Rûdaw’a özel Kürtçe röportaj veren DEM Parti Eş Genel Başkanı Tuncer Bakırhan, “Türkiye'deki çözüm süreci tartışmalarına ilişkin yüz yıllık bir sorunun masada olduğunu ve şu an barışın ilk aşamasında olduklarını” bildirdi.
Bakırhan, “ilk aşamada PKK'nin silahsızlandırılması ve siyaset zemininin oluşturulması için adımlar atılmasının ön planda olduğunu, ikinci aşamanın ise doğrudan belediyelerin güçlendirilmesi, demokrasi ve Kürt halkının anayasal haklarıyla ilgili olduğunu” belirtti.
“Birinci aşamanın sonundayız”
Dilbixwîn Dara’nın konuya dair sorusunu cevaplayan Bakırhan, “Şu an birinci aşamadayız. Birinci aşama barıştır. Yani nedir? PKK ve diyelim ki silahları ortadan kalkıyor. Örneğin silah ve savaşlar üzerinden değil, siyaset ve zemin üzerinden, onun yerine bunu koyuyorlar, görüş bu. İkinci aşama ise demokrasi, Kürtlerin haklarıdır. Uğruna bedel ödediğimiz, evlerin yıkıldığı, insanların öldürüldüğü, köylerimizin viran olduğu, perişan olduğumuz haklar. İkinci aşama budur. Şu an neredeyiz? Birinci aşamanın sonundayız. PKK çok büyük bir adım attı. Siz de dinlediniz, iki üç gündür PKK yönetimi ciddi açıklamalar yaptı. Üzerlerine düşen ne varsa fazlasıyla yerine getirdiler” ifadelerini kullandı.
DEM Parti Eş Genel Başkanı, sürecin ilk aşamanın son evresinde olduğunu ve ikinci aşamaya geçmek için Milli Güvenlik Kurulu (MGK) raporunun çıkmasını beklediklerini açıkladı.
Bakırhan, “PKK lideri Abdullah Öcalan'ın rolüne dikkat çekerek Öcalan'ın tutumunda samimi olduğunu ve o rapor çıkarsa siyasi tutuklular ile Avrupa'daki siyasetçilerin dönebileceğini” vurguladı.
“Öcalan’ın siyaset yapma hakkı var”
Bakırhan, “Esasen hakkı var. Öcalan'ın yaptığına hiç kimse cesaret edemez. Dünyada da biz Kürtlerinkine benzer sorunlar var. Onlar silah ve partiyi feshetmeyi en sona bıraktılar. Öcalan ise bunu öne aldı. Bu onun samimiyetini ortaya çıkardı. Bu yüzden, tabii ki yarın çıkıp siyaset yapmak isterse hakkıdır. Ancak öncesinde biraz zaman gerekiyor. Parti feshedilmiş, silah bırakılmışsa, siyasete, halkın içine, mücadeleye girmeleri gerekir, siyaset yapma hakkı vardır. Bahçeli bizzat kendi gözüyle görmek istedi. Sayın Öcalan DEM Parti grubuna gelsin, parlamentoda konuşsun dedi. İşte o zaman bu meselenin yerine getirilmesi gerekir” dedi.
DEM Parti Eş Genel Başkanı Bakırhan, MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli'nin tutumu hakkında ise Bahçeli'nin çok büyük bir adım attığını, yaklaşımının ve dilinin değiştiğini, bu duruşa değer vermenin önemli olduğunu söyledi.
“Öcalan Kürt'tür. Kürt halkı için mücadele etti, 27 yıldır cezaevinde, neden diğer Kürtlere karşı dursun?”
Dara’nın Öcalan’ın söylemleri üzerine yönelttiği soruyu yanıtlayan Bakırhan, “Sayın Öcalan'ın yanında kalıp bazen onun adına bir şeyler çıkaranlar oluyor, size söyleyeyim bunların aslı astarı yoktur. Yani uyduruyorlar, bazen kendilerince böyle şeyler çıkarıp onun adına, halk adına yapıyorlar. Sayın Öcalan kaç kez ‘Mesud Barzani için Kürt ulusal kongresinin başkanı olsun, kendisine selamlarım var’ demiştir. Hepsi ayağa kalktı. Kaç kez Neçirvan Barzani, Bafıl Talabani için teşekkürlerini gönderdi. Erbil ve Süleymaniye'deki arkadaşlar için binlerce kez insanlar geldi, sağ olsunlar, bizi misafir gibi hissettirmediler, evimiz gibiydi. Yani onların emeğini kim inkar edebilir? Sayın Öcalan da böyle görüyor. Öcalan Kürt'tür. Kürt halkı için mücadele etti, 27 yıldır cezaevinde, bir hücrededir. Neden diğer Kürtlere karşı dursun? Böyle bir şey olur mu? Bu yüzden, ortaya çıkan o şeyler, yani ben... bakın ben 35 yıldır bu siyasetin içindeyim, son 10 yıldır ilişkilerimiz daha iyi, güncel olarak görüşüyoruz” dedi.
