Kürdistan Bölgesi Başkanı Neçirvan Barzani, Irak'taki silahlı grupların silah bırakmaması halinde ülkenin hem bölgesel hem de uluslararası düzeyde ciddi bir izolasyon kriziyle karşı karşıya kalacağı uyarısında bulundu.
Irak'ın Al Sharqiya televizyonuna özel bir mülakat veren Kürdistan Bölgesi Başkanı, grupların silahsızlandırılması sürecinde Tahran'ın bile Bağdat'a yardım etmeye hazır olduğunu ifade etti.
Barzani, Irak Başbakanı Ali Zeydi'nin özel talebi üzerine gerçekleştirdiği son Tahran ziyaretinde, silahlı gruplar meselesini üst düzey İranlı yetkililerle masaya yatırdığını açıkladı. İran tarafının ise bu dosyanın çözüme kavuşturulması için Bağdat'a yardım etmeye resmi olarak hazır olduklarını bildirdiğini aktardı.
"Erbil ve Bağdat aynı gemidedir" diyen Kürdistan Bölgesi Başkanı, tüm siyasi güçlere çağrıda bulunarak; ülkeyi uluslararası izolasyondan korumak için Irak'ın yüksek çıkarlarının her şeyin üstünde tutulması gerektiğinin altını çizdi.
Kürdistan Bölgesi Başkanı Neçirvan Barzani, Irak'ın Al Sharqiya televizyonuna konuştu:
Sunucu: Tekrar Allah’ın selamı üzerinize olsun. Kürdistan Bölgesi Başkanı Sayın Neçirvan Barzani'ye bir kez daha hoş geldiniz diyoruz. Sayın Başkan, çok hoş geldiniz...
Başkan Neçirvan Barzani: Hoş bulduk.
Sunucu: Sayın Başkan, öncelikle bu fırsatı sunduğunuz ve davetimizi kabul ettiğiniz için teşekkür ederiz. Belki çok fazla sorumuz olacak ve belki sizi yoracağız, ancak umarız tüm bu soruları geniş bir hoşgörüyle karşılarsınız...
Başkan Neçirvan Barzani: Hoş geldiniz, başım gözüm üstüne.
Sunucu: Allah'ın selamı üzerinize olsun... En başından beri, Sayın Neçirvan Barzani'nin Devlet Yönetimi İttifakı toplantısında nelerden bahsettiğini çok merak ediyorduk; ta ki o toplantıda dile getirdiğiniz ve bizim de birer soru haline getirdiğimiz bazı konulara gelene kadar... İlk soruyla başlayalım: Siz, "Hepimiz aynı gemideyiz ve Heşdi Şabi'nin fedakarlıklarına saygıyla bakıyoruz" dediniz. Ancak buradaki asıl soru şu: Irak'taki silahlı grupların (fesaillerin) geleceği nereye gidiyor? Onları nasıl görüyorsunuz; Heşdi Şabi ile bu silahlı gruplar arasında bir fark görüyor musunuz, yoksa onları tek bir parçanın ve tek bir vücudun unsurları olarak mı değerlendiriyorsunuz?
Başkan Neçirvan Barzani: Hişam Bey, çok teşekkür ederim, Erbil'e hoş geldiniz. Şüphesiz şunu tekrar belirtmek isterim ki; biz Kürdistan Bölgesi'nde, Irak topraklarını savunmak adına Heşdi Şabi'nin, Irak ordusunun ve onların müttefikleri olan Peşmerge'nin Kürdistan'da gösterdiği fedakarlıklara büyük bir saygı duyuyoruz. Heşdi Şabi, yasalarla kurulmuş resmi bir devlet kurumudur ve tekrar ediyorum, Heşdi Şabi'nin Irak'ı savunmak uğruna verdiği kayıplara saygımız sonsuzdur.
Heşdi Şabi ve silahlı gruplar meselesine gelince; biz Bağdat'a her gittiğimizde, neredeyse sürekli olarak ve uzun uzadıya bize Heşdi Şabi ile bu gruplar arasında nasıl bir fark olduğu yönünde görüşler belirtiliyor. Ancak sonuç itibarıyla, ister fesail olsun ister Heşdi Şabi, bütçeleri Irak devleti tarafından sağlanıyor ve Irak hükümeti tarafından finanse ediliyorlar.
Bizim bu silahlı gruplar hakkındaki görüşümüz, onlara düşmanlık beslemek üzerine kurulu değildir. Buradaki temel mesele ve asıl soru şudur: Irak nereye gidiyor? Hepimiz birlikte aynı gemideyiz. Bağdat'tan Basra'ya, oradan Zaho'ya kadar hepimiz bir aradayız. Bizim düşüncemize göre, bu silahlı grupların yaptıkları ne Irak'ın çıkarınadır ne de bu ülkenin iyi bir geleceği olmasının çıkarınadır.
Bu gruplar bir yandan komşularımızı tehdit ediyor, Arap kardeş ülkelerimizi dronlarla vuruyorlar. Irak'ın içindeki bir gücün Ürdün, Suudi Arabistan, Birleşik Arap Emirlikleri, Katar, Bahreyn gibi ülkeler ve içerde de Kürdistan Bölgesi için bir tehdit kaynağı olması mantıklı mıdır? Bizim sorunumuz Heşdi Şabi ile kişisel bir mesele değildir. Bizim görüşümüz, Irak'ın genel çıkarları çerçevesinde şekillenen bir görüştür.
Biz şuna inanıyoruz; Irak anayasasına ve hükümet kurulurken Başbakan'ın sunduğu, içinde "Silah sadece devletin elinde olmalıdır" ifadesinin açıkça yer aldığı hükümet programına göre hareket edilmelidir. Bizim asıl meselemiz budur.
Biz, bu güçlerin Irak Başbakanı olan Silahlı Kuvvetler Başkomutanı'nın çatısı ve emri altında olması gerektiğine ve bu silahlı gruplar meselesine bir an önce bir çözüm bulunması gerektiğine inanıyoruz. Bana göre bu güçlerin komutanları şu noktada bir karara varmalıdır: Bu silahlara sahip olmaları ve bunları kendi arzularına göre kullanmaları Irak'ın çıkarına mıdır? En büyük soru buradan doğuyor: Irak'ı kim yönetiyor? Başbakan mı yönetiyor, siyasi güçler mi yönetiyor, yoksa yasalardan sapmış ve yaptıkları gerçekten Irak'ın çıkarına olmayan bir grup insan mı? acaba Irak'ı bunlar mı yönetiyor?
Biz yurt dışına çıktığımızda, her seferinde büyük şirketlere "Gelin Irak'ta sermaye yatırımı yapın, gelin Irak'a yatırım yapın" diyoruz. Ancak Irak'a gelmek isteyen her şirketin sorduğu ilk soru şu oluyor: "Güvenlik var mı?" Silahlı grupların Irak'ın güneyindeki bazı petrol şirketlerini hedef alıp vurması mantıklı mıdır? İşte bu yüzden o şirketler Irak'a gelmiyor.
Dolayısıyla Kürdistan Bölgesi'nin silahlı gruplar meselesine genel bakışı, tamamen Irak'ın iyiliği çerçevesindedir. Bizce tüm Iraklı siyasi güçler Başbakan'ı desteklemeli ve Irak'ın çıkarları uğruna o grupların silah bırakıp Irak'ın siyasi sürecine ve güvenlik güçlerine entegre olmalarını kabul etmesi gerekmektedir. Ama çok önemli olan bir diğer husus da silahın yalnızca ve yalnızca devletin elinde olması gerektiğidir.
Sunucu: Sayın Başkan, belki Devlet Yönetimi toplantısına katıldığınızda buna işaret etmişsinizdir; oradaki katılımcıların önünde Sayın El-Zeydi'ye bir soru yönelttiniz ve şöyle dediniz: "Silahın sadece devletin elinde olması konusunda Amerikalılara karşı bir taahhütte bulundunuz mu?" Burada aklımıza bir soru geliyor; nitekim siz de Irak'ın uluslararası bir izolasyona sürüklenebileceğine dikkat çektiniz. Sorum şu: Eğer biz Irak olarak Amerikalılara karşı taahhütlerimizi yerine getirmezsek ve silahlar devletin tekelinde toplanmazsa, Irak'ın uluslararası bir izolasyonla karşı karşıya kalacağına dair bir bilginiz var mı?
Başkan Neçirvan Barzani: Öncelikle şunu belirteyim, benim ilk görüşüm bunun Amerika'ya karşı bir taahhüt olmadığı yönündedir; bu, Irak'a karşı verilmiş bir taahhüttür. Silahların devletin elinde toplanması meselesi Amerika'ya karşı bir zorunluluk değildir. Neden bunu Irak'ın Amerika'ya karşı bir taahhüdü gibi göstermemiz gerekiyor? Amerika bir gün bu ülkeye gelmiştir ve bir gün de bu ülkeyi terk edecektir. Ancak Irak'ta kalacak olan biziz; biz Irak halkıyız ve kalıcı olan biziz.
