Şiirlere, romanlara, araştırmalara konu olan birlik sorunu, yüzyılların yükü. Öneri ve programların sonu gelmiyor. Ama sonuç yok.
Kastettiğim; ortak bir platform, program, partilerin ortak bir ilişki organıdır. Partilerin kendilerinin oluşturduğu ağlar, bir katkı ve bir deney olsa da, arzulanan birlik platformu değildir.
Neden diğer toplumlarla birlikte değil?
Kürtler kardeşlik beklentisinin kurbanıdırlar. Her defasında aldatıldık. Hümeyni Cihat bayrağıyla, Saddam Kur’an ayetleriyle soykırım yaptı. DAIŞ, geleneği izledi.
Türkiye’de referandum var. Türk egemenlerinin iki kampı yarışıyorlar. Ama Kürt düşmanlığında ve ırkçı egemenliği savunmada ikisi de bir. Irkçı zehir her rengte beyine işlemiş. Ortak yaşam, kulağa hoş geliyor. Ancak gerçek başka şeyi söylüyor.
Yanlış yapmıyor muyuz? Kürtler kendilerini o ortaklığa neden mahkum görüyorlar ki? Bu mahkumiyet psikolojisi, başarısızlığın nedeni değil midir? Belki de onlar bize daha çok muhtaçlar. Bir düşünün hele.
Egemen devletlerin engeli mi?
Kürt birliği sözcüğü, Ankara ve Tahran’ın ödünü patlatıyor. Bu nedenle Suriye ve Irak’talar. Rekabetleri var ama Kürtlere karşı hep ittifak içindeler. Bugün korkuları ayyuka çıkmış, çünkü ABD ile Rusya sahadalar ve Kürtler de ayaktalar.
İran, Türkiye ilişkisi bir zaruret olabilir ama Kürt’e düşmanlıklarını unutmadan. Tarihin dersleri var. Her defasında Kürtlerle oynamış, onları satmış ve onlara karşı kendi aralarında anlaşmışlardır. Bugün de siyasetleri aynıdır. Bugün dahi Kürt partilerini etkileyerek ittifak çabalarını boşa çıkarmayı beceriyorlar.
Kürt siyasetçiler, Kürt halkının hassasiyetine saygı göstermelidirler. Yiğitçe tutum, başarıya götürür. Yenilgi de mertçe olsun. Kürt, siyasetçisinden boyun eğmeyi istemez. Ama eğer onlar ille de öyle yaparlarsa, bu Kürt halkı için değil, sadece kendi çıkarları içindir, utancı da onlara aittir.
Bölünmüşlük mü?
Bölünmüşlükle gelen kültürel, toplumsal farklılaşmanın değişmelere yol açtığı, farklı süreçleri gerektirebileceği gerçek, ama bölünmüşlük asla meşru görülemez. Bölünmüşlüğü siyasetin temeli yapmak, Ankara ve Tahran’ın egemenliğini meşru görmek, kendi köleliğimizi kendi elimizle onamak demektir.
Kürdistan parçalarının sorunlarının çözümü birbiriyle doğrudan bağlantılıdır. Kürdistan nostaljik bir istem değildir. Ancak o önce kalpte ve beyinde olmalı ki tutum ve eylemde olsun.
On - yirmi yıl önce, bugünkü durumu kim düşünebilirdi? Güney-Batı Kürdistan’ın farkı kalmış mıdır? Bu yarınki Kuzey-Güney ilişkisi değil midir? Mayınlar olmasaydı, Kuzey-Batı Kürdistan çoktan birleşmemişler miydi? İran, Doğu Kürdistan’ı bu resmin dışında daha ne kadar tutabilir ki?
Particilik mi?
