Cemil Bayık’tan Haydar Şeşo’ya

KCK Eşbaşkanı Cemil Bayık, bir Alman televizyonu vasıtasıyla 1990’lardaki PKK eylemlerinden dolayı Almanya’dan özür diledi. Hemen şunu ekleyeyim; Alman hükümeti, ülkesindeki PKK eylemlerini gerekçe yaparak, 1993 yılında PKK’yi” terör örgütü” ilan etmiş ve yasaklamıştı. Almanya’nın bu kararı sonraki yıllarda çoğu Avrupa Birliği ülkesi tarafından tekrarlanacaktı.

 

O zamandan beri bu yasak nedeniyle çok sayıda Kürt cezaevine girmiş, büyük maddi kayba uğramış ve Kürt ulusal davası ciddi zarar görmüştür. Yasaklama sorununda anahtar ülke Almanya’dır. Bu nedenle Bayık’ın mesajı yerindedir.

 

Neden bugün?

 

Öcalan da yasağın kaldırılması için girişimlerde bulunmuş, ama sonuç alamamıştı. 1998-1999’da Avrupa’nın Öcalan’a sığınma hakkı vermemesinde, PKK üzerindeki yasağın ve terör damgasının rolü büyüktür. Aradan yıllar geçti, çok şey değişti:


Türkiye’de AKP iktidar oldu ve izlediği tepkici ve dini muhafazakar tutum, başta Almanya olmak üzere AB ülkelerini fazlasıyla rahatsız etti ve etmektedir.


DAIŞ belası ortaya çıktı. Kürtlerin ve tabi ki PKK’nin rolü öne çıktı. Uluslararası alanda Kürtler ve politik güçleri için ciddi bir sempati oluştu. Zaten yasak kararına rağmen, PKK Avrupa’da gücünü hep korudu. PKK’ye karşı izlenen politikayı, “light terörizm” ya da “ayrıcalıklı terörizm” olarak isimlendirebiliriz. Diyeceksiniz ki PKK yasağının ne anlamı kalmış ki, bir haksızlıktır, giderilmesi gerekir. Öyle, ama neden giderilmiyor?

 

PKK yasağının üç nedeni

 

1- Türk devleti: Türkiye NATO üyesidir ve AB’nin ekonomik ve siyasi ortağıdır. Almanya, Türkiye ile özel ilişkilere sahiptir. Türkiye onlardan sürekli PKK yasağını istiyordu. Bugün de Türkiye faktörü olayda önemli etki sahibidir.


2- Almanya’nın iç çıkarları: Almanya’da milyonlarca Türk yaşıyor. Kürtlerin sayısı da sürekli artıyor. Kürdistan’daki olaylar her Avrupa ülkesinden çok önce bu ülkede etkisini gösteriyor. PKK ise, Alman toplumunun hassasiyetlerini dikkate almadı, demokratik olanakları suistimal etti, yanlışlarıyla yasak avcılarına fazlasıyla gerekçe ve bahane sundu denilebilir.


3- PKK cinayetleri: PKK diğer örgütlerden ama daha çok kendi içinde çok sayıda kişiyi katletti. Kurbanlar iki taraflı çatışmalarda değil, ama ideolojik ve siyasi saplantıların ürünü tek taraflı saldırılarda hayatlarını kaybettiler. İlginci, Alman mahkemeleri katilleri yargılamaya çalıştı ya da yasak kararı için gerekçe yaptı.

 

PKK “terör” damgasından kurtulacak mıdır?

 

Almanya için belirleyici olan iç çıkarlarıdır. O, Türkiye’de Kürt hareketinden çok, rejime muhalif bir Türkiye hareketini tercih etmektedir. Türk iktidarıyla çelişkileri daha derinleşebilir. Belki o zaman kararlarını gözden geçirebilirler. Ne olursa olsun, mevcut şartlarda PKK’nin hareket alanı genişleyecektir. Fakat resmiyette, PYD ve HDP gibi türevleriyle ilişki tercih edilecektir.


Peki ya o kurbanlar? Yabancılardan kolay özür diliyor, boynumuzu büküyoruz. Peki kendi insanlarımıza karşı neden öyle kaba, şiddete başvurucu ve saygısızız? Neden Kürtlerden özür dilemeyi kendimize hakaret sayıyoruz?