Bu Amerikanvari bir taahhüt değildir. Konuyu başka bir şekilde ele alalım; tüm kaderimizi yasalardan sapmış birtakım insanların eline teslim etmemiz Irak'ın çıkarına mıdır? Kürdistan Bölgesi bugüne kadar yaklaşık bin kez bombalandı. Kürdistan Bölgesi'ni bir kenara bırakın, Bağdat'ın göbeğinde Irak güvenlik karargahını bombaladılar. Asıl soru şu: Bu gücün Irak'a ne faydası var? Amerika'yı bir kenara bırakın, neden bu iki konuyu birbirine bağlamak zorundayız?
Amerika ayrı bir meseledir. Amerika 2014 yılında Irak'a geldiğinde, Irak'ın resmi daveti üzerine gelmişti. Irak, resmi bir yazıyla IŞİD konusunda Amerika'dan yardım talep etti.
Bizim Kürdistan Bölgesi'ndeki görüşümüz nedir? Biz, IŞİD meselesinde Irak'a yardım ettikleri için Amerika'ya ve koalisyon güçlerine teşekkür ediyoruz, müteşekkiriz. Amerika'ya ve tüm koalisyon güçlerine teşekkür ediyoruz. Ancak IŞİD; Irak ordusunun kanıyla, Heşdi Şabi'nin kanıyla ve Peşmerge'nin kanıyla yenilgiye uğratıldı. Bunu hep birlikte başardık. Peki neden başardık? Bizden sonraki nesillere iyi bir gelecek bırakmak için başardık; bu ülkede bir grup kanun kaçağı hüküm sürsün diye değil.
Bu konunun, yani silahın devletin elinde toplanması konusunun Amerika ile hiçbir ilgisi yoktur.
Gelelim Amerika meselesine. Amerikan güçleri, Irak hükümeti ile yaptıkları bir anlaşma doğrultusunda belirli bir zaman çizelgesine sahiptir. Bu takvime göre Irak'ı terk edecekler ve bu süreç dokuzuncu ayın (Eylül) sonunda tamamlanacak. Ben o toplantıda Başbakan'a şu soruyu sordum: "Siz bu zaman çizelgesine bağlı mısınız?" O da "Evet, bağlıyız" dedi.
Bazıları Amerikan güçlerinin, Kürdistan Bölgesi ile Amerika arasındaki bir anlaşmaya dayanarak Kürdistan Bölgesi'nde bulunduğunu sanıyor. Hayır, Amerikan güçlerinin Erbil'deki varlığı, federal hükümetin Amerika ile yaptığı anlaşmaya dayanmaktadır ve Amerika şu anda kendi zaman çizelgesine bağlıdır. Bu takvime göre de dokuzuncu ayın sonuna kadar güçlerini Irak'tan çekecekler.
Ancak şunu da söyleyeyim; ve sözüm Irak'ın tüm siyasi güçlerine ve Irak halkınadır: Vallahi, eğer Irak bu silahlı gruplar (fesailler) sorununu çözmezse, hem uluslararası hem de bölgesel bir izolasyona sürüklenecektir. Irak'ın komşu ülkeleri Irak'a yardım etme konusunda çok istekliler. Arap ülkeleri Irak'a yatırım yapmak istiyor. Körfez ülkelerinin, örneğin Birleşik Arap Emirlikleri'nin Irak'a yatırım yapmayı ne kadar çok istediğini biliyorum. Suudi Arabistan'ın ne kadar istediğini, Katar'ın ne kadar arzuladığını biliyorum. Ancak bu şartlarda olmuyor. Bizim bir sonuca varmamız şart.
Bizim için "Irak" birincidir. Eğer çokça dile getirilen "Önce Irak" sloganı hepimizin ortak şiarıysa, o zaman bir grup kanun kaçağının gelip Irak'a sorun yaratması Irak'ın çıkarına olamaz. Bu çok önemli bir meseledir. Başbakan bizzat kendini bu konuda taahhüt altına almıştır. Irak anayasası da bunu çok açık bir şekilde belirtmiştir. Sayın Başbakan, hükümet programını sunarken bunu bir taahhüt olarak ifade etmiştir ve şu anda siyasi güçlerin desteğine ihtiyacı vardır. Biz Kürdistan Bölgesi'nde, tüm bileşenlerimizle bu meseleyi destekliyoruz.
Irak Başbakanı; Fao'dan Zaho'ya kadar tüm Irak'ın başbakanıdır. Fao'dan Zaho'ya kadar Silahlı Kuvvetler Başkomutanıdır. Bize göre böyledir, biz böyle bakıyoruz. Biz bu meseleye böyle yaklaşıyoruz.
Evet, Kürdistan Bölgesi'nin anayasal bir çerçevesi vardır. Bu anayasal çerçeveye saygı duyulmalı ve bu anayasa eksiksiz uygulanmalıdır. Ancak Hişam Bey, bunlarla birlikte biz bu meselede "sadece bu bölgenin çıkarı nedir" diye bakmıyoruz. Biz bu meselede "Irak'ın çıkarı nerededir" diye bakıyoruz. Ve tüm bileşenlerinin huzur ve mutluluk hissedeceği bir Irak olmasını bütün ciddiyetimizle arzuluyoruz. Irak halkı şu anki durumundan çok daha iyi bir yaşamı hak ediyor ve biz de halkın yaşam koşullarını iyileştirmeye yönelik o adımları atmak istiyoruz.
Sunucu: Kesinlikle Sayın Başkan. Açıkçası buyurduğunuz her şey, bizim Irak olarak o konuya veya o projeye doğru adım atmamızın çıkarımızadır. Ancak bu konuyu Amerika Birleşik Devletleri'nden ayıramayız; ortada resmi bir taahhüt olsun ya da olmasın. Çünkü nihayetinde Irak'ın maliyesi ve parası Amerika'nın elindedir. Amerikalılar, Saddam rejiminin yıkılmasında ve yeni sistemin kurulmasında kendilerini pay sahibi olarak görüyorlar. Ve şu anda da "Yeni Ortadoğu" adını verdikleri bir programları var; yani Ortadoğu'yu kontrol etmek ve yeni bir harita çizmek istiyorlar.
Tüm bu karmaşık durumlar, Irak'ın çıkarının öncelikle silahların devletin tekelinde toplanmasını gerektirdiğini gösteriyor; sonrasında bizimle Amerika arasındaki ortak çıkarlardan bahsedebiliriz. Ancak eğer silahlardan arındırılma sağlanmazsa veya silahlar devletin elinde toplanmazsa, Irak Amerika'nın yaptırımlarıyla karşı karşıya kalır mı? Irak'ın varlıklarına, paralarına el konulur mu? Tüm bunlar sorulan ve merak edilen sorular. Kürdistan Bölgesi olarak bu konuda size ulaşan bir bilgi var mı?
Başkan Neçirvan Barzani: Aslında Irak'ın çok özel bir durumu var. Irak petrolünü sattığında, o petrolün geliri doğrudan kendisine dönmüyor; Amerika'daki Merkez Bankası'na (Federal Rezerv) gidiyor ve oradan Irak'a getiriliyor. Irak'ın ekonomik durumu çok kötü bir seviyede. Eğer mevcut durum devam eder ve Hürmüz Boğazı'nda bir kilitlenme yaşanırsa, bu bölgenin en büyük krizlerinden biriyle Irak yüzleşmek zorunda kalacaktır.
Silahların devletin elinde toplanması dosyasına gelince; daha önce de ifade ettiğim gibi, diyelim ki bu bir Amerikan talebi. Ancak gerçek şu ki, bunun bir Amerikan talebi olmasından önce bir Irak talebi olması gerekir. Amerika'yı bir kenara bırakın ve bu Irak talebine odaklanın. Şahsen ben ve biz Kürdistan Bölgesi olarak şunu görüyoruz: Eğer bu konu çözüme kavuşturulmazsa, Irak uluslararası yaptırımlarla yüz yüze gelecek, bölgesel düzeyde marjinalleşecek ve etrafındaki Arap dünyasından kopuş yaşayacaktır. Benim şahsi bakış açım budur.