“Birliğimiz olursa biz bir şeyiz, dünya milletleri hak ve hukukumuzu tanır”
Devamında Kürt birliğine vurgu yapan Bakırhan, “İran'ın topları tüfekleri Erbil ve Süleymaniye'ye yöneldiğinde biz rahatsız oluyoruz. Kaç kez Meclis'te, Meclis toplantısında dile getirdik, İran'a olmaz dedik, Kürt düşmanlığı yürümez. Siyasetini değiştir, Süleymaniye halkı, Erbil halkı yalnız değildir, biz onların yanındayız, Türkiye'deki Kürtler onların yanındadır. Yani Öcalan da böyle biridir. Siyaseti Kürtler içindir, fakir fukara içindir. Neden Kürt siyasetçiler, onların partileri için kötü şeyler söyleyelim? Bu yüzden o söylenenler doğru şeyler değildir. Son zamanlarda da, örneğin bakın halkımız da görsün, baksın, dışarıdaki muhataplara diyelim not gönderdi, biz kalkıp dedik ki örneğin Sayın Neçirvan, Sayın Bafıl Talabani bu son süreç için büyük bir rol üstlensinler. Örneğin silah bırakma konusunda onlar da yer alsın. Onlar da dahil olsun... yani bu iyi bir şeydir. Onlara inançları olmasa, neden isimlerini sürekli ansınlar, neden selam göndersinler? Bu yüzden, Kürtler arasında sürekli sorun çıkarmak isteyen bazı insanlar var. Öcalan Kürttür, demokrattır, bilgilidir, entelektüeldir, Diyarbakır olmazsa Erbil'in bir hiç olduğunu, Erbil olmazsa Kamışlo ve Kobani'nin bir hiç olduğunu iyi bilir. Birliğimiz olursa biz bir şeyiz. Birliğimiz olursa dünya milletleri hak ve hukukumuzu tanır. Yalnız kalırsak, başımıza ne gelir bilemeyiz” sözlerini sarf etti.
“Ayıp değil mi yani iki saat, üç saat Kürtçe ders? Biz bunu kabul etmiyoruz”
Bakırhan, Rojava’ya ilişkin de Suriye’nin tutumunu eleştirerek şu ifadeleri kullandı:
“Şu an orada eksiklikler var. Henüz yasalar, kararnameler yapmadılar, bazı şeyleri görüyoruz. Orası henüz yeni. Rejim ne olursa olsun, nasıl olursa olsun, Kürtler için demokratik mi olacak, yoksa Esad gibi yine Kürtlere karşı mı olacak, haklarını, dillerini kabul etmeyecek mi, insanın uyumaması lazım ama eksiklik var.
Örneğin dil konusunda, yani eksiklik çok büyük! Arapların diline hak var, Farslara hak var, Türklere hak var, sıra Kürtlere gelince hak yok, bunu kim kabul eder? Ayıptır! Rojava'da Kürtler var, dilleri var, Kürtçe konuşuyorlar. Kendi dillerinde okulları olmalı, okullarına gitmeliler. Bunu getirip Türkiye'de de böyle veriyorlar diyoruz, 3 saat ders.
Böyle bir şey olur mu? Üç saat! Yüz yıllardır, bin yıllardır orada olan bir halk, örneğin Efrin Kürt şehridir en azından. Ayıp değil mi yani iki saat, üç saat? Biz bunu kabul etmiyoruz. İstiyoruz ki Şam hükümeti, orada Türkiye'nin de etkisi var, Türkiye'nin de gücü var. Bu ayıbı orada ortadan kaldırsınlar. Artık dil düşmanlığı ortadan kalksın.”
“Mahmur halkımızın ve o savaş nedeniyle buraya gelenlerin geri dönüşü de masadadır”
Mahmur Kampı'ndaki mültecilerin akıbetine ilişkin de Bakırhan, bu dosyanın da masada olduğunu ve ikinci aşamada Türkiye hükümetinin onların köylerini inşa etmesi ve zararlarını karşılaması gerektiğini açıkladı ve “İnşallah ikinci aşamada dedik ya, başta Mahmur halkımız ve o savaş nedeniyle buraya gelenlerin geri dönüşü de masadadır, üzerinde duruyoruz. Merak etmesinler. İnşallah süreç devam eder, iyi giderse, isteyen herkes bundan faydalanacaktır” şeklinde konuştu.