 

Haydar Şeşo olayı

 

Onu tanımıyordum. Son olay vesilesiyle öğrendim ki başından beri savaşçılarıyla Şengal bölgesinde kalıyor. O kutsal direnişte kimin alınteri varsa, o her türlü saygı ve övgüyü hak ediyor.


Facebook’ta Şeşo’nun bir videosunu izledim. O ve komutanlığını yaptığı Şengal Savunma Güçleri, Şii milislerle aynı statüye girmişlerdi, tabii Bağdat hükümetinden karşılığını alarak. Şeşo o statü hakkında konuşuyor, ısrarla “biz”, “Hêwler” ve “Bağdat” deyimlerini kullanıyordu.


Beynimden vurulmuşa döndüm. Kürt hükümetinin ihmalkarlığından mı, çaresizlikten mi, yoksa tepkiden mi kaynaklanıyordu? Neden ne olursa olsun, o sözler bir Kürt savaşçısına hiç yakışmıyordu.


Neler oluyor? Haydar Şeşo, YNK yönetiminde yer alıyor. Askeri birliği YNK birliği sayılır, haliyle peşmergenin de bir birliği sayılır. Bu ve Şengal’deki bilinen diğer iç rekabetler gözönüne alınınca, Haydar Şeşo’nun tutumu sanki bir planın ürünü.


Biz Kürtler, Şii milisler hakkında büyük kuşku sahibiyiz ve korkumuz da var. Yarın başımıza bela olabilirler. O zaman insan nasıl bu kadar mantıksız olabiliyor ve bu milis bağlantıların içine giriyor? İster istemez insanı düşündürüyor; Kürt partileri arasındaki çelişkiler o kadar derin midir ki birbirine karşı yarınki düşmanlarıyla ittifaklara girebiliyorlar?

 

Bitmeyen sorular

 

KDP diyor ki Şeşo mahkeme kararıyla gözaltına alınmış, YNK ise parti (KDP) kararıyla diyor. Hangisi doğrudur? Neden kararlara hemen “parti kararı” damgasını yapıştırıyorlar? Nerede kaldı ortak hükümet ve kurumlarının kararları?


Şengal Kürdistan toprağıdır. Şengal’in sorunu Kürdistan sorunudur. Güney hükümetinin görevi o toprağa sahip çıkmaktır. Yönetimin başıboş güçleri disiplin altına alma hakkı vardır. Umarız olayımız bu çerçevededir. Dileriz ki diğer başına buyruk güçler de “kardeşçe yöntemlerle” disiplin altına alınır.


Madem ki Şengal’de Şii milisler yasaktır, neden Kerkük’te değil? Biliyoruz ki oradaki Kürt yetkililer, resmi bir şekilde onları karşılıyorlar. Şii milislerin Süleymaniye havaalanını evleri gibi kullandıklarına dair haberler var. Madem ki durum bu, gücümüz sadece Haydar Şeşo’ya mı yetiyor? YNK yöneticileri, Şii milislerin Kürt yönetiminin onayı ve ortak anlaşma neticesinde Kürdistan toprağında olduklarını söylüyorlar. Doğru mudur? Doğruysa, neden farklı iki davranış?


Diyelim ki Güney hükümeti Şeşo’yu haklı olarak tuttu. Peki neden Şengal utancında parmağı olanlar tutuklanmıyor? İnsanın kuşkulara dalması için demek ki nedenler hiç de az değil.


Sadece Ezidiler değil, çoğunluğumuz çelişkili karar ve tutumlardan ciddi ölçüde rahatsızız. Partilerimiz son felaketlerden yeterli ders almamış gözüküyor. Haydar Şeşo olayı benzeri suiistimallerin önüne geçmek için Güney yönetiminin, özellikle de KDP’nin, Ezidilere yönelik dini önyargılarla ciddi mücadele etmesi ve Ezidi inisiyatifi önündeki engelleri kaldırması gerekir. Maalesef halen parti ve bölgesel zihniyetin egemen olduğu görülüyor. Halen parti yarışçılığı, ortak dava yarışçılığından önde gidiyor. Büyük utanç!

 

(Yazılar, yazarların görüşlerini yansıtmaktadır. Rûdaw Medya Grubu'nun kurumsal bakış açısıyla örtüşebilir ya da örtüşmeyebilir.)