlamaya başlıyor.
Rûdaw: Neden? Bunun tekrarlanmaması için iki taraf ne yapmalı? Çünkü insanlar... Özellikle Kürdistan Bölgesi'ndekiler bu sorunlardan çok yoruldu.
Dr. Norman Ricklefs: Evet, bunun hükümet gelirleri üzerinde de etkisi var. Yani mesele sadece memur maaşları değil. Merkez bankasından gelen paraya bağımlı olduğu için Kürdistan Bölgesi'nin mali istikrarı da söz konusu. Bence yapılması gereken tek bir şey varsa, o da Kürdistan Bölgesi'ndeki petrol endüstrisi ile Irak’ın güneyindeki durum arasındaki ilişkiyi düzenleyecek yeni bir Petrol ve Gaz Yasası'nın imzalanarak yürürlüğe girmesidir. Federal Irak'ta petrol endüstrisinde yaşanan değişimlerle birlikte, 2009'dan bu yana federal bölgede petrol şirketlerine dayatılan hizmet sözleşmelerinden, Kürdistan Bölgesi'nde gördüğümüz modele veya bir petrol iş birliği modeline doğru geçiş yapılması yönünde bir ilerleme göreceğimizi düşünüyorum. Bu da bana, Kürdistan'da ve Irak'ın geri kalanında faaliyet gösteren petrol şirketleri için ortak ve birleşik bir yasal çerçeve oluşturabileceğimiz fikrini veriyor.
Ancak yine ilk bahsettiğiniz soruna, devlet otoritesi dışındaki silahlı gruplar meselesine dönüyoruz. Bölgedeki savaş ortamında herhangi bir hükümet bununla uğraşmak zorundayken, diğer tüm bu girişimler arka plana itiliyor. Bu nedenle mevcut durumun bir anlaşma, bir uzlaşı ve bir tür çözüme kavuşturulması gerekiyor. Irak'ın karşı karşıya olduğu süregelen ekonomik krizi çözecek bir yol bulabilirsek durum o kadar da kötü olmaz. Çünkü 2003'te rejimin çökmesinden bu yana ekonomi düzelmedi; hükümet bütçesi için tamamen petrole bağımlı, çok küçük bir özel sektöre sahip karma bir ekonomi ve tıpkı Sovyetler Birliği'nin çöküşünden sonra Doğu Avrupa'da olduğu gibi acil reformlara ihtiyaç duyan çok sayıda devlete ait şirket var.
Rûdaw: Peki Irak'taki siyasi durumun istikrara kavuşmasının, sonunda ekonomik ve yatırım anlamında daha fazla uluslararası ortaklığı çekeceğini düşünüyor musunuz?
Dr. Norman Ricklefs: Kesinlikle. Geçen hafta büyük bir Amerikan şirketiyle görüştüm. Uluslararası satış müdürünün bana söylediği ilk şey şuydu: "Geçen gün haberlerde Irak'taki milislerin Suudi Arabistan'a füze attığına dair bir şey gördüm." İlk değindiği nokta buydu.
Rûdaw: Kürdistan Bölgesi'ne de bakmaları gerekiyor.
Dr. Norman Ricklefs: Nasıl yani?
Rûdaw: Kürdistan Bölgesi'ne de bakmalılar.
Dr. Norman Ricklefs: Evet ama onun bahsettiği nokta buydu. Uluslararası haberlere yansıyan sorun buydu. Bu durum devam ettiği sürece, uluslararası yatırımların önünde bir engel olacaktır elbette. Ancak diğer yandan BP, Halliburton, PetroChina gibi büyük uluslararası yatırımcılar da burada.
Rûdaw: Siyasi istikrar potansiyeli var...
Dr. Norman Ricklefs: Kesinlikle. Ve daha da iyi olacak. Kuşkusuz burası çok zengin bir ülke. Orta-üst gelir grubunda bir ülke. Ancak çok kötü bir altyapı ve çok zayıf bir kalkınma seviyesinden muzdarip. Bu da yabancı yatırımla değiştirilebilir. Ama yine dönüp dolaşıp devlet kontrolü dışındaki silahlı gruplar meselesine geliyoruz.
Rûdaw: Son günlerde büyük bir kavram haline gelen egemenlik meselesi... Irak'ın egemenliği. ABD öncülüğündeki Koalisyon ülkeden ayrılmışken, Irak'ın hem İran hem de Washington'la iyi ilişkiler sürdürüp aynı zamanda kendini koruması için izleyebileceği en iyi dış politika nedir?