“Güçleri yetseydi, ne bu süreç yaşanırdı, ne de kimse ‘Kürt kardeşimiz’ derdi”
Güçlerinin Türkiye’ye adım attırdığını kaydeden Bakırhan, “Sen örgütlülüğün kadarsın. Şimdi sana bir şey söyleyeyim, bakın, eğer isteselerdi, yani güçleri yetseydi, vallahi ne son dönemde bu süreç yaşanırdı, ne de kimse Kürt kardeşimiz derdi… Bakın Rojava için, burası için de gerçeği söyleyeyim, Türkiye'deki Kürtler olmasaydı, onları çok kolay yutarlardı” dedi.
DEM Parti Eş Genel Başkanı Tuncer Bakırhan’ın Dilbixwîn Dara'nın sorularına yanıtları şöyle:
Dilbixwîn Dara: Değerli izleyiciler, iyi günler. Türkiye'de şu an bir süreç var, tüm Kürtler bu sürecin sonuçlarının ne olacağını bekliyor. Örneğin Sayın Abdullah Öcalan'ın durumu ne olacak, dışarıdaki gerillalar dönebilecek mi dönemeyecek mi, barış süreci yürüyor mu yürümüyor mu, bir yasa çıkacak mı, o yasada Kürtlerin hakları ne olacak, Kürtler anayasal bir hakka sahip olacak mı olmayacak mı; bunlar şüphesiz çok önemli sorular. Sadece Türkiye'deki Kürtleri ilgilendirmiyor, Kürdistan'ın diğer parçaları da gerçekten yakından takip ediyor. DEM Parti Eş Genel Başkanı Tuncer Bakırhan konuğum. Kak Tuncer, hoş geldiniz.
Tuncer Bakırhan: Teşekkür ederim, iyi günler.
Dilbixwîn Dara: Yüz yüze görüştüğümüz için mutluyum.
Tuncer Bakırhan: Evet, evet, evet, çok uzun zaman oldu... 30 yıl önce, evet.
Dilbixwîn Dara: 30 yıl, doğru. Az değil.
Tuncer Bakırhan: Oldukça fazla.
Dilbixwîn Dara: Süreçten bahsediyoruz. Tüm Kürtler beklemede. Bu nasıl bir süreç? Bu süreç hangi aşamaya ulaştı? Ciddi mi değil mi?
Tuncer Bakırhan: Evet, evet. Öncelikle Rûdaw TV izleyicilerini selamlıyorum. Tabii bu sürecin adı ‘Barış ve Demokrasi Süreci’dir. Şu an masada 100 yıllık bir mesele var. Tabii 100 yıllık meselenin, 40-50 yıllık büyük bir savaşı var. Yaklaşık 100 bin insan hayatını kaybetti. Binlerce arkadaşımız, insanımız bedel ödedi. Yani çok büyük, tarihi bir meseledir. Tarihi bir mesele, 40-50-100 yıllık bir mesele bir ayda, iki ayda, bir haftada çözülmez. Bazen iki köy arasında bir sorun çıkıyor, yıllarca sürüyor.
Dilbixwîn Dara: Uzun yıllar sürüyor.
Tuncer Bakırhan: İngiltere ve IRA arasında çözüm geliştirdiler, 22 yıl sürdü, 23 yıl neredeyse sonuca ulaşmadı. Bu yüzden, elbette yavaş gitmek iyidir demiyorum, öyle söylemiyorum. Elbette elimizi çabuk tutmalıyız, adımlar atılmalı, çok gecikilmemeli. Ortadoğu'da, Türkiye'de provokasyonlar oluyor, yarın bu ülkelerin başına, bizim başımıza ne gelir bilmiyoruz. Bu yüzden biz birinci aşamadayız. Birinci aşamanın adı barıştır, barış aşamasıdır.
Dilbixwîn Dara: Birinci aşamada mısınız?
Tuncer Bakırhan: Evet, evet, evet, şu an birinci aşamadayız. Birinci aşama barıştır. Yani nedir? PKK ve diyelim ki silahları ortadan kalkıyor. Örneğin silah ve savaşlar üzerinden değil, siyaset ve zemin üzerinden, onun yerine bunu koyuyorlar, görüş bu. İkinci aşama ise demokrasi, Kürtlerin haklarıdır. Uğruna bedel ödediğimiz, evlerin yıkıldığı, insanların öldürüldüğü, köylerimizin viran olduğu, perişan olduğumuz haklar. İkinci aşama budur. Şu an neredeyiz? Birinci aşamanın sonundayız. PKK çok büyük bir adım attı. Siz de dinlediniz, iki üç gündür PKK yönetimi ciddi açıklamalar yaptı. Üzerlerine düşen ne varsa fazlasıyla yerine getirdiler.
Şimdi ne kaldı? Milli Güvenlik Kurulu (MGK) raporu diyorlar. Türkçe “teyit, tespit” diyorlar. Şu an o rapora kalmış durumdayız. O rapor çıktığında, o aşama ikinci aşamaya geçecek.
