Türkiye’de başlatılan yeni barış sürecinde gözler, kısa süre içinde Türkiye Büyük Millet Meclisi (TBMM) gündemine gelmesi beklenen "çerçeve yasaya" çevrildi.
Sürecin hukuki altyapısı, aktörler arasındaki görüş ayrılıkları ve muhtemel bir "eve dönüş" mekanizmasının nasıl işlemesi gerektiği kamuoyunda hararetle tartışılıyor.
Dicle Üniversitesi Öğretim Üyesi ve eski Akil İnsanlar Heyeti üyesi Doç. Dr. Vahap Coşkun, Rûdaw bültenine konuk olarak sürecin kritik eşiklerini değerlendirdi.
Coşkun, PKK’nin silah bırakması için çıkarılacak yasanın geçmişteki "Pişmanlık Yasaları"ndan farklı olması gerektiğini vurgularken, İmralı ve Kandil hattındaki dengelere dair çarpıcı analizlerde bulundu.
Hevidar Zana: Sayın Coşkun, bu sürece dair pek çok kişi eleştirel yaklaşıyor ve bazı soru işaretleri var. Siz şahsen bu süreçten bir umut ışığı görüyor musunuz?
Vahap Coşkun: Umutluyum. Evet, şu an DEM Parti, AK Parti ve MHP arasında; hatta daha geniş çerçevede devlet ile PKK arasında bazı görüş ayrılıkları ve uyuşmazlıklar olduğu bir gerçek. 21 ayrıdr bu süreç bir şekilde devam ediyor. Bugün de silah bırakma yasasına ilişkin hazırlıklar yapılıyor. Taraflar şu an birbirlerinden farklı şeyler talep ediyor ve öneriler sunuyor olabilir ancak siyaset bu zemin üzerinden yürüyor, birbirleri ile görüşüyorlar. Ben bu sürecin sonunda tarafların bir noktada ortaklaşacağına ve bir yol bulunacağına inanıyorum.
Hevidar Zana: Görüş ayrılıklarından bahsettiniz. Bu fikir ayrılığı sadece hükümet ve DEM Parti arasında mı? Yoksa Abdullah Öcalan ile Kandil arasında da bir yaklaşım farkı mı var? Zira Öcalan’ın bazı konularda yol açtığı, Kandil’in ise farklı şartlar öne sürdüğü görülüyor.
Vahap Coşkun: Bu aslında çok normal bir durum. Çünkü bu çapta bir süreçte her kesim kendi taleplerini kabul ettirmeye çalışır. Çıtayı yukarda tutuyorlar. Devlet ile PKK arasında yasanın çerçevesi, bu yasadan kimlerin, hangi şartlar ve merciler altında faydalanacağı konusunda bir müzakere yürüyor. Fikirlerin farklı olması doğaldır. Ancak ben şuna inanıyorum; eğer Abdullah Öcalan bir fikir veya proje üzerinde karar kılarsa, Kandil’in de sonunda bu fikri kabul edeceğini ve bu doğrultuda hareket edeceğini düşünüyorum.
Hevidar Zana: Bahsedilen bu yasa projesinin içeriği henüz tam olarak netleşmiş değil. Eğer bu yasa, "Pişmanlık Yasası"na benzer bir içerikle gelirse PKK üyeleri buna güvenip silah bırakır mı?
Vahap Coşkun: Bu konuda çok şey yazılıyor. Ancak bu şekilde bir yasa çıkarılırsa PKK üyeleri de silah bırakmaz ve dağdan inmez. Devletin bu süreçten bir ders çıkarması ve geçmişi analiz etmesi gerekiyor. Türkiye’de bugüne kadar yaklaşık 10 kez "Pişmanlık Yasası" çıkarıldı ama hiçbiri devletin beklediği sonucu vermedi, sorunu çözmedi. Eğer devlet PKK’nin tamamen silah bırakmasını, üyelerinin dağdan inip sivil hayata ve siyasete katılmasını istiyorsa, bu yasayı çok daha farklı bir içerikle hazırlamalıdır.
İsim "Pişmanlık Yasası" olmasa bile, içeriğin çok şeffaf olması gerekir. Bu insanlar döndüğünde nasıl bir hukuki statüye sahip olacaklar? Hakları neler olacak? Yasal pozisyonları ne olacak? Bunlar çok açık ve net bir şekilde tanımlanmalıdır. Eğer bu açıklık ve hukuki güvence sağlanmazsa, eski yasalar gibi bu da sonuçsuz kalır. Devlet ile PKK arasında, AK Parti ile DEM Parti arasındaki müzakereler de bu konular üzerindedir diye düşünüyor. Yani devlet bu konuda PKK’liler için nasıl bir tanım yapacak, silah bırakma konusunda yeni bir tanım ve mekanizma geliştirilecek. Bunlar önemlidir.
Hevidar Zana: Kolombiya gibi dünya örneklerine baktığımızda, barış süreçlerinde silah bırakanlara yönelik özel yasalar ve statüler görüyoruz. Türkiye’deki tasarı bu tür bir çözüm üretebilir mi?
Vahap Coşkun: Dünyadaki her deneyim kendine özgü şartlar taşır. Her birini kendi içinde değerlendirmek gerekiyor. Ancak buna benzer bir tecrübe yok. Bugün konuşulan yasaya benzer bir örnek yok. Bu konuda Meclis’te konuştuğumuzda da şu noktaya vurgu yaptık; Meselenin kökünden çözülmesini istiyorsanız PKK dosyasını bir bütün olarak ele almanız gerekiyor. Tüm PKK’lileri kapsayan bir yasa çıkarılabilir. Bu yasa içerisinde süreler (3 yıl, 5 yıl gibi kademeli süreçler) ve kriterler net bir şekilde belirtilebilir.


