Dersimli sanatçı Doğan Çelik Newroz etkinliklerine sitem etti: Zaza sanatçılara yer verilmemesi büyük eksiklik

31-03-2025
Rûdaw
Etiketler Doğan Çelik Kırmancki Zazaca Newroz Dersim
A+ A-

Dersimli sanatçı Doğan Çelik, Newroz kutlamalarında Kırmanc-Zaza sanatçılara yer verilmemesine sitem etti. Doğan Çelik soykırıma uğrayan bir halkın sanatçılarının etkinliklere çıkarılmamasını eleştirdi, daha fazla duyarlılık çağrısı yaptı.

Newroz kutlamaları her yıl olduğu gibi bu yıl da büyük bir coşku ve dayanışma ruhuyla gerçekleşti. Newroz kutlamalarında bu yıl Kırmanc-Zaza sanatçıların etkinliklerde yeterince yer bulamaması çeşitli eleştirilere neden oldu. Kürt kültürel kimliğinin önemli bir parçası olan Kimanci-Zazaki müzik ve sanat, Newroz sahnelerinde yeterince temsil edilmediği düşünülüyor.

Newroz'da Kırmanc-Zaza sanatçılara yer verilmemesi eleştirisinin sahibi ise Dersimli sanatçı Doğan Çelik oldu.

Rûdaw'ın sorularını yanıtlayan Çelik, Kirmanc-Zaza sanatçılara yer verilmemesini, Kürt halkının kültürel çeşitliliğine karşı bir eksiklik olarak değerlendirdi.

Dersim'in Çemişkezek ilçesine bağlı Eynik köyünde doğan, 90'lı yıllardan bu yana müzik çalışmalarını sürdüren ve Zazaki/Kırmancki dilinde eserler üreten Doğan Çelik, kaybolan bir dilin ve kültürün yaşatılması için verdiği mücadeleyi anlatırken, Newroz etkinliklerinde ve  festivallerde Zazaki/Kırmancki sanatçılarına yeterince yer verilmemesine isyan ediyor.

Doğan Çelik, bu yılki Newroz kutlamalarına bakıldığında Dersim, Diyarbakır Bingöl, Varto, Karakoçan ve Urfa gibi Kirmanc-Zazaların yoğunlukta yaşadığı önemli merkezlerde Kırmanc/Zaza sanatçıların sahne almamış olmasını, kültürel çeşitliliğin temsili açısından önemli bir eksiklik olarak değerlendiriyor.

Çelik, "Newroz sadece bir kutlama değil, aynı zamanda Kürt halkının kültürel mozaiğini ve birliğini simgeliyor. Zazaca, bu mozaikte önemli bir yer tutuyor ve bu yılki kutlamalarda Zaza sanatçılara yer verilmemesi, bu çeşitliliği yok saymak anlamına geliyor" diyor

Doğan Çelik, Zazacanın Kürt kültürünün bir parçası olduğunu vurgularken, Kürt halkının tüm kimliklerinin ve lehçelerinin Newroz kutlamalarına eşit şekilde dahil edilmesi gerektiğine dikkat çekiyor.

Çelik, "Kürt halkının tüm renklerinin, seslerinin ve kimliklerinin bu kutlamalarda yer bulması gerekiyor. Bu, sadece bir etnik grup ya da dilin öne çıkarılmasıyla olmaz. Tüm Kürt kimliklerinin onurlandırıldığı bir Newroz, gerçek anlamda özgürlüğün ve birliğin simgesi olur" şeklinde sitemini dile getiriyor.

Rûdaw: Bize biraz kendinizden ve ailenizden bahseder misiniz?

Doğan Çelik: Dersim, Çemişkezek, Eynik köyünde, 1974'te doğdum. Rençber, köylü bir ailenin evladıyım. En küçük evlatlarından biriyim. Dedem güzel kılam (Türkü-kilam) söylüyordu. 38 soykırım evlatlarıydı, hepsi. Baba hem tembur çalan hem deyiş yazan hem de söyleyen bir rençperdi. Çok nezaketli ve kültürlü bir insandı. Anne kendi halinde yaşayan bir hikaye olarak her biri başka bir dünyaydı. O toprakların dağı taşı hepsi soykırım yaşadı. Bu bizim gerçeğimizdir. Biz bu dağların evlatlarıyız. Bu acıların evlatlarıyız yani.

Rûdaw: Köyden İstanbul'a nasıl geldiniz?