Dilbixwîn Dara: İkinci aşamada, dışarıdaki PKK gerillaları, örneğin mahkum olup Avrupa'ya gidenler, cezaevlerinde olanlar, PKK yöneticileri ilk aşamada dönebilecek mi?
Tuncer Bakırhan: Elbette rapor çıktığında, dışarıdakiler, cezaevindekiler, cezaevindeki ve dışarıdaki arkadaşlarımız, yani yüzde 90'ı, 95'i dönebilir. 800 PKK'li, diyelim ki yönetim kadrosu ikinci aşamaya kaldı. Söylenen o ki inşallah rapor çıkar, önce cezaevindekiler, sonra dışarıdaki, sürgündeki arkadaşlarımız döner.
Dilbixwîn Dara: Öcalan siyaset yapabilecek mi? Legal siyaset yapabilecek mi?
Tuncer Bakırhan: Evet, evet. Esasen hakkı var. Öcalan'ın yaptığına hiç kimse cesaret edemez. Dünyada da biz Kürtlerinkine benzer sorunlar var. Onlar silah ve partiyi feshetmeyi en sona bıraktılar. Öcalan ise bunu öne aldı. Bu onun samimiyetini ortaya çıkardı. Bu yüzden, tabii ki yarın çıkıp siyaset yapmak isterse hakkıdır. Ancak öncesinde biraz zaman gerekiyor. Parti feshedilmiş, silah bırakılmışsa, siyasete, halkın içine, mücadeleye girmeleri gerekir, siyaset yapma hakkı vardır. Bahçeli bizzat kendi gözüyle görmek istedi. ‘Sayın Öcalan DEM Parti grubuna gelsin, parlamentoda konuşsun’ dedi. İşte o zaman bu meselenin yerine getirilmesi gerekir.
Dilbixwîn Dara: Peki, Türkiye'de gerçekten de bu sürecin sonuca ulaşmasını engelleyen, önünü kesen bazı kişiler veya kesimler var mı?
Tuncer Bakırhan: Şu an Türkiye'de bazı zeminler var, süreç iyi geçsin diyorlar, destek de veriyorlar. Ancak yüz yıldır Kürtler inkar edildi, çok ağır yaralar açıldı. Bazıları bu sürecin çözüme ulaşmasını istemiyor. Buna karşı savaşıyorlar, daha kötü olmasını istiyorlar. Fakat Türkiye halkının yüzde 70-80'i çözüm olmasını istiyor. Giderek bu destek artıyor, büyüyor. Hükümet bazı adımlar atarsa, bu süreçten daha güçlü çıkacaktır. Halkın tereddüdü var.
Dilbixwîn Dara: Örneğin Bahçeli ile aranız artık iyi mi? Toplantılarda görüştüğünüzü, selamlaştığınızı görüyorum...
Tuncer Bakırhan: Bahçeli çok büyük bir şey yaptı. Bazen görüyoruz, bazı insanlar bundan rahatsız oluyor. Buna karşıydı, Kürtlere karşıydı, isimlerine karşıydı, haklarına karşıydı... Bahçeli halk için 'Kürt yoktur' diyordu. 2013 ile 2015 yılları arasında elinde iple idam diyordu, ondan önce de. Şimdi Bahçeli iyi bir noktaya geldi. O da kardeşimizdir, hakları vardır diyor. Onun bu gelişine, bu duruşuna değer vermek gerekir.
Dilbixwîn Dara: Peki, örneğin şu ana kadar Türkiye'deki yetkililerin, Türk medyasının açıklamalarında görüyorum, sizin barış süreci dediğiniz şeye onlar “Terörsüz Türkiye” süreci diyorlar. Yani Türkiye hala PKK'nin üst düzey yöneticilerini terörist olarak mı görüyor? Örneğin Murat Karayılan'ın röportajını dinledim, “hala Sayın Abdullah Öcalan için 'terörist başı' diyorlar” diyor. Yani Türkiye gerçekten kendi içinde de size karşı, PKK'ye karşı, Kürtlere karşı bir değişim yapmaya hazır mı? Türkiye gerçekten samimi mi, yoksa Türkiye'nin amacı sadece gerillayı bitirmek mi?
Tuncer Bakırhan: Hayır, söylediğiniz çok doğru. Önce dilin düzelmesi gerekiyor. Şimdi masayı kuruyorsunuz, yani burada müzakere, diyalog var. Masanın muhatabına terör, terörist derseniz olmaz. Yani kullanılan dil biraz kötü. Herkesin değil ama bazılarının söylemleri çok kötü. Biz her zaman oraya işaret ediyoruz, dikkat çekiyoruz, hayır olmaz diyoruz. Söylemlerini değiştirmeleri, Kürtleri, PKK'lileri, cezaevindekileri, sürgündekileri rahatsız etmeyecek daha temiz bir dil kullanmaları gerekiyor. Kürtler hakları için ayağa kalktı. Onları inkar ettiler, onlar da biz Türk değiliz, Kürdüz dediler. Dilimiz, kültürümüz, sanatımız, demokratik haklarımız var. Bu yüzden dil yavaş yavaş değişiyor. Eskisi gibi değil, örneğin...