Dr. Norman Ricklefs: Bence Irak, Doğu ile Batı arasında doğal bir arabulucu konumunda. Bunu, Obama yönetimi döneminde İran ile imzalanan 2015 Nükleer Anlaşması'nda gördük. Irak; Doğu ile Batı, İran ile ABD ve Avrupalı ortaklar arasında köprü vazifesi görerek çok olumlu bir rol oynadı. Yani bir savaş alanı olmaktan çıkıp çok iyi bir arabulucuya dönüşebilir. Başka bir seçeneği de yok zaten. Eldeki iki seçenek bunlar. Bu yüzden gördüğümüz gibi bir savaş alanı olmak yerine, arabuluculuk rolüne doğru ilerlemelidir.
Rûdaw: Yakın zamanda bir araştırma yayımladınız. Aslında tam olarak yakın zamanda değil sanırım.
Dr. Norman Ricklefs: Evet, Ağustos ayında, yeni sayılır.
Rûdaw: Orada silahlı grupların kontrolünden bahsediyorsunuz. Biz de buna değindik. Ancak sizce Irak hükümeti tarafından şu an atılması gereken pratik adımlar ve gerçekçi çözüm nedir?
Dr. Norman Ricklefs: Öncelikle bahsettiğiniz o araştırma/makale, silahlı grupların entegrasyonuna dair Rönesans Avrupası'na kadar uzanan tarihi örneklere dayanıyordu. Orta Çağ'dan modern döneme kadar bunların tamamen entegre edilmesinin yüzlerce yıl sürdüğünü gördük. Bugün işlerin daha hızlı ilerlediğini söyleyebiliriz ancak Irak hükümetinin atması gereken pratik adımlara gelirsek; bence ilk adım, hükümetin kontrolü dışındaki bu grupların Heşdi Şabi yapısına entegre edilmesi olmalıdır. Bunun gerekli olduğunu düşünüyorum ama bir anlaşmaya varılması lazım. Yapması kolay olmayacak. İran ve ABD için kabul edilebilir bir anlaşma olmalı. Tekrar ediyorum, kolay bir yol değil. Başbakan'ın ve kabinesinin, silahların devlet kontrolüne alınması sürecini tamamlamak gibi önünde çok zor bir görev var. Tek bir basit cevabı yok. Keşke olsaydı ama yok. Bu bir süreç olacak ve epey zaman alacak.
Rûdaw: Başarılı olacak mı?
Dr. Norman Ricklefs: Şöyle söyleyeyim, ben bardağın dolu tarafına bakıyorum ve olumlu olduğunu söylüyorum. Genel gidişatın doğru yönde olduğunu düşünüyorum. Sadece olması gerektiği kadar hızlı gerçekleşmiyor.
Rûdaw: Peki. Daha önce Irak Savunma Bakanlığı'na danışmanlık yapmıştınız.
Dr. Norman Ricklefs: İçişleri Bakanlığı'na da, evet.
Rûdaw: Evet, İçişleri'ne de. Irak'ta kurumsal açıdan kurumların birlikte çalışma sürecini nasıl görüyorsunuz? Zayıflıkları nerede görüyorsunuz? Bu bağlamda büyüme potansiyelini ve gücünü nerede görüyorsunuz?
Dr. Norman Ricklefs: Mesele şu; Irak'ta ilk hükümetlerin kurulduğu ve anayasanın yazıldığı 2003, 2004 ve 2005 sonrası dönemde bu durum anayasa ve mevcut yapı içine yerleşti. Sistemin tasarımı çatışmadan kaçınmaya yönelikti. Parlamentonun tasarımı da çatışmadan kaçınmaya yönelik. Sonuç olarak, parlamentodaki temsillerine göre farklı partilere dağıtılan bir dizi bakanlık ortaya çıkıyor. Seçim sisteminin işleyişi nedeniyle kimse mutlak çoğunluğu, yani yüzde 51'i elde edemiyor. Bu yüzden hükümet kurmak için hepsi bir anlaşma yapmak zorunda. Bundan iki sonuç çıkıyor: Birincisi çatışmayı azaltıyor, ki bu iyi bir şey, onları uzlaşmaya zorluyor. Ancak her biri hükümetin küçük bir parçasına sahip olduğu için karar alma mekanizmasını felç ediyor. Birinde Planlama Bakanlığı, diğerinde Petrol Bakanlığı, bir diğerinde Savunma Bakanlığı var ve bu bakanlıkların her biri kendilerini oraya yerleştiren siyasi partiye bağlı. Bu nedenle, Irak'ın siyasi sistemi güçlü bir yürütme liderliğine sahip olmayı zorlaştırıyor ama aynı zamanda partiler arası çatışmayı da azaltıyor. Bugün itibarıyla sistemin gerçeği budur ve yakın zamanda değişecek gibi de görünmüyor.



