DEM Parti Van Milletvekili ve Kürdistan Komünist Partisi (KKP) Genel Başkanı Sinan Çiftyürek, "entegrasyon" kavramına dikkat çekerek eleştiriler yöneltti.
Çiftyürek, Rojava’da “entegrasyon” adı altında yürütülen sürecin “gerçekte asimilasyon olduğunu” savundu.
Gerçek entegrasyonun eşit sistemler veya federal devletler arasında mümkün olabileceğini belirten Çiftyürek; Kürtlerin temel taleplerinin anayasal tanınma, zorunlu Kürtçe eğitim ve güçlü yerel özerklik olduğunu vurguladı.
Sinan Çiftyürek, Rûdaw bültenine konuk olarak Hêvîdar Zana’nın sorularını yanıtladı:
Rûdaw: Kuşkusuz entegrasyon meselesi ve çözüm süreci üzerine birçok farklı eleştiri ve yorum var. Bunlardan biri de DEM Parti Van Milletvekili Sayın Sinan Çiftyürek tarafından yapıldı. Kendisi bir eleştiri getirdi, uzun bir yazı kaleme aldı ve gerekçelerini açıkladı. "Entegrasyon evet ama nasıl bir entegrasyon?" diyor. Bunu kendisine soracağım. İyi günler Sayın Çiftyürek, Rûdaw’a hoş geldiniz. Bu mesele üzerine uzun bir makale yazdınız ve bu yazı çok ses getirdi. Rojava’da yaşanan değişim ve şu an Bakur’da (Kuzey) yapılmak istenenler için "entegrasyon" kelimesini kullanmak ne kadar doğru? Buna entegrasyon denebilir mi?
Sinan Çiftyürek: Çok teşekkürler, merhaba. Başlangıçta şunu belirteyim; DEM Parti adına değil, kendi adıma konuşuyorum. Bu entegrasyon meselesi nedir, ne değildir, belki bunun üzerinde durmalıyız. Rojava’da olan şey entegrasyon değil, asimilasyondur. Bunu çok derinlemesine deşmeye gerek yok. İşte Efrin’de, bir Kürt kentinde Kürt halkı, Kürt öğrencileri, Kürt anneleri sokaklara dökülmüş durumda ve kendi dillerinde eğitim talep ediyorlar. Diyorlar ki; "Biz 10 yıldır okullarda Kürtçe eğitim görüyoruz, bugün önümüze zorla ve mecburiyetle Arapçayı koyuyorsunuz, biz bunu kabul etmiyoruz." Bu nedir? Bu entegrasyonun sonucudur. Fazla söze gerek yok.
Bu yüzden biz ne dedik? Entegrasyon var, entegrasyon var. Entegre olmanın iki yolu olduğunu dünya alem biliyor. İnsanlar ya kendi sistemleriyle entegre olurlar ya da devletin sistemine dahil olurlar. Örneğin; federe Kürdistan federaldir ama aynı zamanda entegredir. Irak federal devletiyle entegredir ama kendi kurumlarıyla entegredir. Kendi sivil ve askeri kurumları vardır. Uzatmaya gerek yok; Katalonya, Bask, Kuzey İrlanda, 89 özerk bölgesi olan Rusya, Amerika... Bunların hepsi entegredir. Ancak buralarda entegrasyon kurumlar üzerindendir. Sivil ve idari yapılar egemen sisteme tamamen tabi olmazlar. Rojava ve Bakur’da yürütülmek istenen, özellikle Arapça ve Türkçe üzerinden dayatılan şey entegrasyon değil, asimilasyondur. Adını böyle koyalım; bugün Rojava’da, Kürt kentlerinde bu durum zaten ayyuka çıkmış durumda.
Rûdaw: Sayın Çiftyürek, siz de bilirsiniz ki entegrasyon kavramı daha çok yerinden yurdundan olup başka bir ülkeye giden göçmenler için kullanılır. Yani o kişinin gittiği ülkenin dilini, adetlerini, kültürünü ne kadar öğrendiği, oraya uyum sağlayıp sağlamadığı kastedilir. Kendi toprakları üzerinde yaşayan bir millet için bu kavramın kullanılması doğru mu?
Sinan Çiftyürek: Doğru değil. Sizin bahsettiğiniz entegrasyon, örneğin şu an Avrupa’da yaşayan milyonlarca göçmen ve mülteci için geçerlidir. Onlara deniyor ki; "İster Türk olun ister Arap, buraya geldiyseniz bizim sistemimize ve kültürümüze entegre olmalısınız." Ancak bizim konuştuğumuz entegrasyon, bir devlet içinde birden fazla milletin bulunması durumudur. Ezilen milletler vardır. Onlar diyorlar ki; "Biz ayrılmıyoruz ama ulusal haklarımızı bir sistem dahilinde kullanmak istiyoruz." Bunun yolları özerklik, federalizm veya konfederalizmdir. Bu da bir entegrasyondur ve asıl olan budur. Türkiye ve Suriye’de Kürt halkının önüne konulan şey entegrasyon değil, asimilasyondur. Sizin dediğiniz mülteciler için geçerlidir; oysa bizim milletimiz kendi toprakları üzerindedir. Topraklarımızda değerlerimizle, dilimizle ve kültürümüzle ayrılmadan ama Türkiye’nin sistemiyle, Arapların sistemiyle, Farsların sistemiyle bir birlik kurmak istiyoruz; ancak bunu kendi kurumlarımızla, dilimizle ve kültürümüzle yapmak istiyoruz, tek bir birey olarak değil.