Dilbixwîn Dara: Yumuşadı mı?
Tuncer Bakırhan: Bir yıl önce hala çok kirli bir dil vardı, yani çok rahatsız ediciydi. Ancak yavaş yavaş o da düzeliyor, örneğin biz dilimizi değiştirdik, biz de başka bir şey söylemek istemiyoruz. Barış böyle bir şeydir. Barışta herkes adım atar. Çok adım atar, siz 50 yıl, 100 yıl önceki o sözlerle, o yaklaşımlarla giderseniz bir sonuca varılmaz. Bu yüzden, o açıdan halkımız da çok rahatsız. Türkiye'nin, Türkiye demeyelim, bazı kişilerin, bazı zeminlerin o görüşü, o dili değiştirmesi gerekiyor. Ancak samimiyet konusunda size şunu söyleyeyim, biz samimiyiz. Gidip Sayın Öcalan'la da görüştük. Dört saat kendisiyle konuştuk. Vallahi Sayın Öcalan da çok samimi. Bugüne kadar silahı bıraktık, amacımıza ulaşacağız dedi. Bir aşamaya geldik, şu an üçüncü partiyiz. Şimdi demokratik bir seçim olsa, Kürt illerinin yüzde 90'ını alırız. Sadece oralar değil, Türkiye'nin metropollerinde kimi istersek kazandırır, kimi istersek kaybettiririz. Yani gücümüz de büyük. Artık Kürt realitesini tanıyorlar. Belki haklarını henüz vermediler, o konuda çok ilerlemediler ama artık herkes Kürt realitesini tanıyor. Biz samimiyiz, Sayın Öcalan samimi. Bakın, PKK samimi. Sayın Öcalan açıklama yaptı, birkaç gün sonra onlar Süleymaniye'de silahlarını bırakmadı mı? Partilerini feshetmediler mi?
Dilbixwîn Dara: PKK Kandil'i mi dinliyor, Sayın Öcalan'ı mı dinliyor?
Tuncer Bakırhan: Örneğin geri çekilme gibi, geri çekilme kampı diyelim, yani ne dendiyse yerine getirdiler. Devletin de biraz samimi olması gerekiyor. Bu yüz yıldır konuştuğumuz bir şey. Bu yüzden her taraf samimi olmalı, her taraf üzerine düşeni yerine getirmeli. Tabii devlet büyük bir organizasyon, yani karmaşık.
Dilbixwîn Dara: Karmaşık.
Tuncer Bakırhan: Karmaşık. Bazıları istiyor, bazıları karşı çıkıyor, bazıları kötü olsun istiyor. Bazılarının çıkarı savaş üzerinedir. Diyelim ki bir parti var, onlar için zaten Kürtleri katletsinler, tutuklasınlar, partilerini kapatsınlar, kimse Kürt demesin, neden Kürt diyorlar anlayışındalar. Bu yüzden, tabii ki biz samimiyiz, onların da samimi olması gerekiyor.
Dilbixwîn Dara: Peki. Sayın Abdullah Öcalan'dan bahsettiniz. Dışarıda Kürtlerin gerçekten merak ettiği çok şey var. Siz sürekli gidip Sayın Öcalan'ı İmralı Cezaevi’nde görüyorsunuz. Dışarıda Öcalan adına çıkan şeyler, gerçekten Öcalan'ın sözleri mi yoksa filtreleniyor mu? Gerçekten çok önemli bir soru. Çünkü nerede olsam bu soruyu bana soruyorlar, siz DEM Parti Eş Genel Başkanısınız, Öcalan'ı da görüyorsunuz, bu soruyu size sormayı uygun gördüm.
Tuncer Bakırhan: Çok yaşa, çok...
Dilbixwîn Dara: Sen de çok yaşa.