Sunucu: Peki. Sonuçta sizin tüm siyasi taraflarla temasınız var. Açıkçası onlara sizi sorduğumda, siyasi tarafların çoğunun size büyük bir saygı duyduğunu görüyorum. Size ulaşan bilgilere göre, silahlı grupların bu duruma (silah bırakmaya) hazır olduğuna dair bir işaret var mı? Bazıları bu dosyanın sadece bir iç tartışma konusu olmadığını söylüyor. Diğerleri ise meseleyi başka bir boyuta taşıyarak, bu konunun doğrudan İran'a bağlı olduğunu iddia ediyor. Dolayısıyla eğer silahları devletin elinde toplamak ve bu grupları dağıtmak istiyorsak, İran tarafıyla müzakere masasına oturmamız gerektiğini savunuyorlar. Bu doğru mu?
Başkan Neçirvan Barzani: Ben bunun tamamen Irak'ın kendi iç meselesi olduğunu düşünüyorum. Geriye dönüp şunu söylemeliyiz: Bizim ilk işimiz, Irak'ın çıkarının nerede olduğunu belirlemek olmalıdır. Ve Irak'ın çıkarı, silahın yalnızca devletin elinde olmasındadır.
Ancak İran konusuna gelirsek, daha açık olmak gerekirse, son Tahran ziyaretimde bu konuyu İranlılarla da konuştum. Biz yurt dışına yaptığımız her ziyarette Bağdat'la ve özellikle Başbakan ile koordinasyon sağlıyoruz. Bu mesele de Sayın Başbakan'ın benden özellikle gündeme getirmemi istediği konulardan biriydi.
Tahran'da İranlı yetkililerle bu meseleyi masaya yatırdım. Şunu açıkça ifade etmek isterim ki, İranlı yetkililerden son derece net bir yanıt duydum. Bana şöyle dediler: "Başbakan Zeydi'ye söyleyin, biz bu konuda kendisine yardımcı olmaya ve işbirliği yapmaya hazırız."
Ben de onlara, "Bu sizin resmi tutumunuz mu?" diye sordum. Onlar da, "Evet, bu bizim resmi tutumumuzdur" yanıtını verdiler.
Sunucu: Bunu size kim iletti? Pezeşkiyan mı?
Başkan Neçirvan Barzani: Bunu bana kimin söylediğini belirtmek istemiyorum, ancak bunlar bu dosyanın sorumluluğunu ellerinde bulunduran İranlı yetkililerdi.
Sunucu: Irak dosyasından sorumlu yetkili...
Başkan Neçirvan Barzani: Dosyanın sorumlusu bunu iki kez vurguladı ve "Zeydi'ye söyle" dedi. Çünkü ben bu dosya hakkında onlarla konuştum, "Eğer bu dosyada bize yardımcı olabilirseniz, biz de komşunuz olarak Irak'ta bize yardımcı olmanızı bekliyoruz" dedim. Ben bunun sadece Irak'ın değil, İran'ın da çıkarına olduğunu görüyorum. İran'ın Irak'taki çıkarı nedir? Şu anda Irak'ın İran'la ticareti, doğalgaz ve diğer kalemler hariç, yaklaşık 12 milyar dolar civarında. Ekonomik ilişkilerimizi daha da güçlendirmemiz bizim için çok daha iyidir.
Sonra burada ciddi bir soru ortaya çıkıyor; eğer bu silahlı gruplar kendilerine şunu sorarlarsa: "Irak'ta yaptıkları bu eylemlerin faydası nedir? Hatta ellerindeki o dronların ne faydası var?" Eğer rasyonel bir şekilde düşünürlerse, ne elde ettiklerine ve hangi büyük hedefe ulaştıklarına baksınlar. Irak'ın itibarına ve Irak halkına zarar vermekten başka hiçbir şey elde edemediler. Devam ettikleri takdirde bu zararlar daha da büyüyecektir. Eğer mesele İran ise, az önce de belirttiğim gibi, Başbakan'ın talebi üzerine bu son gidişimde İranlılarla bu dosyayı masaya yatıranlardan biri de bendim.
Sunucu: Yani İranlılar, Sayın Zeydi'ye yardım etme konusunda ne kadar hazırlıklı (istekli) olduklarını gösterdiler...
Başkan Neçirvan Barzani: Açıkçası, emin olmak için bir kez sordum ve iki kez yanıt verdiler. İkinci seferde yine, "Başbakan Ali Zeydi'ye söyleyin, biz yardımcı olmaya hazırız" dediler.
Sunucu: Açıkça...
Başkan Neçirvan Barzani: Bütün açıklığıyla.
Sunucu: Tarih bize her dönemde isyancıların (kural tanımazların) olduğunu öğretmiştir; alınan kararlara ve yapılan anlaşmalara karşı bile olsalar...
Başkan Neçirvan Barzani: Kesinlikle öyle.
Sunucu: Tarih budur...
Başkan Neçirvan Barzani: Kesinlikle öyle.
Sunucu: Bazı grupların isyan edip silahlarını teslim etmemesi veya silahların devletin elinde toplanamaması durumunda; bu ihtimal beni, Sayın El-Zeydi'nin Devlet Yönetimi toplantısındaki o talebini sormaya itiyor. Grupların silahlarını teslim etmek istememesi halinde, 10. ayın (Ekim) ilk gününde onlara karşı harekete geçmek (yüzleşmek/müdahale etmek) için toplantıya katılan ülke liderlerinden yetki istemişti. Duyduklarımıza ve edindiğimiz bilgilere göre, bu konuda El-Zeydi'ye yetki verdiniz. Bu doğru mu?
Başkan Neçirvan Barzani: Doğrusu toplantıda Başbakan Zeydi'ye yetki verilmesini önerdik ve toplantıda neredeyse tam bir fikir birliği (konsensüs) vardı.
Sunucu: Fikir birliği mi?
Başkan Neçirvan Barzani: Evet, fikir birliği. Bu konu hakkında net bir bildiri de yayınladık. Tüm güçler Başbakan'ı destekleme konusundaki taahhütlerini ifade ettiler. Ancak şahsen ben, şu anda ve herhangi bir çatışmaya/yüzleşmeye girmeden önce onlarla bir diyalog kurulması gerektiğine inanıyorum. Bu diyaloğun temelini de tek bir ana husus oluşturmalıdır: "Bu meselede Irak'ın çıkarı nerededir?"
Mesele bizim bir çatışma arzulayıp arzulamamamız meselesi değildir; hiç kimse bunu arzulamıyor. "Şiiler Şiilerle çatışsın, Kürtler Kürtlerle çatışsın veya Kürtlerle Şiiler arasında, Sünnilerle Şiiler arasında sorun çıksın" diyenlerin olduğu o aşamayı geride bırakmalıyız. Irak'ta hepimizin çıkarı bir olmalıdır. İnanıyorum ki buradan itibaren ve yakın bir zamanda, bu gruplarla açık, net ve tavizsiz bir diyaloğa ihtiyacımız var.
Bildiğim kadarıyla, ellerinde silah bulunduran bazılarının duruma dair bir anlayışı var ve silah bırakmaya hazırlar. Ancak diğerleriyle Irak hükümetinin programını uygulamak üzere derhal ciddi bir diyalog kurulmalıdır. Şüphesiz onlar da bu programın ve Irak'ın çıkarlarının bir parçasıdır. Aksi takdirde, eğer bu gerçekleşmezse Irak'ın önündeki diğer seçeneklerin çok sınırlı kalacağını düşünüyorum. Kürdistan Bölgesi olarak bizi ilgilendiren kısma gelince; biz hükümetin programını destekliyoruz, silahın devletin elinde toplanması gerekliliğini destekliyoruz ve Irak hükümetini destekliyoruz.
Sunucu: Sayın Başkan, bu aşamaya, yani çatışma ve savaş aşamasına girmememizi umuyoruz. Ancak sizler, bazı grupların silah teslim etme kararına isyan etmesi halinde hükümetin kendi güvenlik güçleriyle onlara karşı durması konusunda El-Zeydi'ye yetki verdiniz. Bu kararı destekliyor musunuz?
Başkan Neçirvan Barzani: Şunu söyleyeyim: Tüm siyasi güçler Başbakan'ı desteklediklerini söylediler. Hepimiz onu desteklemeliyiz; çünkü bu mesele kişisel değildir. Mesele sadece Başbakan Ali Zeydi meselesi değildir, bilakis mesele Irak'ın tüm siyasi güçlerini kapsamaktadır. Ancak Irak Başbakanı olması hasebiyle şu anda bu ağır yük onun omuzlarındadır. Bizi ilgilendirdiği kadarıyla; Kürt, Sünni, Türkmen, Hristiyan ve Ezidi tüm bileşenleriyle Irak'ın siyasi güçleri olarak Başbakan'ı desteklemeliyiz. Çünkü mesele kişisel değil, sonuçta mesele Irak'ın çıkarıdır.