Rûdaw: Sayın Çiftyürek, o zaman şunu sorayım. Siz Komünist Parti olarak bu dönemde nasıl bir çözüm istiyorsunuz? Madem şu an yapılanlar içinize sinmiyor ve eleştirileriniz var, çözüm ne olmalı?
Sinan Çiftyürek: Çok teşekkürler. Bunu defalarca dile getirdik. İşgalci devletler için silahlı siyaset veya sivil siyaset sadece birer ayrıntıdır. Hangisi güçlüyse devlet onu hedef alır. Bugünden itibaren Bakur ve Rojava’da devletlerin amacı silahlı kanadın bırakılmasıdır. Biz silah bırakılmasına karşı değiliz. Bakur’da silahların bırakılmasını destekliyoruz ancak görünen o ki devlet, silahlar bırakıldıktan sonra sivil siyaseti zayıflatmayı amaçlıyor. Çok iyi biliyorlar ki hem Rojava’da hem de Bakur’da milyonlarca Kürt ulusal bilincine ulaştı ve asgari düzeyde ulusal taleplerini istiyor. Dilinin ve varlığının kabul edilmesini istiyor. Ama bugün bakıyoruz ki her iki ülkede de devlet sivil siyasete saldırıyor. Nedir bu? Bakur’daki örnek çok çarpıcı: Amedspor meselesi. Bir araştırma yapıldı, Amedspor’un bir kimliği var ve bu kimlik Kürttür denildi diye o araştırmacılara saldırıyorlar.
Dünyada kimliği olmayan bir spor takımı var mı? Yoktur. Tüm takımların bir kimliği vardır; ya Türk, Alman, Fransız kimliği ya da şehir kimliği. Amedspor da Kürtlerin takımıdır. Türkiye’nin artık bunu kabul etmesi lazım. Silahlar bırakıldı, eğer umutları "silahlar bırakıldı, Kürtler artık sesini çıkarmasın, taleplerini dile getirmesin" ise bu büyük bir yanılgıdır. Silahlar bırakıldıysa, bugün en çok Kürt halkı, Kürt anneleri, Kürt çocukları "Biz Kürdüz, ulusal taleplerimizi istiyoruz" diyecektir. Hem de barışçıl ve demokratik yollarla. Bizim talebimiz de budur; bugün Rojava’da da Bakur’da da amacımız şu 3 önemli madde olmalıdır: Bir, Kürt milletinin varlığı anayasada kabul edilmelidir. İki, Kürtçe seçmeli değil, zorunlu eğitim dili olmalıdır. Üç, belediyelerimizin özerkliği artırılmalıdır. Bu üç nokta hayati önemdedir; eğer Kürt siyaseti bir birlik ruhuyla bunların üzerinde durursa kazanırız.
Rûdaw: Sayın Çiftyürek, şunu sormak istiyorum; siz bu tartışmaları DEM Parti içinde de yapıyor musunuz? Bu eleştirilerinizi DEM Parti toplantılarında da dile getiriyor musunuz? Bu eleştiriler kabul görüyor mu, üzerinde tartışılıyor mu?
Sinan Çiftyürek: Şunu söyledik; ben DEM Parti adına konuşmuyorum ama bunlar aynı zamanda DEM Parti’nin de talepleridir. Hangi talepler? Dile getirdiğimiz; Kürt milletinin varlığının anayasada tanınması, Kürtçenin eğitim dili olması ve belediyelerin özerkliğinin güçlendirilmesi. Kanaatimce bunlar zaten DEM Parti’nin de savunduğu temel hususlardır. Bu yüzden bunlar onların da talepleridir. DEM Parti içinde bu konular üzerine tartışmaların zaten devam ettiğine inanıyorum. Şehir şehir, bölge bölge bu konuları tartışmak için toplantılar yapıyorlar.
Rûdaw: Son olarak şunu sormak istiyorum. Halkın içindesiniz, her gün geziyorsunuz. Halk bu siyasete ve çözüme ne kadar yakın? Entegrasyonun ne olduğu, amacının ne olduğu onlara yeterince anlatılabiliyor mu?
Sinan Çiftyürek: Bir hafta önce mevsimlik işçiler için şehirleri gezdim. Çoğunluğu kadın ve çocuklardan oluşuyordu. Onların sosyal sorunlarını konuştuk. Ama ne sordular biliyor musunuz? Dediler ki; "Yükümüzün ağır olduğunu, maaşlarımızın çok düşük olduğunu, tehlike altında 11 saat boyunca 800 lira için çalıştığımızı biliyoruz. Ama bizim asıl meselemiz Kürt meselesidir." Bu süreç nedir, içinde bizim için ne var? İkincisi; bugün "süreç var, barış var, silahlar bırakıldı" deniliyor ama Düzce’de, Zonguldak’ta bize saldırıyorlar. Irkçı saldırılar gündeme geliyor. Devletin önce bu saldırıların önünü alması lazım. Cezaevindekiler bırakılıyor, dağdakiler gelecek... "Onları ıslah edeceğim" diyor. Asıl ıslah edilmesi gerekenler, akşamları sokaklarda Kürt halkına saldıranlardır. Kürtçe şarkı duyuyorlar, bırakın şarkıyı bir Kürt gördüklerinde tahammül edemiyorlar. Eğer devlet kalıcı bir barış ve demokrasi istiyorsa, en çok bu konunun üzerinde durmalıdır. Önce o ırkçılık dalgasını kırmalıdır.
Rûdaw: Çok teşekkürler Sayın Sinan Çiftyürek, DEM Parti Milletvekili olarak Diyarbakır’dan yayınımıza katıldınız, çok teşekkürler.
Sinan Çiftyürek: Sağ olun.