Tuncer Bakırhan: İyi dedin. Hem izleyicileriniz hem Kürt halkı, hem de dünya iyi bilsin. Sayın Öcalan'ın yanında kalıp bazen onun adına bir şeyler çıkaranlar oluyor, size söyleyeyim bunların aslı astarı yoktur. Yani uyduruyorlar, bazen kendilerince böyle şeyler çıkarıp onun adına, halk adına yapıyorlar. Sayın Öcalan kaç kez “Mesud Barzani için Kürt ulusal kongresinin başkanı olsun, kendisine selamlarım var” demiştir. Hepsi ayağa kalktı. Kaç kez Neçirvan Barzani, Bafıl Talabani için teşekkürlerini gönderdi. Erbil ve Süleymaniye'deki arkadaşlar için binlerce kez insanlar geldi, sağ olsunlar, bizi misafir gibi hissettirmediler, evimiz gibiydi. Yani onların emeğini kim inkar edebilir? Sayın Öcalan da böyle görüyor. Öcalan Kürttür. Kürt halkı için mücadele etti, 27 yıldır cezaevinde, bir hücrededir. Neden diğer Kürtlere karşı dursun? Böyle bir şey olur mu? Bu yüzden, ortaya çıkan o şeyler, yani ben... bakın ben 35 yıldır bu siyasetin içindeyim, son 10 yıldır ilişkilerimiz daha iyi, güncel olarak görüşüyoruz.
Dilbixwîn Dara: Görüyorum, doğru.
Tuncer Bakırhan: Örneğin siyasetçilerimiz, Diyarbakır Newroz'una geliyor...
Dilbixwîn Dara: En iyi dönemde, ondan bahsediyorum.
Tuncer Bakırhan: Halkımız onları daha çok benimsiyor, yani karşılıyor, değer veriyor, kıymet veriyor. İlişkilerimiz iyi, birbirimize daha çok yakınlaştık. Vallahi İran'ın topları tüfekleri Erbil ve Süleymaniye'ye yöneldiğinde biz rahatsız oluyoruz. Kaç kez Meclis'te, Meclis toplantısında dile getirdik, İran'a olmaz dedik, Kürt düşmanlığı yürümez. Siyasetini değiştir, Süleymaniye halkı, Erbil halkı yalnız değildir, biz onların yanındayız, Türkiye'deki Kürtler onların yanındadır. Yani Öcalan da böyle biridir. Siyaseti Kürtler içindir, fakir fukara içindir. Neden Kürt siyasetçiler, onların partileri için kötü şeyler söyleyelim? Bu yüzden o söylenenler doğru şeyler değildir. Son zamanlarda da, örneğin bakın halkımız da görsün, baksın, dışarıdaki muhataplara diyelim not gönderdi, biz kalkıp dedik ki örneğin Sayın Neçirvan Barzani, Sayın Bafıl Talabani bu son süreç için büyük bir rol üstlensinler. Örneğin silah bırakma konusunda onlar da yer alsın. Onlar da dahil olsun... yani bu iyi bir şeydir. Onlara inançları olmasa, neden isimlerini sürekli ansınlar, neden selam göndersinler? Bu yüzden, Kürtler arasında sürekli sorun çıkarmak isteyen bazı insanlar var. Öcalan Kürttür, demokrattır, bilgilidir, entelektüeldir, Diyarbakır olmazsa Erbil'in bir hiç olduğunu, Erbil olmazsa Kamışlo ve Kobani'nin bir hiç olduğunu iyi bilir. Birliğimiz olursa biz bir şeyiz. Birliğimiz olursa dünya milletleri hak ve hukukumuzu tanır. Yalnız kalırsak, başımıza ne gelir bilemeyiz.
Dilbixwîn Dara: Rojava ile ilişkileriniz var, heyetleriniz gidip geliyor ve siz Türkiye’de Meclis’te büyük bir partisiniz, Türkiye'de ve bölgede milyonlarca oyunuz var. Rojava'yı nasıl görüyorsunuz? Özellikle bu hassas günlerde ve dönemlerde Rojava'ya nasıl yardımcı olabilirsiniz?
Tuncer Bakırhan: Yardımcı olmamız gerekiyor. Şu an orada eksiklikler var. Henüz yasalar, kararnameler yapmadılar, bazı şeyleri görüyoruz. Orası henüz yeni. Rejim ne olursa olsun, nasıl olursa olsun, Kürtler için demokratik mi olacak, yoksa Esad gibi yine Kürtlere karşı mı olacak, haklarını, dillerini kabul etmeyecek mi, insanın uyumaması lazım ama eksiklik var. Örneğin dil konusunda, yani eksiklik çok büyük! Arapların diline hak var, Farslara hak var, Türklere hak var, sıra Kürtlere gelince hak yok, bunu kim kabul eder? Ayıptır! Rojava'da Kürtler var, dilleri var, Kürtçe konuşuyorlar. Kendi dillerinde okulları olmalı, okullarına gitmeliler. Bunu getirip Türkiye'de de böyle veriyorlar diyoruz, 3 saat ders. Böyle bir şey olur mu?
Dilbixwîn Dara: Haftada üç saat, yani üç ders.