Partilerimiz parçalanmışlık özellikleriyle oluşmuşlar. Asimilasyonun etkilerini taşıyorlar. Aşılmış ideolojik saplantılarla, çok öncelerin beyliklere ait ayrıcalık ve ayrımlarıyla hareket edenleri var. Bölgesel ayrımları, lehçe farklılığını, dini inanç ayrımlarını kendilerine temel yapanları var.
Bugünkü partilerarası sorunlar, o nedenlerden kaynaklanıyor. Partiler, düşünce ve eylemde bölünmüşlüğün getirdiği sorunları ve zihindeki tahribatını aşamıyorlar. Kürt liderler, gerçeklerin gerisinde kalıyorlar. Bunun içindir ki aşılmış olması gereken sorunlarla boğuşuyorlar halen.
Ankara ve Tahran’la Kürtlerin ağrıları geçmez. Kürt’ün kaderi Kürt’ün elinde olmalıdır. Devletli de olsalar, birçok halkın birleşmesine bölgesel ve uluslararası dengenin çoğu kez izin vermediğini biliyoruz. Ama bu, ortak bir ulusal organın acil-aleni meşruluğunu ve kaderine hükmetme hakkını ortadan kaldırmaz.
Büyük devletler mi?
Kürtlerin bölünmüşlük statükosunun rejisörleri İngiltere ve Fransa’ya, ABD ve Rusya’yı da dahil edin, tümü hep Ankara, Tahran, Bağdat ve Şam’ın gözüyle Kürt sorununa baktılar. Ama bugün durum değişmiyor mu?
Ortadoğu’da her tarafa tehlike saçan bir kaos var. Karmaşanın iki baş sorumlusu, Türkiye ve İran’dır. ABD, Rusya ve diğerlerinin sahada oluşlarının bir nedeni bu, kuşkusuz emperyalist amaçlarla.
Öyle de olsa, onlarsız sorunların çözülemediğini biliyoruz. Konu Kürtler olunca, onların sahada oluşları, Ankara ve Tahran’ın oluşundan yüzlerce defa daha iyidir. Onlar olmasaydı, Ankara ve Tahran çoktan Kürtlerin işini bitirmişlerdi. Ki Kuzey Kürdistan da bu realiteye doğru evriliyor.
ABD ve Rusya’nın geçmişteki kalleşliklerine rağmen, Kürt partileri onlarla, Ankara/Tahran arasındaki büyük farklı görmelidir. Ama Kürt siyasetçilerin boyu yine yetmeyebilir. Acı ama yine birinin kulağımızdan tutup bizi biraraya getirme zarureti doğabilir.
Kerkük ulusal birlik kıvılcımı olabilir mi?
Kürt bayrağını göndere çekme ve Kürtçenin resmi dil ilan edilmesi, geç kalmış ama son derece haklı ve yerinde bir adım.
Kerkük’ün YNK’li belediye başkanı insanı dinden imandan çıkarıyordu. Sanki Kerkük’ü Kürdistan dışında görüyordu. Şimdi birden ne oldu? Tekil bir olay mı, yoksa tüm Kürt partilerinin planlı ortak eylemi midir? Sonra geri adım atmasınlar?
Kerkük, Bağdat’ın anayasa oyunu kapsamında görülmemelidir. Kerkük, Kürdistan’dır. Kürtler bunu haykırmaya cesaret edemiyorlardı.
Etnik ve dini azınlıklar için hiçbir sorun yoktur. Güney Kürdistan Anayasası, bölgenin en uygar anayasasıdır. Tüm azınlık dilleri, resmi dillerdir. Tüm dinler özgürdür ve resmi koruma altıntadırlar. Toplumsal ve siyasal örgütlenme serbesttir.
Kerküklüler, doğru olanı yaptınız. Dışardan zırlayanlara bakmayınız. Kürt halkı arkanızdadır. Yola devam.
(Yazılar, yazarların görüşlerini yansıtmaktadır. Rûdaw Medya Grubu'nun kurumsal bakış açısıyla örtüşebilir ya da örtüşmeyebilir.)


