Bir kesim, Mesud Barzani’nin Kürdistan Bölgesi Başkanı olarak görevinin başında kalması gerektiğini zira Kürdistan Bölgesi’nin refahı, huzuru ve emniyetinin bu sayede sağlandığını söylüyor.
Sözkonusu düşünceyi haklı ve gerçekçi bulmuyorum. Başka bir açıdan, Mesud Barzani’nin görevinde kalmasını istemeyen güçler, herhalükârda bölgede huzur ve emniyetin oluşmasına müsaade etmeyecektir.
Bu düşüncenin ise sadece tek bir fikri baz aldığını, Barzani’nin görevde kalmasına sessiz kalan ABD, İran ve Türkiye’nin tercihi olduğunu söyleyebiliriz.
Sorulması gereken soru şu: Mesud Barzani’nin diğer düşmanları görevde kalmasını kabul etmezlerse o zaman ne olacak?
Başkan Barzani’nin görevinde kalması, huzur ve emniyetin bozulmasına neden olmayacak mı?
Goran Hareketi’nin, Barzani’nin görevinin sürmesini istemediği aşikâr. Ancak bu kadar sessiz kalmalarının nedeni, belki de yaşanan siyasi çatışmalardan Kürdistan Bölgesi’nin huzurunun daha fazla bozulmasını istememeleridir.
Ancak kamuoyunun büyük bölümünde Mesud Barzani’nin görevini sürdürmesinin, ülkedeki huzur ve emniyeti koruyacağı inancı var.
Bir ülkenin huzur ve emniyetinin tek bir kişiye bağlanması büyük bir hatadır, yanlış bir algıdır. Bu tür algılar, ülkeyi daha büyük bir riske atar, daha büyük sorunlarla karşılaşmasına neden olur.
Tahran da Washington da yukarıda belirttiğimiz fikirde. Zira onlar bu ülkeye ve siyasi sistemine tam olarak hakim değiller. Onlar, Ortadoğu’da farklı bir kargaşanın yaşanmasını istemedikleri için bunu savunuyorlar. Malum, Suriye’deki savaş doruğa çıkmış durumda.
Bu nedenle sözkonusu ülkeler için, Kürdistan Bölgesi’nin huzuru önemli. Konu Barzani’nin görevde kalıp kalmaması ya da demokrasiyle ilgili değil.
Ancak millet olarak kendimize, “Bizim için önemli olan nedir?” sorusunu sormamız gerekiyor.
Ne olduğumuzu ve ne istediğimizi çok iyi bilmemiz gerekiyor. Mesud Barzani’nin görevini sürdürmesi, demokrasinin esaslarından daha mı önemli? Bizler için ülkenin temel amaçlarının ve hükümlerinin daha önemli olması gerekiyor.
Ankara, Tahran ve diğer ülkeler Kürdistan Bölgesi’nde herhangi bir yönetim değişikliği yaşanmasını istemiyor. Zira ulusal bir devlette yönetimin değişmesi, o ülkenin modern ve demokratik olduğunu gösterir.
Suudi Arabistan ve Birleşik Arap Emirlikleri, Mısır’ı kabul etmedikleri gibi, Kürtler’in de bir millet olarak onlardan daha gelişmiş bir durumda olmasını istemiyor.
Türkiye de aynı şekilde Kürdistan Bölgesi’nin demokratik ve güçlü bir ulus devlet olmasını istemiyor.
Mesud Barzani’nin güçlü olması onların daha çok işine yarıyor. Zira istedikleri zaman onu düşürebilirler. Ancak bizler için idari sistemlerin, güçler ayrılığının ve demokrasinin varlığı daha önemli. Çünkü o zaman şahıslara endeksli bir siyaset yaşanmayacaktır.
Sorun; demokrasinin tüm mekanizmasının otomatik olarak tek bir şahsa verilmesi ve buna da başkan denilmesi.
Doğrudan demokrasinin uygulandığı her ülkede huzur ve güvenlik kendiliğinden gelişiyor. Özellikle büyük bir güce sahip olan ülkelerde.
Başkan da bunları yerine getiremeyince, Arap ülkelerinde yaşanan "Arap Baharı"ndaki gibi gerçekçi olmayan bir istikrardan, gerçek bir istikrarsızlığa doğru gidiliyor.
Yazılar, yazarların görüşlerini yansıtmaktadır. Rûdaw Medya Grubu'nun kurumsal bakış açısıyla örtüşebilir ya da örtüşmeyebilir.)