Tuncer Bakırhan: Üç saat! Yüz yıllardır, bin yıllardır orada olan bir halk, örneğin Efrin Kürt şehridir en azından. Ayıp değil mi yani iki saat, üç saat? Biz bunu kabul etmiyoruz. İstiyoruz ki Şam hükümeti, orada Türkiye'nin de etkisi var, Türkiye'nin de gücü var. Bu ayıbı orada ortadan kaldırsınlar. Artık dil düşmanlığı ortadan kalksın.
Dilbixwîn Dara: Başka bir şey. Çoğu zaman burada, Kürdistan'da Mahmur halkını görüyorum. Onlar hakkında hiç bir şey düşünüyor musunuz? Yani yıllardır buradalar, durumları iyi değil, doğrudan söyleyeyim yani. Durumları her açıdan iyi değil, onlara haksızlık yapılıyor. Yani bazıları döndü ama bu barış sürecinde onlardan hiç bahsediliyor mu? Onların akıbeti ne olacak?
Tuncer Bakırhan: Evet, evet, onlardan da bahsediliyor. Öncelikle Başur (Kürdistan Bölgesi) yönetimine teşekkür ediyorum. Yani 30-40 yıldır onlara sahip çıktılar, hatırlarını saydılar. Sizin de imkanlarınız kısıtlı, biliyorum. Şu an Mahmur da konuşuluyor. Sonuçta iktidara da söyledik. Mahmur'daki halkımız ne yapacak, nasıl olacak, köyleri kalmadı, tarlaları, ağaçları, hiçbir şeyleri kalmadı. Köylere korucular yerleşti. Paraları yok, servetleri yok, sermayeleri yok, tarlaları, evleri yok, Türkiye'ye gelip ne yapsınlar? Biz dedik ki, yani diyoruz, onlara henüz bir şey demediler, biz diyoruz ki önce köylerini inşa edin. Sonra bazıları burada dünyaya geldi, 20 yaşına, 30 yaşına geldiler kimlikleri yok. Kimliklerini tanıyın. Zararlarını tazmin edin. Buraya gelip ne yapsınlar? Ev yok, köy yok, tarla yok, sermaye yok. Bu yüzden diyoruz ki Türkiye hükümeti onlar için bir program, bir plan çıkarsın, köylerini inşa etsin, zararlarını tazmin etsin, burada dünyaya gelenlere kimlik versin, gelişlerine de yardımcı olsun. İnşallah ikinci aşamada dedik ya, başta Mahmur halkımız ve o savaş nedeniyle buraya gelenlerin geri dönüşü de masadadır, üzerinde duruyoruz. Merak etmesinler. İnşallah süreç devam eder, iyi giderse, isteyen herkes bundan faydalanacaktır.
Dilbixwîn Dara: Önemli. Diyelim ki süreç sonuca ulaştı. Barış süreci başarıya ulaştı. İlk adım atıldı, başarılı oldu, ikinci adıma geçildi, ikinci adım da başarılı oldu. Artık anayasa yazılıyor, o anayasada Kürtler hangi haklara sahip olacak Kak Tuncer? Bir halktan, bir ulustan bahsediyoruz, Türkiye'de 20-30 milyon Kürt var. Örneğin sadece silah bırakmak değil, örneğin sadece PKK'nin feshedilmesi veya gerillaların dönmesi ya da dışarıdaki mahkumların dönmesi veya cezaevindekilerin çıkması değil, bir “ulus sorunu” var. O ulusal sorun nasıl çözülecek? Yani Kürtler hangi haklara sahip olacak?
Tuncer Bakırhan: Evet… İkinci aşama geçildiğinde...
Dilbixwîn Dara: Peki.
Tuncer Bakırhan: Kayyumlar var, kayyumlar.
Dilbixwîn Dara: Doğru.
Tuncer Bakırhan: Onların gitmesi gerekiyor. Halk kimi seçtiyse, kimi istediyse onlar tekrar belediyelerin başına gelmeli. Diyasporadaki, sürgündeki arkadaşlarımızın cezası diyelim, onlar zaten inşallah dönecekler. Ancak bu meseleyi bitirmez, yani mesele bu değil.
Dilbixwîn Dara: Doğru.
Tuncer Bakırhan: Bunlar zaten inkarın sonucu olarak ortaya çıktı. Kürtler eskiden cezaevinde değildi, sürgünde değildi. Bu yüzden asıl mesele, tam da dediğiniz gibi, dilin özgür olması gerekiyor. Bölgede demokrasi olması gerekiyor. Belediyelerin hakları artırılmalı. Şu an Türkiye'nin yasası, anayasası şöyledir: 'Herkes Türktür.' Sanki başka bir renk yokmuş, başka bir millet yokmuş, başka bir inanç yokmuş gibi. İşte bu da Türkiye'nin mozaiğidir demeleri gerekiyor. Yani o mozaiğe uygun olmalı. Biz Kürdüz, sen Türksün, bir diğeri Çerkes, bir diğeri Laz. Biz Türkiye vatandaşlarıyız. Yasalarının da bu mozaiğe uygun olması gerekiyor. Yani dil, yerel yönetimler, inkar, ret, tekçi dedikleri yasalar ortadan kalkmalı, onların yerine yenileri gelmeli, sorgulanmalı. Onların yerine de mücadelemiz, milletimiz, halkımız, örgütlülüğümüz... sen örgütlülüğün kadarsın. Şimdi sana bir şey söyleyeyim, bakın, eğer isteselerdi, yani güçleri yetseydi, vallahi ne son dönemde bu süreç yaşanırdı, ne de kimse Kürt kardeşimiz derdi.
