Haber Merkezi – Dünyanın bilinen en eski anıtsal yapı komplekslerinden Göbeklitepe’de (halk arasındaki ismi ile Girê Miraza), kazıların başladığı 1995 yılından bu yana ilk kez bütünlüğünü büyük ölçüde koruyan insan mezarları bulundu.
Yaklaşık 10 bin yıl öncesine tarihlenen iki mezarın keşfi, Göbeklitepe’nin yalnızca belirli dönemlerde törenler için kullanılan bir merkez değil, insanların daha uzun süre yaşadığı bir yerleşim olabileceği yönündeki görüşleri güçlendirdi.
Alman Arkeoloji Enstitüsü araştırmacılarının çalışması, hakemli bilimsel dergi PLOS One’da yayımlandı.
İki mezar ortaya çıkarıldı
Araştırmacılar, MÖ 8700-8000 yılları arasına tarihlenen iki ayrı gömü tespit etti.
Mezarlardan biri böbrek biçimli bir çukurda bulunan toplu gömüden oluşuyor. Burada yetişkin bir kadın, genç bir erkek ve ergenlik çağındaki bir kız çocuğuna ait iskeletler bulundu.
Diğer mezarda ise 20'li yaşlarında veya 30'lu yaşlarının başlarında olduğu tahmin edilen genç bir kadının iskeleti ortaya çıkarıldı. Kadının yan yatırıldığı ve bacaklarının vücuduna doğru çekildiği belirlendi.
Göbeklitepe’de daha önce de insan kemikleri bulunmuş ancak bunlar çoğunlukla büyük yapıların dolgu tabakalarında dağınık halde ortaya çıkarılmıştı. Bu nedenle yeni mezarlar, alandaki insan kalıntılarının kaynağına ilişkin tartışmalara yeni veriler sundu.
Dağınık kemiklerin kaynağı araştırılıyor
Göbeklitepe’deki insan kemiklerinin nasıl anıtsal yapıların bulunduğu alanlara ulaştığı konusunda iki temel görüş bulunuyor.
İlk görüşe göre bazı insan kemikleri, özellikle kafatasları ve uzun kemikler, ritüel amaçlarla mezarlardan çıkarılarak anıtsal yapılara taşınmış olabilir. Göbeklitepe’de daha önce kesik ve oyma izleri taşıyan insan kafatası parçalarının bulunması da bu ihtimali gündeme getirmişti.
Diğer görüş ise kemiklerin başlangıçta höyüğün daha yüksek kesimlerindeki mezarlara ait olduğu yönünde. Bu görüşe göre erozyon, toprak hareketleri ve heyelanlar zaman içerisinde mezarları bozdu ve kemikler yamaç boyunca aşağı taşınarak yapıların dolgu tabakalarına karıştı.
Yeni araştırmanın yazarları, mevcut bulguların ikinci açıklamayla daha uyumlu olduğunu belirtiyor ancak ritüel amaçlı kemik kullanımını tamamen dışlamıyor.
Araştırmacılar, yeni bulunan mezarlardaki kemiklerin ciddi biçimde parçalanmış olması, üzerlerinde kalsiyum birikintileri bulunması ve kemirgen izleri taşımasının, daha önce dağınık halde bulunan insan kemikleriyle benzerlik gösterdiğine dikkat çekiyor.
Göbeklitepe’nin işlevine ilişkin tartışma
Göbeklitepe, uzun süre avcı-toplayıcı toplulukların belirli dönemlerde bir araya gelerek törenler düzenlediği bir ritüel merkez olarak yorumlandı.
Ancak son yıllardaki kazılarda gündelik yaşama ilişkin bulguların artması, alanın yalnızca törensel amaçlarla kullanıldığı görüşünün yeniden değerlendirilmesine yol açtı.
Yeni bulunan mezarlar da bu tartışmaya yeni bir boyut ekliyor. Bulgular, insanların Göbeklitepe’de yalnızca törenler için bulunmadığı, burada daha uzun süreli veya kalıcı biçimde yaşamış olabileceği ihtimalini güçlendiriyor.
Urfa yakınlarında bulunan Göbeklitepe, yaklaşık MÖ 9600-8200 yılları arasında farklı evrelerde inşa edildi. Bazıları 5,5 metre yüksekliğe ulaşan, hayvan ve insan tasvirleriyle süslü T biçimli dikilitaşlarıyla tanınıyor.
Alan, avcı-toplayıcı toplulukların yerleşik yaşama ve tarıma geçiş sürecindeki toplumsal dönüşümü anlamak açısından önemli arkeolojik merkezlerden biri olarak kabul ediliyor.