Başkan Neçirvan Barzani: Aslında konu son derece açık ve meçhul değil. Biliyorsunuz bu soru çok sık tekrarlanıyor. Kürdistan Bölgesi'ni bombaladıklarında, "Faili tanımıyoruz, bize kanıt ve bilgi verin" diyorlardı. Günümüz dünyası bu tür söylemlerden çok daha ileridedir. Irak'ın herhangi bir yerinde bir bombardıman yapıldığında, nereden nereye ateş edildiği çok açık bir şekilde bellidir; teknoloji ve uydular her şeyi izliyor ve her şey biliniyor. Bu meselenin tüm bunlara (söylentilere) ihtiyacı yok. Kürdistan Bölgesi'ni bombalayanlar belirli gruplardır; bu bombalamaların çoğu Irak'ın içinden yapılmıştır, bazıları ise o 40 günlük savaş süresince İran'dan gerçekleştirilmiştir...
Sunucu: Kürdistan Bölgesi'ne yönelik bu saldırılar nereden yapılıyor? Hangi bölgelerden?
Başkan Neçirvan Barzani: Musul'dan, Diyala'dan, Selahaddin vilayetinden, Kerkük'ten ve Telafer'den.
Sunucu: Bu, o bölgelerde kimin kontrolü elinde bulundurduğunun bilinmesi gerektiği anlamına geliyor. Çünkü o bölgeleri kontrol edenler, aynı zamanda o bombardımanları da yapanlardır...
Başkan Neçirvan Barzani: Yüzde yüz doğrulanmış bilgiler var. Mesele onları tanımamamız değil, biz bu eylemleri gerçekleştiren birimleri bile tanıyoruz. Tüm bunlara dair elimizde bilgiler var ve bu bilgiler çok detaylı...
Sunucu: O halde neden bu grupların liderleriyle konuşmuyorsunuz?
Başkan Neçirvan Barzani: Biz Başbakan'la konuşuyoruz, Irak Başbakanı ile konuşuyoruz ve Irak'ın siyasi güçleriyle konuşuyoruz. Eğer fırsatımız olursa bu gruplarla da konuşmaya hazırız. Ancak onlar elbette bizimle görüşmekten kaçınıyorlar. Fakat eğer onlarla bir araya gelip oturabilirsek, tüm açıklığı ve netliğiyle onlarla konuşuruz. Zamanında onlardan bazılarıyla bu konular hakkında konuşmuştum, bu gruplardan bazılarıyla yüz yüze görüştüm; elbette bu olaylardan önceydi.
Sunucu: Peki Sayın Başkan, şu anda bombardımanlar veya saldırılar durmuş olabilir; son zamanlarda ve geçtiğimiz günlerde Kürdistan Bölgesi'ne yönelik dron veya füzelerle herhangi bir saldırı görmedik. Bu durum İran ile Amerika arasındaki bir anlaşma veya yarı-anlaşmadan mı kaynaklanıyor? Eğer çatışmalar yeniden başlar ve alevlenirse, Kürdistan Bölgesi yine aynı şekilde hedef alınır mı? Kürdistan Bölgesi neden hedef alınıyor? Cevabını aradığımız asıl soru bu: Neden Kürdistan Bölgesi?
Başkan Neçirvan Barzani: Açıkçası bu durum bizde de aynı soruyu uyandırıyor: Kürdistan Bölgesi neden hedef alınıyor? Biz bir yapı olarak bu savaşın bir parçası değiliz; Erbil, Süleymaniye ve Duhok Irak'ın birer parçasıdır. Bu sorunun bize yöneltilmesi yerine, ben bu soruyu bu yasadışı grupların liderliğine soruyor ve onlara diyorum ki: "Lütfen, sizi Kürdistan Bölgesi'ni hedef almaya iten nedeni bize söyleyebilir misiniz?"
Daha önce de söylediğim gibi, eğer mesele Amerika ile ilgiliyse; Amerika kendi zaman çizelgesine göre zaten çekiliyor. Ve eğer Amerika'nın buradaki varlığı, Kürdistan Bölgesi'nin hiçbir dahlinin olmadığı, bilakis Bağdat'la yapılan bir anlaşmaya dayanıyorsa, o halde soru şu: Neden Kürdistan Bölgesi'ni hedef alıyorsunuz? Biz Iraklı değil miyiz? Biz bu ülkede yaşayan insanlar değil miyiz? Kürdistan Bölgesi'nde yaşayan vatandaş, Irak vatandaşı değil midir? Irak pasaportuyla seyahat etmiyor mu? Biz Iraklıyız. Ve bu, Kürdistan Bölgesi'ne karşı yaptıklarının sadece Kürdistan Bölgesi'ni değil, tüm bileşenleriyle bütün Irak'ı hedef aldığı anlamına gelir.
"Direniş cephesi" (Mukavemet) olduklarını iddia ederken Iraklılar arasında neyin propagandasını yapıyorlar bilmiyorum. Kime karşı direniş cephesi? Bilmiyorum. Yaptıkları şey tüm Irak'a zarar veriyor. Onların bu tutumundan bütün Irak zarar görüyor ve Irak'ın bir parçası olarak Kürdistan Bölgesi de zarar görüyor.
Sunucu: Şu anda Direniş (Mukavemet) saldırı düzenlediğinde Amerika'nın varlığına bir zarar vermiyor, bilakis Irak üzerinde olumsuz bir etki yaratıyor...
Başkan Neçirvan Barzani: Kesinlikle öyle. Aksi halde, hedeflerinden birini bana söylesinler. Gelsinler oturalım, Amerika'nın Erbil'de bulunmasına temel oluşturan o anlaşma üzerinde ne gibi bir etki yarattıklarına bakalım. İnanın bana, Amerika üzerinde hiçbir etki yaratmadılar; ancak Kürdistan Bölgesi için sorun yarattılar. Kürdistan Bölgesi için ekonomik kriz yarattılar, Kürdistan Bölgesi'nin ekonomik sektörlerini hedef aldılar ve ekonomik altyapısını bombaladılar. Ki bu, aynı zamanda Irak'ın ekonomik altyapısıdır; ancak Kürdistan Bölgesi'nde olduğu için vuruyorlar.
Hiçbir şey elde edemediler. Sürekli büyük sloganlar atıyor ve büyük laflar ediyorlar; ancak günün sonunda dikkatle bakıp incelediğinizde, "Amerika'nın sonunu getirmek" gibi hiçbir şeyi başaramadıklarını görüyorsunuz. Ben bizzat onlara yönelik hiçbir kazanım göremiyorum.
Sunucu: Sayın Başkan, eğer Direniş Irak'ın hedeflerine hizmet etmiyorsa, o halde kimin hedeflerine hizmet ediyor?
Başkan Neçirvan Barzani: Bu soruyu onlara sorun. Kendilerine, direnişin kendisine sorun ki, kimin hizmetinde olduklarını onlardan öğrenelim. Benim için önemli olan soru şudur: "Bunlar Irak'ın çıkarlarına mı hizmet ediyor?" Cevap da hayır, etmiyorlar.
Sunucu: Yani Direnişin varlığının hiçbir faydası yok mu?
Başkan Neçirvan Barzani: Hayır vallahi, hiçbir faydası olmadı. Hangi direniş? Gerçekten neye karşı direniyorlar?
Sunucu: Amerika'ya...
Başkan Neçirvan Barzani: Amerika zaten gitme kararı aldı, Amerika çekilme kararı aldı ve bitti. Belirttiğim gibi, Amerika bu ülkeye Irak'a DEAŞ'a (IŞİD'e) karşı yardım etmek için geldi ve Amerika'nın görevi dokuzuncu ayda sona eriyor. Dolayısıyla hiçbir gerekçe kalmıyor. Saygılarımla söylüyorum, kendilerine 'direniş' diyorlarsa bile, bu grupların ellerinde silah bulundurmaları ve kendi keyiflerine göre boş yere bu ülkeye sorun yaratmaları için hiçbir gerekçe yoktur.
Sunucu: Irak'ın çıkarlarına hizmet etmiyorlar...
Başkan Neçirvan Barzani: Hayır, asla.
Sunucu: Başkalarının çıkarlarına hizmet etme ihtimalleri var mı?
Başkan Neçirvan Barzani: Benim gördüğüm kadarıyla hayır. Benim bakış açıma göre, eğer biri bunların başka ülkelerin çıkarlarına yardımcı olduğuna veya hizmet ettiğine inanıyorsa yanılıyor; tam aksine yararından çok daha fazla zarar veriyorlar.
Sunucu: Bağdat ile ilişkiler konusuna geldik. Söylediklerinizden, Sayın El-Zeydi'ye ve Sayın El-Zeydi'nin hükümet programı ile bunun sahada uygulanmasına yönelik adımlarına karşı iyimser olduğunuzu görüyorum. Ancak önümüzde karmaşık bir dosya duruyor: Kürdistan Bölgesi ile Bağdat arasındaki ilişkiler.
