Kürdistan’ın Araplaştırılması devam ediyor. Araplaştırma sürecine dahil olan yer, Süleymaniye’nin Giwêje Dağı etekleri oldu. Söylenenlere göre, Giwêje Dağı eteklerindeki Chavi Land’ın 10 ziyaretçisinden en az 7’si Arap!
Öyle ki Araplar’ın dili, “Kürtler bu kenti bozmuş” demeye kadar varmış. Durum böyle devam ederse, Chavi Land 140. Madde’nin bir parçası olacak ve Kürdistan’a katılması için ulusal bir ittifak gerekecek!
Yukarda anlatılan konu, Süleymaniyeli gençlerin gündemi olmuş durumda; bazıları şakayla, bazıları dalgayla dile getiriyor. Araplar’ın Kürdistan’a gelişi eski bir konu. Şimdiye kadar onlarca makale yazıldı bu konuda. Bu konuyu tekrar açacak değilim. Fakat kafama takılan iki soru var ki şimdiye kadar bunların cevabını arıyorum.
Birinci soru: 140. Madde “tartışmalı bölgeler” olarak adlandırılan bölgelerin normalleştirilmesi sürecinin ilk adımı değil mi? Yani oralarda olağandışı bir durum var ve bunların normalleştirilmesi gerekiyor. Olağandışı durum, Araplar’ın Kürdistan’ın bu bölgelerine yerleştirilmesi. Peki, Araplar’ın Süleymaniye, Duhok ve Erbil’e yerleştirilmesi aynı şekilde gelecekte bu sorunu ortaya çıkarmaz mı? Gelenler Arap mı değil acaba? Ya da Süleymaniye, Duhok ve Erbil Kürdistan’ın birer parçası mı değiller?
Aydınlarımızın, Araplar’ın Kürdistan’a yerleştirilmesindeki argümanlarından biri de, gelenlerin ekonomiye katkıda bulunuyor olmaları. Bu çok doğru ve güçlü bir argüman fakat müsaadenizle bu noktada bir sorum olacak:
Ekonomiyi güçlendirmede Araplar’a bel bağladık diyelim, peki Araplar gidince ne olacak? Ya da gitmeye niyetleri yok mu?! Bu, Araplar’ın gitmeyeceğine kanaat getirdiğiniz anlamına geliyor ki Kürdistan’ın demografisinde bir unsur olacaklar!
İkinci soru: Daha hiçbir şey gerçekleşmeden, neden ikinci sınıf vatandaş olduk? Neden kentlerimizi bozmakla suçlanıyoruz? Neden Araplar daha iyi yerlerde yaşıyor ve en lüks otomobillere sahipler? Neden bizim yemek yiyemediğimiz pahalı restaurantlarda yemek yiyorlar? Kısacası neden Kürdistan’da biz değil de Araplar evsahibi gibi görünüyor?
Acaba bunun sebebi Saddam’ın devrilmesinden sonra bile yakamızdan düşmeyen aşağılık kompleksi mi? Bizim aşağılık kompleksimiz ve Araplar’ın kendini üstün görmesi! Geçmişte Bağdat’ta bize ettikleri hakaretleri şimdi evimize taşımışlar ve biz de sessizce Allah’ın emriymiş gibi buna razı olmuşuz!
Bu sorun, Saddam’ın bu ülke üzerine nakşettiği yaşama bir kapı aralıyor. Irak’ın Firavun’u, döneminde tutuklama, öldürme ve soykırım dışında başka şeyler de yaptı ve bir miras olarak ardında bıraktı.
Doğru Saddam öldü fakat onun Iraklı’nın içinde yeşerttiği “Saddamlar” yaşıyor. Baas kültürü yaşamın her alanında halen iktidarda duruyor. Kokutulan ve sindirilen toplumun ruh hali sürüyor. Saddam’ın her Iraklı sakinin içine saldığı korku psikozu da yerli yerinde.
Saddam’ın öldüğünü ve Araplar’ın Kürdistan’a şimdiki gelişlerinin farklı olduğunu, Kerkük’ün Saddam tarafından Araplaştırılması sürecinin 70’lerde, 80’lerde kaldığını söyleyenler için de bir cevap:
Arap kişin, Baas kültürünün korkutulmuş sınıfını temsil ettiğinden haberi olmayabilir. Biz de şimdi, ülkemizde, bayrağımızın altında korkutulmuş vatandaş olduğumuzdan ve aşağılık kompleksiyle hareket ettiğimizden bihaber olabiliriz.
Peki bir millet olarak ne yapmamız gerekirdi? Eğer ki gerçekten ulusal duygularımız ekonomik çıkarlarımızın önünde olsaydı, Araplar’ı boykot edip, onlara ev ve dükkan kiralamamız, satmamamız gerekirdi. Araplar turist gibi gelseydi baş göz üstüne otellerimizde ağırlardık. Ancak onları kendi elimizle, evimizde ev sahibi yapmamalıyız.
Henüz “Bor’un pazarı” geçmiş değil! Milletimiz, Araplar’ın saldırısına karşısındaki tutumunu değiştirmeli. Aynı şekilde iktidarımız da bu saldırılardan yola çıkarak siyasetini düzeltmeli. Eğer böyle yapmazsak, yarın “Chavi Land’ın Kürdistan’a dönmesi isteniyor” şakası gerçek bir soruna dönüşür ve kalkıp içten bir şekilde, “Kürdistan, Kürdistan’a dönsün!” diye bağırmak zorunda kalabiliriz.