Doğan Çelik: 1980'lerde, 80'lerin ortalarında ilkokuldan sonra gerek politik gerek o süreçlerden ötürü biz de, ben de köyden yollandım İstanbul'a. Büyüklerim hep İstanbul'daydı, Beyoğlu civarlarında falan. Buralarda büyüdük, buralarda yaşadık. Çeşitli mesleklerde bulunduk, spordur, eğitimdir falan. Derken hayatımızı sürdürdük.

Rûdaw: Dersimli bir ailede büyüdünüz. Ailenizin kültürel ve inanç yapısından bahseder misiniz?

Doğan Çelik: Rahmetli baba, dede Aleviliğine, Kürt Aleviliğine, Kırmanç Aleviliğine çok bağlıydılar. Yol giden baba-oğuldu, anne de öyleydi. Baba sürgün, dede sürgün, anne sürgün. Muğla, Denizli, Konya. Böyle parçalanmış Dersimli bir ailenin evladıyız. Haliyle bugün geldiğimiz nokta aslında o dönemin bize verdiği acıları, felsefesi, edebiyatı ve bunun bedel ödeyenleri, bunun yol yordamının hakikatini gidenler sayesinde biz bugüne kadar hayatımızı şekillendirdik, yönlendirdik. Tarihe karşı, halkımıza karşı, değerlerimize karşı onur kırıcı ne bir söylem ne de bir eylemde bulunduk. Demokratik yapıların hakikati tarafında durduk.

Rûdaw: Ailenizin size bıraktığı kültürel miras nedir? Sizi, sanatınızı nasıl etkiledi?

Doğan Çelik: Babam bir bilgeydi diyebilirim. Yani Kurmanciyi, Türkçeyi çok güzel konuşan, Fransız lügatı gibi konuşan bir insandı. Yakın köylerimiz Şavak köylerinden, Doğan, Sinsor'u bu köylerden de Sevgili Aynur Doğan'ın köyü. Onlar da Kurmanci konuşur. Kirvelik, akrabalık, yaylacılık ilişkileri vardı. Babam onlardan da Kurmanciyi öğrenmişti ve çok güzel konuşuyorlardı.

Babam da ara ara işte aile İstanbul'a yanımıza gelirdi. Babamla sık sık muhabbet ederdik. Tarihtir, topraktır, şudur, budur, insandır, inançtır. Böyle konuşuyorduk, muhabbet ediyorduk. Babam çünkü kitap okuyordu. Bir şeyler yazardı, besteler yapıyordu, söz yazıyordu böyle.

Sonra çıkar muhabbet ederdik. Yoldan yürürdük. İşte Aksaray'a geliyorduk. Mesela Aksaray'ın tarihini anlatırdı. Hangi camiyi kim yapmış? Hangi kaleyi kim yapmış? Hangi bilmem neyi kim yapmış? Hangi mimari yapmış? Bunları anlatıyordu. Biz bilmeyiz böyle şeyler bilmezdik yani. Ama müthiş bir matematik Türkçesi tarihi çok iyiydi. Din konusunda çok çok iyiydi. Bilgeydi böyle.

İstanbul Üniversitesi'ne kadar yürüdük önündeki durduk İstanbul Üniversitesi'nin mimarini anlattı. Öğrenciler etrafında toplandı. Üniversite öğrencilerinin hepsi şok içindi. Yani köyden gelen bir amca, yaşlı bir amca, palabıyık, şalvar, şepik, şapka böyle... Nasıl olabilir? Tarihte, matematikte, İstanbul'un mimarisini anlatıyor. İşte hangi mimar yapmış bunu, ne yapmış? Böyle hepsini tarih, tarih söyledi bunlara. Ben de tabii bu ara bir kültür evrimi yaşıyorum o an. Yani resmen böyle kültür şoku yaşıyorum.

Doğan Çelik

Öyleydiler. Yaşamları böyleydi. Yani soykırım yaşamışlardı ama müthiş erdemleri vardı. Müthiş bir vicdanları vardı. Müthiş bir hakikatleri vardı.

Babam Kur'an-ı Kerim de okuyordu o bölgede. Ama kimseyi zorlamazdı. Biliyordu onu. Arapçayı okumayı öğrenmişti yani. Böyle bir şeydi. Enteresan. Ama kendi babası vefat edince başına diz çöküp tambur çalıyor. Saatlerce tambur çalarak babasını defnediyor. Alevilikte Raa Hak’ta  bu var. Yani köydeki cenazelerini Kur'an okuyup kaldıran insan ama kendi babasını tamburla yolluyor. Dehşet bir şey dehşet. O an özüne dönüyor yani. Gizlenmişlik, soykırım, tehditler böyle şekilde insanlar kendine ona göre bir yöntem geliştirip halen de saklanmıştır.