Biz şuna alıştık; başlangıçta göreve gelen her başbakanla bir iyimserlik havası eser, ardından hükümetin görev süresinin sonuna kadar anlaşmazlıklar giderek büyür ve sonra her seferinde en başa döneriz. Gerçekten bu anlaşmazlıkları sona erdirmek ve anayasaya, anlaşmalara ve kararlara uygun bir ilişki inşa etmek için sahici bir ciddiyet var mı? Yoksa hükümetin görev süresinin sonuna doğru bu ilişkilerde yine bir gerileme mi göreceğiz?
Başkan Neçirvan Barzani: Bu gerçekten çok önemli bir soru. Doğrusu bu soru, kurulan her yeni kabineyle birlikte Kürdistan Bölgesi ile Bağdat arasındaki ilişkilere dair yeniden gündeme geliyor. Başlangıçta bir balayı dönemi yaşanıyor, ardından işler bozuluyor. Ancak konuyu farklı bir şekilde ele almama izin verin. Ben sorunun özünün kişilerde olduğuna inanmıyorum, sorunun temelini belirli bir kişide görmüyorum. Örneğin ben Başbakan'ın Irak'ın sorunlarını çözme niyetini çok iyi bir niyet olarak görüyorum ve Kürdistan Bölgesi'nin Bağdat'la olan sorunlarını gerçekten çözmek istediğini hissediyorum.
Ancak sorunun özü nerede? Sorunun özü şurada yatıyor: Biz 2003 yılından sonra Irak'ta "Demokratik Federal Irak" adıyla bir sistemi tanımladık. Irak meselesindeki ve Erbil-Bağdat ilişkilerindeki temel soru işte bu noktada somutlaşıyor; o da şudur: Irak gerçekten demokratik ve federal bir Irak mıdır? Yoksa merkezi bir Irak mıdır? Büyük sorun işte burada başlıyor. Bağdat Erbil'e baktığında, Bağdat'ta Kürdistan Bölgesi'nin federal bir yapı olarak değil, konfederal veya bağımsız bir yapı gibi davrandığına dair bir algı var. Gerçekçi olalım; Bağdat'ın Kürdistan Bölgesi'ne karşı uyguladığı muamele şekli, tüm merkezi sistemlerden daha merkezidir.
2003'ten bu yana sorunun özü, Irak'ın merkezi mi yoksa federal mi olduğu konusunda o belirleyici noktaya henüz ulaşamamış olmamızdır. Iraklıların %80'inin oyladığı Irak sistemi ve Irak Anayasası, Irak'ın federal olduğunu söylüyor. Ta ki Bağdat'la olan bu anlaşmazlıklar kardeşçe bir diyalog masasına oturularak çözülünceye kadar "Sistemimiz federaldir" diyoruz. Federal sistem ne demektir? Iraklılar olarak Irak'ın bir parçasıyız, Iraklı olarak haklarımız var ve omuzlarımızda sorumluluklarımız var demektir. Kürdistan Bölgesi'nin istediği, bu anayasanın uygulanmasından başka bir şey değildir.
Şu anda Bağdat bize yasalara göre muamele ediyor. Peki ama bu yasalar hangi döneme ait? Örneğin Irak'ın tüm mali yasaları 2003 öncesi döneme dayanıyor. Irak'ın tarım yasaları da hakeza öyle. Bu yasalar bu federal sistemin uygulanmasının önünde birer engeldir. Federal sisteme göre biz Irak'ın sınırları içerisindeyiz ve sorunlarımız Irak çerçevesinde çözülmelidir. Bağdat, Kürtlerin ve Kürdistan'ın stratejik derinliğidir; Kürdistan Bölgesi, Irak Anayasası tarafından tanınmış bir yapıdır ve sorunları Irak Anayasası'na göre çözülmelidir. Ancak bu (kopuk) halka şu an Bağdat'la olan ilişkilerimizde kayıptır. Bunun çözülmesi gerekir.
Bu konunun çözülmesi neden önemlidir? Siyasi açıdan biz, tüm bileşenleri için huzurlu bir Irak istiyoruz, Irak için iyi bir gelecek istiyoruz. Düzenli, kendisiyle ve komşularıyla sorunu olmayan, birleşik bir Irak'ın ve çözümün anahtarı; Kürdistan Bölgesi ile olan sorunların Irak anayasasına göre ve tüm Irak'ın çıkarına olacak şekilde çözülmesidir.
Ben Başbakan Zeydi'nin niyetini çok iyi bir niyet olarak görüyorum. Bu önceki başbakanların niyetlerinin kötü olduğu anlamına gelmez, ancak Bağdat'ta hala bu noktanın idrak edilemediğini görüyorum. İşleri netleştirmemiz lazım. 23 yıl geçti, hala federal bir Irak talep ediyoruz. O zaman ciddi bir şekilde masaya oturalım ve bakalım: Bu Irak federal mi? Yemin ederim ki federal değil! Kürt atasözünde dendiği gibi "hiçbir aktarın kutusunda bulunmayan" bir şey var bugün elimizde; ne merkezi, ne federal, çok tuhaf bir sistem. Hatta biz bile ne olduğunu bilmiyoruz. Sorun işte budur...
Sunucu: Sayın Başkan, sanki her iki taraf da mevcut ilişkinin şu anki haliyle kalmasından memnunmuş gibi bir his oluşuyor bizde; şu ana kadar ne Kürdistan Bölgesi bu temeli kurmaya doğru bir adım atıyor ne de Bağdat bu yöne doğru ilerliyor. Bahsettiğiniz şey kayıp bir halka değil, bilakis bu ilişkiyi inşa etmenin ana temelidir. Sonuç olarak, şu ana kadar Sayın El-Zeydi'de hissettiğiniz şeyde bir samimiyet var, peki ama diğer siyasi tarafların siyasi iradesi var mı, yok mu?
Başkan Neçirvan Barzani: Ben bu soruyu açık bir şekilde Koordinasyon Çerçevesi'nde (Şii Koordinasyon Çerçevesi) sordum. Doğrusu bunu Başbakan ile tartışmamız gerektiği doğru, ancak bu konuyla daha fazla ilgili olanlar Koordinasyon Çerçevesi'nde toplananlardır ve onlarla tartışılması gerekmektedir. Nitekim onlarla da tartıştık.
Eğer 2003'ten sonraki süreçlere, Irak'ın 2003'ten beri geçtiği aşamalara bakarsanız; Irak'ın iç çatışmalardan tutun da yakasına yapışan IŞİD savaşına kadar çok zorlu süreçlerden geçtiğini görürsünüz. Bu da önceliklerin biraz değişmesine neden oldu. Ancak tüm bu aşamalardan sonra, şu an ulaştığımız aşamanın artık bu sorunu çözme aşaması olduğuna inanıyorum. Şu anki durum bize IŞİD savaşı, terörle mücadele veya benzeri bahaneler üretme izni vermiyor. Artık bu sorunları çözmenin, Kürdistan Bölgesi ile Bağdat arasındaki sorunu çözmenin bir yolunu düşünmenin vakti gelmiştir. Eğer bu çözüm gerçekleşirse Irak siyasi ve ekonomik açıdan çok daha iyi, yepyeni bir aşamaya geçecektir. Bu nedenle Bağdat'taki kardeşlerimizle çabalarımızı sürdürmeye devam edeceğiz. Her halükarda Kürdistan Bölgesi'nin politikası, Bağdat ile diyalog yoluyla bu sorunları çözmekten ibarettir.
Sunucu: Belki de, Kürdistan Bölgesi ile ilişkileri birinci önceliği haline getireceğini şiar edinen bir hükümete ihtiyacımız vardır. Çünkü şu anki hükümet "silahların devletin elinde toplanması" sloganını yükseltiyor ve bu onun önceliği. Bir önceki hükümet hizmetleri öncelik edinmişti, ondan önceki hükümet de keza öyle... Bu yüzden Kürdistan Bölgesi ile ilişkileri ana sloganı yapacak bir hükümete ihtiyacımız var ve bence onun ana gündemi de bu olmalıdır.
Başkan Neçirvan Barzani: Silahların devletin elinde toplanması da Kürdistan Bölgesi ile olan sorunun çözümünün bir parçasıdır. Ancak benim fikrimce, Irak'ın çıkarları için ortak bir anlayışa varmalıyız. Çünkü Erbil ile Bağdat arasında sorunlar olduğunu söylemeye devam etmenin Irak'a hiçbir faydası yoktur. Bu dosya anayasaya uygun bir şekilde çözüme kavuşturulmalıdır.