Dilbixwîn Dara: Sizin gücünüz mü Türkiye'ye bu adımı attırdı?
Tuncer Bakırhan: Aynen öyle. Bakın Rojava için, burası için de gerçeği söyleyeyim, Türkiye'deki Kürtler olmasaydı, onları çok kolay yutarlardı.
Dilbixwîn Dara: Kak Tuncer, Kürtçeniz çok güzel!
Tuncer Bakırhan: Biz Serhatlıyız.
Dilbixwîn Dara: Serhatlı! Röportaja başlamadan önce ‘Dilbixwîn Kürtçem yetmeyebilir’ dedi ama Kürtçeniz çok güzel, çok güzel.
Tuncer Bakırhan: Teşekkür ederim.
Dilbixwîn Dara: Peki, kısaca Kak Tuncer, arkadaşlarınız, DEM Parti yöneticileri var, Kürtler ama Kürtçeleri yok. Onlardan da başlamayı düşünüyor musunuz? Dil hakkından bahsediyorsunuz, örneğin Kürtçe Türkiye'de resmi dil olmalı diyorsunuz ama Kürt olup Kürtçe bilmeyen birçok arkadaşınız var. Onlara da kurs açıp Kürtçe öğrenmelerini sağlayacak mısınız?
Tuncer Bakırhan: Hayır, size bir şey söyleyeyim, hayır. Biz 40 yıldır mücadele ettik, savaştık. Yani bahsettiğiniz bu arkadaşların zamanı olmadı. Cezaevlerindeydik, sokaklardaydık, mücadelenin içindeydik. Şimdi mesele tabii ki çok büyük bir mesele ama mesele zaten mücadelesiz olmaz. Eskiden dili konuşamıyorduk bile. Burada, bunun yerine işimiz nedir? Kültür, sanat, dil... Sadece kurslar yetmez. İki yıl içinde, bu iki yılda çok ilerledik. Belediyelerimiz dil üzerine kurslar açtı. İnşallah belki bir gün okullar açarız. Dil, örneğin bazı şehirlerimiz var, Kürtçe dilimiz ekonominin, siyasetin, yaşamın dilidir. Ancak Türkiye'deki Kürtlerin (Bakur) de hakkını vermek lazım, 40 yıldır, 40 yıldır! Kırk yıldır zulüm çektik, üzerimizdeki baskılar... tabii ki dil eğitim gerektirir. Ancak burada, bunun yerine...
Dilbixwîn Dara: Eskiden yasak vardı.
Tuncer Bakırhan: İki yıl sonra inşallah buraya geldiğimizde, kim gelirse Kürtçe konuşsun.
Dilbixwîn Dara: Kürtçe okuması da gerekir.
Tuncer Bakırhan: İşimiz odur zaten.
Dilbixwîn Dara: Yani eskiden yasak vardı, dil yüzünden cezaevlerine giriyorlardı ama artık o dönem değil.
Tuncer Bakırhan: Vakit yoktu, gerçekten vakit yoktu. Ama şimdi siyasetçilerimiz iyi biliyorum, kendi aralarında... üç yıl içeride, iki yıl dışarıda, iki yıl içeride, iki yıl... Zaten dil için mücadele etmiyor muyduk? Dil için bedel ödedik, dil için bunları çektik.
Dilbixwîn Dara: Çok teşekkürler. Mutlu oldum. Konuğum oldunuz, sağ olun. Serhatlıların dili zaten çok... çok...
Tuncer Bakırhan: İnşallah yeterli olmuştur.
Dilbixwîn Dara: Yetti ve arttı bile!
Tuncer Bakırhan: İzleyicilerimiz inşallah memnun kalmıştır.
Dilbixwîn Dara: Çok teşekkürler, DEM Parti Eş Genel Başkanı Tuncer Bakırhan konuğumuzdu. Değerli izleyiciler, umarım bu röportajdan faydalanmışsınızdır. Çok teşekkürler Kak Tuncer.
Tuncer Bakırhan: Teşekkür ederim, elinize sağlık, sağ olun, başım gözüm üstüne.