Annem de şalvarlı ve puşili bir kadın. Annemle hiç Türkçe konuşmazdık. Hep Zazaki konuşurduk. Çok da güzel konuşurduk. Biraz asil bir duruşu vardı böyle. Muhabbeti çok güzeldi. Bir gün Şener Şen'in filmi 'Eşkıya' yeni çıkmış. Televizyonlar reklamını veriyor. 'Doğan mi bere sinema ez no film serkena' (Doğan beni sinemaya götür bu filmi izleyeceğim). Efendim anne dedim. Bu filmi izleyelim. Annemi ve teyzemi aldım, Bakırköy'e sinemaya gittik. Şener Şen'i izliyoruz. Ama oradaki sinemaseverler filmi bırakıp hepsi annemi izlemeye başladı. Sinemanın merdivenlerinden iniyoruz, birdenbire soluksuz bir duruş oldu kitlede. Nereden baksan 150-200 insan var film izlemeye gelmişler. Çünkü annem puşili. 90'lı yıllardan bahsediyorum. Annem puşili. Dersim puşisi, böyle şalvar, üzerinde yeleği.

Annemin bu anlayışı, bu eylemi yıllar sonra bende büyük bir çığır açtı. Sanatsal bir çığır açtı. Biz sinemaya gitmiyorduk. Aklımızdan geçmezdi kolay kolay. Ama öyle bir eylemde bulundu bize. Bu da zamanla bizi çok iyi geliştirdi.

İstanbul sokaklarından da en çok Ozan Serdar açardım. Belki saatlerce ağlardım yani. Dağım, taşım, tüm özlemlerim Ozan Serdar'da giderirdim. Peşinden Şivan'ı açardım. Şivan Perwer’i, sonra Şehribana Kurdi’yi dinlerdim. Hüseyin Doğanay'ı dinlerdik. Bu şekil. Yani o özlemlerimizi, o hakikatimizi öyle yaşadık. İstanbul'un karanlık sokaklarında o ruha ait kaldık yani.

Rûdaw: Müzik kariyeriniz nasıl başladı?

Doğan Çelik: 90'lıların ortalarında köy yakınları, boşalmaları, köylülerimizin, akrabalarımızın İstanbulları, Ankara'ya şeyleri göç etmesiyle birlikte odaklanma sorunu yaşayan bir toplumduk. Halen de bu dille ilgili biz çok ciddi bir şekilde müzik yapmaya başladık. Kitleler nerdeyse biz oradaydık. Eylemlerdeyse oradaydık. Söylemlerdeyse oradaydık.

Derken sokaklarda şarkılarımızı, kılamlarımızı söylemeye başladık. Kurmanci ve Kırmancki olarak. Civan Haco'dan, Şivan Perwer'den, Hüseyin Doğanay'dan, Ozan Serdar'dan ve Metin Kemal kardeşlerden Mahsuni Şerif’ten böyle güzel kılamlar söylüyoruz. Tabii o dönemin sıkıntılarını da yaşıyoruz ayrıca. Çevremizde hissediyoruz üzerimizdeki mobbingi, gelişen süreci takip ediyoruz. Halen de kolay değildi.

Sonra müziğe atıldım. Aniden böyle. Hep içimdeki bir hevesti. Ailede vardı müzik tabii. Gitarı geliştirdim. Sonra gitarı geliştirdikten sonra Kırmancki ve Kurmanci müzikler yaptım. Kılamlar söylemeye başladım. Grubumu kurdum o dönem. Birçok kafe ve kültürel etkinliklerde Kırmancki ve Kurmanci olmak üzere müzik yaptım. Özellikle esas merkezim buydu. 90'lı yılların ortalarında.

 
undefined

Rûdaw: İlk eseriniz ne zaman çıktı? Hikayesinden bize biraz bahseder misiniz?