Sunucu: Umarız öyle olur. Ancak Irak'ta şu an var olan siyasi taraflar suçlamalar savuruyorlar. Ortada bir güven krizi de var. Çok şükür bugüne kadar Kürdistan Bölgesi'nden bu siyasi taraflara yöneltilmiş bir suçlama yok; durum iyi ve herkes Devlet Yönetimi toplantısında herhangi bir suçlama olmadan oturdu.
Ancak bu siyasi tarafların bizzat kendileri Kürdistan Bölgesi'ne çeşitli suçlamalar yöneltiyorlar. Bu da siyasi partiler ile Kürdistan Bölgesi arasındaki güven krizinden kaynaklanıyor. Buna ne isim vereceğimizi bilmiyoruz ama sizinle siyasi partiler, özellikle Şii Koordinasyon Çerçevesi'nin bazı liderleri arasında siyasi bir gerçeklik ve bir kriz var. Bunun kanıtı da duyduğumuz onca suçlamadır. Örneğin "Erbil'de İsrail Mossad'ının karargahı var", "Erbil teröristlere sığınak sağlıyor", "Erbil Bağdat'la işbirliği yapmıyor" gibi suçlamalar. Bütün bu suçlamalar bizzat siyasi liderler tarafından dile getiriliyor. Bu da krizin boyutunu kanıtlıyor. Bu suçlamalara cevabınız nedir?
Başkan Neçirvan Barzani: Aslında bu suçlamaların hiçbir temeli yok. Yani söylenenlerin hiçbir dayanağı yok. Birincisi; dış ilişkiler meselesi Bağdat'ın özel yetkileri kapsamındadır ve biz adımlarımızı Bağdat'ın politikaları çerçevesinde atıyoruz.
Ancak koordinasyon ve işleyiş meselesine gelince; biz Irak ordusuyla en üst düzeyde koordinasyona sahibiz. İstihbarat ilişkileri açısından Erbil ile Bağdat arasında —Erbil derken tüm Kürdistan Bölgesi'ni kastediyorum— en iyi ilişkiler mevcuttur. İstihbarat bilgi paylaşımı konusunda Bağdat'la en iyi ilişkilere sahibiz. Kürdistan Bölgesi ile Irak'ın diğer bölgeleri arasında kalan yerlerde biz ve Irak ordusu arasında en iyi düzeyde bir koordinasyon var. Aranan şahıslar/suçlular konusunda ise bizim İçişleri Bakanlığımız ile Irak İçişleri Bakanlığı arasında mükemmel bir işbirliği söz konusudur.
Aslında bahsi geçen bu konuların —eğer gerçekten konuşuluyorsa— kesinlikle hiçbir temeli yoktur. Irak'ın farklı bölgeleri arasında toplumsal bir sorun yaratmak amacıyla medyadan ve sosyal ağlardan bunları duymak yerine, bu meseleleri bizimle doğrudan konuşmalarını tercih ederim. Biz bu dosyaların her birini tek tek konuşmaya hazırız ve buna açığız.
Sunucu: Yani bu suçlamalar asılsız ve tamamen siyasi anlaşmazlıklardan kaynaklanıyor.
Başkan Neçirvan Barzani: Yüzde yüz asılsızdır.
Sunucu: Yüzde yüz.
Başkan Neçirvan Barzani: Evet, yüzde yüz asılsızdır.
Sunucu: Siyasi çekişmelerden kaynaklanıyor. Peki o halde siyasi partiler Kürdistan Bölgesi'nden ne istiyor? Koordinasyon Çerçevesi'ndeki bazı partiler Kürdistan Bölgesi'nden ne istiyor?
Başkan Neçirvan Barzani: Bu soruyu onlara yöneltin.
Sunucu: Elbette, Allah'ın izniyle onlara da soracağım.
Başkan Neçirvan Barzani: Bu soruyu onlara sorun. Daha önce de size söylediğim gibi; biz kendimizi bu ülkenin bir parçası olarak görüyoruz, kendimizi Irak'ın toplumsal dokusunun bir parçası olarak kabul ediyoruz. Siyasi açıdan hükümetin, yani Bağdat hükümetinin bir parçasıyız; Irak parlamentosunda varız. Kürtlerin Irak kurumlarındaki oranı düşük olmasına rağmen Irak kurumlarında yer almak istiyoruz. Bizim kendimizi konumlandırdığımız yer burasıdır; kendimizi bu ülkenin bir parçası olarak görüyoruz. Stratejimiz çok nettir ve sorunlarımızı Irak çerçevesi içerisinde çözmek istiyoruz.
Sunucu: Sayın Başkan, bir diğer kriz de mali kriz. Herkes Irak'ın içinden geçtiği mali krizden bahsediyor; ki bu çok tehlikeli bir kriz. Hürmüz Boğazı'nın kapanması ihtimali, bunun uluslararası yansımaları ve devletin gelirlerinin (nakit akışının) olmaması durumu vatandaşından siyasetçisine ve ülke liderlerine kadar herkeste endişe yarattı. Bu krizin derinleşmesinden korkuyor musunuz? Kürdistan Bölgesi zaten ortada bir kriz yokken bile mali sıkıntılarla boğuşuyordu; peki ya bu krizin gölgesinde durum ne olur?
Başkan Neçirvan Barzani: Görünen o ki, bir yanda Amerika ve İsrail, diğer yanda İran arasında yaşanan savaşta ortaya çıkan bu krizin en büyük kaybedeni Irak'tır. Irak iki büyük sorunla mücadele ediyor. Birincisi; Irak'taki kamu sektörü, yani maaşlı çalışan olarak bilinen kesimin sayısı çok fazla. Hükümetin, yatırımlar ve diğer harcamalar bir yana, sadece maaşları ödeyebilmesi için aylık en az altı ile yedi milyar dolara ihtiyacı var. Irak petrolünün ihracat yolu da tamamen Hürmüz Boğazı'ndan geçiyor. Hürmüz Boğazı'ndaki bu sorun, Irak'ı bugün tüm siyasi güçlerin sorumluluk almasını ve bu durumun tehlikesini idrak etmesini gerektiren bir aşamaya getirmiştir.
Irak'ın ekonomik durumu çok kötüdür. Sayın Irak Başbakanı, toplantıda bulunan herkese Irak'ın mali durumunu izah etti; Irak'ın rezervlerinden ve programından bahsetti. Gerçekten de umudumuz mevcut krizin toplumsal bir krize dönüşmemesidir. Irak'ın tüm siyasi güçleri bu süreci atlatabilmemiz için Irak hükümetine ve Başbakan'a destek olmalıdır. Bu, ekonomik açıdan benim çok tehlikeli gördüğüm bir süreçtir. Bu nedenle Irak'ın çıkarı; bölgedeki savaşın en kısa sürede sona ermesinde ve Irak'ın petrolünü yurt dışına ihraç edebilmesi için Hürmüz Boğazı'nın yeniden açık olmasındadır.
Kürdistan Bölgesi'ne gelince; biz her türlü yardıma ve desteğe hazırız. Ancak bu çözümler uzun vadeli çözümlerdir. Eğer Irak, Kürdistan Bölgesi üzerinden bir petrol boru hattı çekmek isterse biz bunu memnuniyetle karşılarız ve bu konuda işbirliğine hazırız; eğer bunu Suriye'ye taşımak (oradan ihraç etmek) isterlerse ona da hazırız. Fakat bunların tümü uzun vadeli çözümlerdir. Acil çözümler ise Irak'ın tüm siyasi güçlerinin Başbakan'ın arkasında durmasını ve bu sorumluluğu üstlenmesini gerektiren adımlardır.
Sunucu: Umarız öyle olur, herkesin bu sorumluluğu üstlenmesini temenni ediyoruz. Kürdistan Bölgesi'nin duruşu nettir ve bilinmektedir; özellikle kendi boru hatları üzerinden petrol ihracatını artırma yönündeki son anlaşmadan sonra bu daha da belirginleşti. Umarız acil çözümler bulunur, zira uzun vadeli çözümler bu konuda Irak'a (şu an için) yeterince yardımcı olmayacaktır.
Sayın Başkan, aynı konu bağlamında Suriye'den ve petrolün Banyas Limanı üzerinden çıkarılmasından bahsetmişken; sizin Suriye'ye çok önemli bir ziyaretiniz oldu ve orada Suriye Başkanı Ahmed Şara ile görüştünüz. Bazıları, sizin bu ziyaretiniz sırasında Sayın Ali El-Zeydi ile temas halinde olduğunuzu ve Sayın El-Zeydi'nin görüşlerini ile bazı detayları oraya aktardığınızı söylüyor. Ancak elimizde sadece bu bilgi var, o görüşmede tam olarak ne olduğuna, Başkan Ahmed eş-Şara ile yaptığınız görüşmelerde ve en önemli uzlaşmalarda nelerin konuşulduğuna dair detaylara sahip değiliz.
Başkan Neçirvan Barzani: Doğrusu ben şahsen bu Suriye ziyaretimden önce Sayın Başkan eş-Şara ile Türkiye'de birkaç kez görüşmüştüm ve kendisi bizi Suriye'yi ziyaret etmeye davet etmişti. Bizim Suriye ziyaretimiz Bağdat'ta Başbakan Ali Zeydi ile tam bir koordinasyon ve mutabakat içerisinde gerçekleşmiştir. Sadece Sayın Başbakan'la değil, bu seyahatimden önce Irak'ın (diğer) siyasi güçleriyle de koordinasyon sağlamıştım.
Suriye ziyaretimin Kürdistan Bölgesi Başkanı sıfatıyla olduğu doğrudur, ancak aynı zamanda Iraklı bir yetkili sıfatıyla da gerçekleşti. Sayın Suriye Cumhurbaşkanı ile görüşmemiz çok olumlu geçti. Suriye her şeyden önce bizim, Irak'ın komşusudur. Bu ülkenin huzur, siyasi ve ekonomik istikrara kavuşması bizim için çok önemlidir. Gerçekten de görüyoruz ki yaşanan olaylardan ve eski rejimin devrilmesinden sonra Sayın Suriye Cumhurbaşkanı planlı ve düzenli bir şekilde Suriye'yi bu aşamadan daha iyi bir aşamaya taşımaya çabalıyor. Suriye halkının, tüm bileşenleriyle daha iyi bir yaşamı hak ettiğine inanıyoruz. Suriye halkı için istikrarlı ve müreffeh bir Suriye inşa etmek, ülkesi için daha iyi bir gelecek sağlamak isteyen Sayın Cumhurbaşkanı eş-Şara'da bu fırsatın somutlaştığını görüyoruz.
Öte yandan bazı noktaların üzerinde durduk. Birincisi, biz Irak olarak sınırlarımızın güvende olmasını; Irak-Suriye sınırının huzurlu, güvenli ve sorunsuz olmasını istiyoruz. Ekonomik açıdan; biz Kürdistan Bölgesi'nde ve Irak'ta, Suriye ile daha iyi ekonomik ilişkiler kurmak istediğimizi vurguladık ve Suriye Cumhurbaşkanı da bu ilişkilerin gelişmesini büyük bir istekle arzuluyor.
Bir diğer yandan, Kürdistan Bölgesi'nin onların sorunlarının (örneğin DSG ile aralarındaki sorunların) Birleşik bir Suriye çerçevesinde çözülmesinde yardımcı bir rol oynayabileceğini vurguladık. Biz buna hazırız; geçmişte de bu sorunun çözümünde rolümüz oldu ve bu sorunların çözümü uğrunda her türlü çabayı göstermeye hazır olduğumuzu Sayın Suriye Cumhurbaşkanı'na teyit ettik. Benim hissettiğim kadarıyla Şam ile DSG (Demokratik Suriye Güçleri) arasındaki bu süreç çok olumlu ilerliyor ve Cumhurbaşkanı, birleşik bir Suriye çerçevesinde bu sorunları çözme konusunda ciddidir.
Suriye bizim komşumuzdur ve Suriye halkı zor günlerde bize çok yardımcı olmuştur. Biz Suriye'nin, ülkedeki tüm farklı bileşenler ve halklar için iyi bir geleceğe sahip olmasını çok arzuluyoruz ve bu nedenle bu süreci destekliyoruz. Dönüşümde bu konu hakkında Başbakanımız Sayın Zeydi ile iletişime geçtim. Umarız ileride Sayın Başbakanımız Şam'ı ziyaret eder ve umarız Sayın Suriye Başkanı da Irak'ı ziyaret eder. İki komşu olarak bu ilişkileri daha da ileriye taşımayı arzu ediyoruz.
Sunucu: Sayın Başkan, konuşulan konulardan biri de büyük ihtimalle Suriye Kürtleriyle ilgilidir. Mazlum Abdi'nin Kürdistan Bölgesi'ne ve Erbil'e yaptığı ziyaretler, Mazlum Abdi'nin size büyük bir saygı duyduğunu ve Sayın Mesud Barzani'nin Kürt ulusunun lideri olduğuna inandığını gösteriyor. Acaba bu durum, Suriye Kürtlerinin bir bölge (özerklik) ilan etmesini destekleme ya da ayrılık (bağımsızlık) konularını konuşmaya kapı mı aralıyor? Bu mesele Suriyeliler nezdinde bir korku mu yaratıyor? Yoksa siz Suriye'nin toprak bütünlüğünü destekliyor ve (aynı zamanda) Suriye Kürtlerinin haklarını mı savunuyorsunuz?
Başkan Neçirvan Barzani: Bakınız, Suriye'de rejimin çökmesinin ardından kardeşlerimize -ister Demokratik Suriye Güçleri olsun ister ENKS veya Suriye'deki tüm Kürt partileri olsun- yönelttiğimiz tavsiyelerimiz hep tek bir noktada özetlendi: Onlara Şam'a yönelmeleri, kendi bölgelerinde Suriye bayrağını dalgalandırmaları ve sorunlarını Suriye ile çözmeleri gerektiğini söyledik.
Bir bölge özerklik kurma meselesine gelince; eğer Suriye'ye bakarsanız, Kürdistan Bölgesi'nde bizim sahip olduğumuz şeyi talep edemeyeceklerini görürsünüz, çünkü her şeyden önce birleşik bir coğrafyaları yok. Ancak bizim istediğimiz şey şu; biz Suriye'de uygulanması gereken modelin belirlenmesine müdahale etmek istemiyoruz. Bu bizimle ilgili değil, Suriyelilerle ilgili bir meseledir.
Bizim tutumumuz; sorunların birleşik bir Suriye çerçevesinde çözülmesinden yanadır. Modelin (sistemin) nasıl olacağı konusunda kendileri Şam'la uzlaşmalıdır; ki bu konu sadece Kürtler için değil, Nusayriler (Aleviler), Dürziler ve Hristiyanlar gibi diğer bileşenler için de geçerlidir. Sayın Cumhurbaşkanı'na da vurguladığımız husus, bu bileşenlerin haklarının Suriye anayasasında güvence altına alınmasının gerekliliğiydi. Diğer detaylara ve modelin (statünün) şekline gelince; biz bunların hiçbirine karışmıyoruz. Biz yardımcı olacağız ama müdahale etmeyeceğiz. Bu konuların tartışılmasını, Şam'la kendi aralarında çözmeleri için onlara bırakıyoruz.
Sunucu: Sayın Başkan, Sayın El-Zeydi ile Şara arasında bir mesaj taşıdınız mı?
Başkan Neçirvan Barzani: Yaptığımız her ziyarette ve gittiğim her ülkede her zaman Bağdat'la koordinasyon sağlarım ve geri döndüğümde Bağdat'ı ziyaretimin sonuçları hakkında bilgilendiririm. Başbakanımızın selam ve saygılarını Sayın Şara'ya ilettik, aynı şekilde iyi ilişkilerin sürdürülmesi vurgusunu da aktardık. Belirttiğim gibi; evet ben bu ziyareti Kürdistan Bölgesi Başkanı sıfatıyla yaptım, ancak aynı zamanda Iraklı bir yetkili sıfatıyla da gerçekleştirdim. Yani bu ziyaret sadece Kürdistan Bölgesi'ni ilgilendiren bir mesele değildi, aksine tüm Irak'ı ilgilendiriyordu. Size az önce de söylediğim gibi, Başbakan Zeydi'nin de yakın gelecekte Şam'a bir ziyaret gerçekleştirmesini umut ediyoruz.
Sunucu: İnşallah. Sayın Başkan, geriye Şengal dosyası kalıyor. Belki "Neden Şengal dosyasını Suriye'den sonraya, en sona bıraktım?" diye sorabilirsiniz. Benim basit kanaatime göre Şengal dosyası da sürekli bölgesel baskıların tahakkümü altında. Duyduklarımıza göre bunun temel nedeni, bölgesel baskıların Şengal Anlaşması'nın uygulanmasını engellemesidir. Bu nedenle konuyu uluslararası ilişkiler (bölgesel politikalar) çerçevesine kaydettik. Gerçekten de Şengal Anlaşması'nın uygulanmamasının ardındaki temel neden bölgesel baskılar mıdır?