Doğan Çelik: 2000'lere doğru ben kendi eserlerimi yazmaya başladım. İlk yazdığım eser Xirabo’dur. Xirabo’da öze dönüş inancı merkeze aldım. Dersim inancını, Aleviliğini merkeze aldım. Genelde benim kılamlarımda inanç merkezli temalar vardır. Hepsinin ayrı hikayesi vardır. Yani tesadüf oluşmuş eserler de değil. Toplamda iki albüm çıkardım Kalan Müzikten. Zazaki eserinden biri Kurmanci çevirip onu öyle okudum. Sonra 1905'lerde İran'da 35 Kürt genç kızının trajik hikayesi olan “Le Yari” kılamını düzenledim. Onu okudum. O çıktı single olarak. Yani halen de dilim için, kültürüm için, varlığım için, ailem için, ruhum için, bu toprakların değerleri için neyse başıma düşen kendi adıma bunu yerine getirmeye, nezaketli bir şekilde yerine getirmeye çalıştım. Ve hala o gayretteyim.

Aslında yazdığımız hikayelerin birçoğu hayata geçmiştir. 1980'lerde çok kıymetli değerimiz Firik Dede. 1980'lerde oğlu Behzat Firik yakılır. Ben bu eseri Behzat’ın katledilişinden 30 yıl sonra yazdım. Ve Ovacık'ta Behzat Firik Kültür Merkezi kuruldu. Bu çok kıymetli, çok onur verici. Bezat Firik çocuk korusu kuruldu. Bu çok kıymetli, çok onur verici. Yani hafızalaştırmamızın tarihe verdiği bir cevaptır. Dolayısıyla da bu ruha ait, bu toprağa ait tekrar dilimizi, kültürümüzü yaşatmak adına biz bunları yazdık.

Rûdaw: Müzikal anlamda yaptığınız yenilikler var mı?

Doğan Çelik: Ayrıca yaptığım bir enstrüman var. Zazaki ismi Vengdem sesdem. Kendi tasarımım, onu yaptım. Bu da müzik literatürüne, kendi ismi ile dünya müzik alanına bir enstrüman giriyor. Bunun da kendi tasarım yapmakla birlikte tonlamalarını kendime has olarak geliştirdiğim bir teknik. Emeğimiz bu şekil, çalışmalarımız da bu şekildir. Dünya Müzik Global Radyoları bizim şarkılarımızı çalıyorlar. Haberimiz var yani çaldığından.

Rûdaw: Newroz kutlamalarında Zaza/Kırmanc sanatçılara yer verilmemesini sosyal medya hesabınızdan eleştirmiştiniz. Bu konuda ne söylemek istersiniz?

Doğan Çelik: Zaza sanatçılara yer verilmemesini, Kürt halkının kültürel çeşitliliğine karşı bir eksiklik olarak değerlendiriyorum. Newroz, sadece bir kutlama değil, aynı zamanda Kürt halkının kültürel mozaiğini ve birliğini simgeliyor. Zazaca, bu mozaikte önemli bir yer tutuyor ve bu yılki kutlamalarda Zaza sanatçılara yer verilmemesi, bu çeşitliliği yok saymak anlamına geliyor.

Zazacanın Kürt kültürünün bir parçası olduğunu vurgularken, Kürt halkının tüm kimliklerinin ve lehçelerinin Newroz kutlamalarına eşit şekilde dahil edilmesi gerektiğine dikkat çekiyorum. Kürt halkının tüm renklerinin, seslerinin ve kimliklerinin bu kutlamalarda yer bulması gerekiyor. Bu, sadece bir etnik grup ya da dilin öne çıkarılmasıyla olmaz. Tüm Kürt kimliklerinin onurlandırıldığı bir Newroz, gerçek anlamda özgürlüğün ve birliğin simgesi olur.

Koreli müzisyenler çıkıyor, Fransız müzisyen çıkıyor, Almanya'dan müzisyenler çıkıyor. Bunlara yer veriliyor. Üstelik bunların albümleri yok, çalışmaları yok, müzikal çalışmaları yok bahsettiğim. Yani anonim veya birkaç Kurmanci okumuşlardı ve çıkarılır oralara. Ama söz konusu biz olunca çıkarılmıyoruz.

Rûdaw: Newroz etkinlikleri düzenlenirken sizlerin de görünmesini istiyorsunuz. Bu konuda Newroz etkinliklerini düzenleyenlere çağrınız nedir?

Doğan Çelik: Newroz komitelerinin daha kapsayıcı bir yaklaşım benimsemesi gerektiğini belirtiyorum. Gelecek yıllarda Zaza müziğine ve sanatına daha fazla yer verilmesi, Kürt halkının kültürel çeşitliliğini güçlendirecek ve birliğimizi daha da pekiştirecektir. Zaza sanatçılarının etkinliklerde daha fazla yer bulması gerektiği çağrısını yaparak, eksikliğin giderilmesi için adım atılması gerektiğini vurguluyorum.