Başkan Neçirvan Barzani: Sizin de işaret ettiğiniz gibi, ortada çok iyi bir anlaşmamız var. Şengal Anlaşması, 2020 yılında Kürdistan Bölgesi Hükümeti ile Federal Hükümet arasında, o dönemin Birleşmiş Milletler Genel Sekreteri Temsilcisi Sayın Jeanine Hennis-Plasschaert'ın huzurunda imzalanmıştı. O günden bu yana Kürdistan Bölgesi bu anlaşmanın uygulanmasını bekliyor. Ben bu anlaşmanın uygulanmasının Şengal'e güvenlik, siyasi ve toplumsal istikrar getireceğine inanıyorum.
Anlaşmanın şu ana kadar uygulanmamasının sorumluluğu Şengal'de bulunan güçlere aittir. Yasadışı güçlerden (kanun dışı gruplardan) çok bahsettik; işte orada bulunan güçlerin bir kısmı yasadışı güçlerdir. Bunların Şengal'den çıkarılması gerekir. Şengal'in kendi normal durumuna (asli kimliğine) dönmesi şarttır. Bildiğiniz gibi IŞİD geldiğinde Ezidiler çok büyük bir zulme uğradılar. Hepimiz Ezidilerin meselesini siyasi bir malzeme yapmaktan vazgeçmeli, aksine onların kendi yurtlarına dönebilmeleri için yardımcı olmalıyız.
Gerçekten de hem Bağdat'ta hem de Erbil'de onlara yardımcı olmalıyız çünkü onlar daha iyi bir yaşamı hak ediyorlar. Başlarına gelen şey çok büyük bir felaketti; 2014'te ve sonrasında büyük bir soykırıma maruz kaldılar. Irak'ın diğer bileşenlerinin durumu da böyleydi ancak en büyük zararı Ezidiler gördü. Bugün bir kez daha yineliyoruz; Kürdistan Bölgesi Hükümeti ile Bağdat arasındaki Şengal Anlaşması'nın Şengal'de durumu normalleştirmek için yolu açacak çok iyi bir adım olduğuna inanıyoruz.
Sunucu: Sayın Başkan, son sorum Irak'taki siyasi sürecin geleceğine ve bölgedeki Amerika, İsrail ve İran savaşı arasındaki mevcut çatışmalara dair görüşlerinizle ilgili. Ayrıca Irak'a dayatılan ve onu başka bir eksenin (gücün) aleyhine, belirli bir eksenin parçası haline getiren eksen siyasetinin (kutuplaşmaların) iç içe geçmesi hakkında ne düşünüyorsunuz?
Geçmişte ve içinden geçtiğimiz onca şeye rağmen Irak, değneği ortasından tutma politikası izliyordu; yani ne tamamen İran'ın ne de tamamen Amerika'nın yanında yer alıyor, her iki tarafla da dengeli ilişkiler kuruyordu. Ancak gördüğümüz kadarıyla şu anda hükümet nezdinde Amerika Birleşik Devletleri'ne doğru bir eğilim (yönelim) var. Gerekçe olarak da Amerika ile aralarında bekleyen birçok sorun (dosya) olduğu ama örneğin İran'la böyle bir sorunları olmadığı gösteriliyor.
Acaba Irak, eksen siyaseti konusunda yolunu seçip Amerika'nın yanında müttefik bir eksen olarak mı yerini aldı? Yoksa hala "değneği ortasından tutmaya" devam mı ediyoruz? Ve bölgede yaşanan tüm bu çatışmaların gölgesinde Irak'taki siyasi sürecin geleceği hakkındaki görüşünüz nedir?
Başkan Neçirvan Barzani: Benim görüşüme göre Irak, yaşanan bu savaşta tarafsız bir tutum sergiledi. Irak, bölgesindeki çevresinden kopamaz; aynı şekilde sadece tek bir ülkeye de bel bağlayamaz, ister Amerika olsun ister başka bir ülke. Bizim Irak'taki çıkarımız hiçbir eksene (kutba) dahil olmamaktır; çünkü Irak tarafsız rolünü oynayabilecek kapasiteye sahiptir.
Savaş süresince Kürdistan Bölgesi'ne pek çok suçlama yöneltildi, ancak biz tamamen tarafsız kaldık. Örneğin en önemli konulardan biri; Kürdistan Bölgesi'nin İran'a sorun yaratmak için bir sıçrama tahtasına dönüştürülmesini engellememiz oldu.
Sunucu: Ancak İran "Hayır" diyor, bilakis Kürdistan Bölgesi'nde İranlı Kürt muhaliflerin olduğunu ve hedeflerinin İran olduğunu söylüyor.
Başkan Neçirvan Barzani: Şunu sormama izin verin: Acaba bu muhalif gruplardan herhangi biri böyle bir şey yaptı mı? Sosyal medyada sözde sınırları aştıklarına dair James Bond filmlerini aratmayan videolar üretseler de gerçek şu ki, Kürdistan Bölgesi sınırlarından komşumuz İran'a yönelik herhangi bir sorun yaratılmasını biz engelledik. Neden? Çünkü Irak için temel ilke, Irak'ın hiçbir komşusu için bir tehdit kaynağı olmamasıdır. Ve Irak'ın bir parçası olan Kürdistan Bölgesi'nin de İran veya başka bir komşu ülke için tehdit kaynağı olmasına izin verilemez. Biz bu güçlerin sınırı geçmesine müsaade etmedik.
Evet, bu güçlerin burada olduğu doğrudur. Ancak onların buradaki varlığı bir veya iki yıllık bir mesele değildir; 40 yıl öncesine dayanmaktadır ve bize miras kalmıştır. Asıl mesele, bizim bu sorunun çözülmesini istememizdir. Peki bu sorun nasıl çözülecek? Kürdistan Bölgesi ve Bağdat tarafından, bu güçlerin bizzat kendileri ve İran ile koordinasyon ve işbirliği içerisinde bu meseleye bir çözüm yolu bulunmalıdır. Ancak ilke olarak biz, Irak'ın herhangi bir komşumuz için bir tehdit kaynağı haline getirilmesine kesinlikle karşıyız.
Benim görüşüme göre, Irak'ın dış politikası şu ana kadar çok iyi işledi. Irak gerçekten dengeli bir politikaya sahipti. O dosyayı tekrar açmayalım ama yasalardan sapmış bazılarının Irak'ın dış politikasına sorun yaratmasına da müsaade edilmemelidir. Irak en doğru şekilde davranmış olmasına rağmen, bu sorunlar şu anda Irak'ın omuzlarında ağır bir yüke dönüşmüştür. Ben Irak'ın bu sorunların hiçbirinde (veya çatışmalarda) taraf olmaması gerektiğini, tüm taraflara eşit mesafede durarak dengeyi sağlaması ve sadece tek bir ülkeye (eksene) dayanmaması gerektiğini düşünüyorum.
Sunucu: Irak'taki siyasi sistemin veya siyasi sürecin geleceğine dair görüşleriniz (nelerdir)? Irak'ta siyasi sürecin geleceğine nasıl bakıyorsunuz veya bu konudaki bakış açınız nedir?
Başkan Neçirvan Barzani: Irak'taki siyasi sürecin ve şu ana kadar gördüğümüz kadarıyla gidişatın daha iyiye doğru gittiğine inanıyorum. Irak'taki siyasi güçler Bağdat'taki hükümetimizi desteklemelidir. Konuşmamın başında söylediğim o şeye geri döneceğim: Hepimizin aynı gemide olduğunu düşünmeliyiz. Eğer bu geminin başına kötü bir şey gelirse, bu Kürdistan Bölgesi'nin kurtulacağı ve Bağdat'ın batacağı veya tam tersi, Bağdat'ın kurtulup Kürdistan Bölgesi'nin batacağı anlamına gelmez. Çünkü hepimizin kaderi birdir. Bu ilkeyi kabul etmeliyiz; Iraklılar olarak kaderimiz birdir ve birbirimize yardım etmeliyiz.
Kürdistan Bölgesi'nin Bağdat'a yardım edebileceği yerde (yardım etmesi), Bağdat'ın Kürdistan Bölgesi'ne yardım edebileceği yerde (yardım etmesi) ve siyasi güçlerin Başbakan'a destek olabilecekleri noktalarda (destek olmaları gerekir). Tüm Irak için çok daha iyi ve parlak bir gelecek inşa etmek adına hep birlikte çalışmalıyız.
Sunucu: Söylediğiniz tüm bu değerli sözler için Kürdistan Bölgesi Başkanı Sayın Neçirvan Barzani'ye çok teşekkür ediyorum. Size yönelttiğim bunca soruyu geniş bir hoşgörüyle (sabırla) karşıladığınız için de ayrıca şükranlarımı sunuyorum. Vaktinizi çok aldım. Size çok teşekkür ederim ve bize bu fırsatı tanıdığınız için minnettarız.