Halilende artık kaybolan bir dil ve lehçe diyelim. Sonuçta Zazaki kayboluyor. Kurmanci dillerinin hepsi çok güzel. Sorani, Lorani, Hawrami, Gorani, Dımili, Kırdaski. Hepsi birbirinden güzel. Hepsi bu ailenin bir parçasıdır. Ama Kırmancki, Zazaki kayboluyor.

Bu sürekli tartışılıyor, söyleniyor. Peki biz bu alanda yaklaşık söz müzik yazarlığı yapan belki 9-10 kişiyiz. Yani profesyonel olarak albüm çıkarıp da bunu albüme yansıtan belki 9-10 kişiyiz sanırım. Ve 10-12-13 kişiyiz. Fakat bunların kaç tanesi bu festivallere, Newrozlara, demokratik kurumların ekinliklere davet edildi?

Yani bizler hepimiz soykırım evlatlarıyız. Kürdistan evlatlarının hepsi soykırıma uğramıştır. Aleviler soykırıma uğramıştır. Ezidiler soykırıma uğramıştır. Hepimiz soykırım evlatlarıyız. Dolayısıyla da birçok danışmaya katıldık. Şimdi bizler Sılo Qız'ın, Şakiro'nun, Hüseyin Doğanay'ın devamı olarak yazdığımız eserler, devamı olan torunları olarak bu yola layık olmaya çalışıyoruz. Bu kültüre layık olmaya çalışıyoruz. Ki öyledir de sanırım.

Bu yıldaki yapılan Newrozlardaki listeye bakıyorum. Dersime iki Kurmanci, bir Türkçe eserler okuyan sanatçı arkadaşlarımız konulmuş. Ve bir tane Zazaca/Kırmancki okuyan sanatçı orada yok. Amed'de yok, Bingöl'de yok, Varto'da yok, Karakoçan'da yok, Urfa'da yok. Yani hiçbir yerde Kırmanc/Zaza sanatçı yok. Ve biz 10-15 kişiyiz belki bu alanla ilgili çalışan, çalışma yürütenler ve biz çağrılmıyoruz. Yani buradaki amaç nedir? Bunu artık ben cevabını bulamıyorum. Neden bu arkadaşlarımız bunu bize yapıyor? Bunu anlamış değilim yani.

Yani bizim kılamlarımız dinleniyor, sokaklarda güzel karşılanıyor, ama festivallerde bize yer verilmedi. Yani biz festivallerde, Newrozlarda, kavga, dövüş, tartışmalarla yer bulduk. Emeğimizin karşılığı da verilmedi."

Rûdaw: Son olarak ne söylemek istersiniz?

Doğan Çelik: Umarım bu durumu giderirler, umarım bu sıkıntıya giderler. Yani Zazaki çocuk korusu çıkarılması gerekiyor. Müzik ve tiyatro alanında ne varsa davet edilmesi gerekiyor. Bu alanla kim çalışıyorsa bunun davet edilmesi gerekiyor. Böyle bakmak lazım kültür böyle bir şey.

Düzeltilmesi gerekiyor. Başka da yıpratır hepimizi. Hem toplumumuzu hem inancımızı hem kültürümüzü yıpratır. Hem bizi yıpratır hem kopmalar olur. Yani meselenin özü bundan ibarettir.

Tarihsel sorumluluklarım var. Dille, kültürle ilgili sorumluluklarım var. Bunları söylemek zorundayım. Eğer söyleyip dile getiremezsem bu aynı zamanda geçmişte bedel ödeyenlerin, ozanlarımızın, dedelerimizin, pillerimizin, analarımızın ruhu rahatsız olur. Çünkü onlar bu yüzden bedel ödüler, soykırıma uğradılar. Ben de bugün o bedelin onurun yanında şereflice durmaya çalışıyorum. Yani onur kırıcı toplumun değerlerine karşı bir onur kırıcı bir eylemimiz olmadı. Tam tersi kendi halkımızın, kendi değerlerimizin içindeyiz. Dolayısıyla bu tarihsel sürece karşı benim de bu şerefe layık olmam gerekiyor.

 

Yorumlar

Misafir olarak yorum yazın ya da daha etkili bir deneyim için oturum açın

Yorum yazın

Gerekli
Gerekli