D.BAKIR - Uzmanlar Erbil-Ankara ilişkilerinin geleceğini değerlendirdi

Kürdistan Bölgesi Başkanı Neçirvan Barzani geçtiğimiz günlerde Erbil’de düzenlenen törenle yemin ederek göreve başladı. Neçirvan Barzani’nin başkanlığı döneminde Ankara-Erbil ilişkilerinin seyri nasıl olacak? Erbil’in politikaları bölge ülkelerini nasıl etkiler? konularını Dicle Üniversitesi Öğretim Üyesi ve siyaset bilimi uzmanı Vedat Koçal ve Ankara Politikalar Merkezi Diyarbakır Temsilcisi araştırmacı Nevzat Bingöl’e soruyoruz.

 

Sayın Nevzat Bingöl’e sormak istiyorum. Neçirvan Barzani’nin yemin törenine bölgeden ve dünyanın birçok ülkesinden yaklaşık bin 200 temsilci katıldı. Türkiye’den de en üst düzeyde katılım oldu, Dışişleri Bakanı Mevlüt Çavuşoğlu hazır bulundu. Sizce Ankara-Erbil ilişkileri bundan sonra nasıl gelişecek?

 

Mevlüt Çavuşoğlu’nun yemin töreninde olması Türkiye’nin Kürdistan Bölgesi Hükümetine verdiği önemi gösteriyor. Türkiye daha önce referandum döneminde çok yanlış bir dış politikayla tüm dünyadaki Kürtleri kendine küstürmüştü. Tabi burada İran’ın politikaları etkileyici olmuştu. İran Türkiye’yi öne sürerken kendisi bu politikadan kazançlı çıkmıştı. Bu aşamada Türkiye ile Kürdistan hükümeti arasında bir gerginlik vardı. Hatta Kürdistan halkının da Türkiye Cumhuriyeti Devletine, hükümetine bakışı değişmişti.

 

Bu süreçte bakış değişir mi sizce?

 

Muhtemelen, tabii Sayın Neçirvan Barzani’nin de başkanlığa gelmesiyle birlikte politik değişiklikler olacaktır. Çünkü, Mesud Barzani evet iyi bir lider ve iyi bir komutan ama siyaset başka bir şeydir. Neçirvan Barzani’nin bu anlamda İngiliz ekolünden gelmiş olması, İngiliz ekolüyle siyaset yapması, dış ilişkilere çok açık olması, Türkiye, İran, İngiltere, ABD ve diğer ülkelerle olan ilişkileri nedeniyle bir politik değişikliğe gidecektir. Kürtler artık biraz daha politika yapacaktır.

 

Sayın Vedat Koçal’a sormak istiyorum. Sayın Bingöl politikada değişiklikler olacağını söyledi. Sizce de değişklikler olacak mı? olursa nasıl değişklikler olabilir?

 

Sayın Neçirvan Barzani Kürdistan liderliğinde dördüncü kuşağın üyesi ve her bir liderlik kuşağının denk geldiği tarihsel süreçle, koşullarla doğrudan ilgisi var yönetim biçimlerinin. Şeyh Abdulselam Barzani bir imparatorluk vatandaşıydı ve Osmanlının modernleşmesi sürecine denk gelmişti. Onun liderliği genellikle Osmanlı merkezileşmesine ve modernleşmesine karşı bir isyan liderliği profiliydi. Rahmetli Mele Mustafa Barzani ise ulus-devletler çağına, 20. Yüzyıla denk gelmiş bir liderdi ve Kürt uluslaşmasının askeri ve diplomatik lideri rolünü oynadı. Sayın Mesud Barzani ise Saddam diktatörlüğü dönemine denk geldi ve babasından aldığı ulusal mücadeleyi bir peşmerge komutanı olarak devam ettirerek, ilerletti. Yanlız 2000’li yıllardan sonra ABD işgali ve Saddam diktatörlüğünün devrilmesi ile aynı zamanda bir devlet kurucusu rolünü de üstlenmek durumunda kaldı.

 

Sayın Neçirvan Barzani ve Sayın Mesrur Barzani’nin kişilikleri ise Sayın Bingöl’ün de ifade ettiği gibi daha çok teknokrat yönetici modelini ifade ediyorlar. Onlar kendilerinden önceki liderlik kuşaklarının sahip olduğu karizmatik, askeri, siyasi liderlik pozisyonundan daha çok profesyonel yönetici görünümünü sergiliyorlar. Bu hem hareketlerinde, hem söylemlerinde ve hem de diplomatik ilişkilerinde ve en önemlisi de giyim tarzlarında da kendisini ifade eden bir durum. Dolayısıyla Sayın Neçirvan Barzani’nin başkanlığı döneminde Kürdistan’ın devletleşme sürecinin ilerleyeceğini düşünüyorum. Bu anlamda benim Neçirvan, Mesrur Barzani ve Kubad Talabani’nin temsil ettiği dördüncü kuşağa yüklediğim anlam kurumsallaşmanın ilerlemesi.  

 

Sayın Nevzat Bingöl, Sayın Koçal, Kürdistan’ın kurumsallaşarak, devletleşme sürecine girdiğini ve teknokrat bir şekilde de yürütüldüğüne değindi. Önümüzdeki 4 yılda Erbil’in politikasının Ankara’yı etkileyerek, Kürt sorununun çözümünde de değişiklik olabileceğini düşünüyor musunuz? 

 

Tabii Kürdistan’ın yeni devlet başkanının önümüzdeki süreçte yapabileceği en iyi hizmet diplomasidir. Diplomasi yoluyla devletleşme sürecinde olan Kürdistan Bölgesi’nin Birleşmiş Milletler ve diğer ülkeler nezdinde kabulünü sağlamaktır. Bu anlamda diplomasiyi çok iyi kullanan Neçirvan Barzani’nin büyük hizmetler yapacağına kanaatim tamdır. Türkiye ile de ilişkileri bilen biri olan Neçirvan Barzani, Türkiye’nin hassasiyetini, yapısını ve sinir uçlarını bilen biridir. Dolayısıyla diplomasi de bu ipuçları çok önemlidir ve Türkiye ile de ipuçlarını geliştirerek, Kürdistan devletinin oturabileceği bir 4 yıllık süre olarak görüyorum.

 

Kürt sorununun ılımlı yollarla çözülebileceği konusunda Ankara’yı etkileyebileceğini düşünüyor musunuz?

 

Türkiye ile şu andaki ilişkileri de bunu gösteriyor. Bir takım çevreler belki bunu kınıyabilir, dışlayabilir ancak bir devletin sırlarına hakim olabilmesi bunu dış tehditlerden koruyabilemesinin şartları var. Bu zaman zaman acıtıcı da olabilir. Zaman zaman kendi içinde eleştirilebilir de ama sonuçta devletin oluşumu için önemli unsurlardır. Dolayısıyla Ankara hükümetinin bir takım politika da değişiklikler yaptığını görebiliyoruz. Çünkü Dışişleri Bakanı Mevlüt Çavuşoğlu’nun orada bulunması bu ilişkilerin yeniden düzenlenme istediğinin gösteriyor. Tabii bu ilişkiler Türkiye’de bir takım değişikliklere neden olabilir. Burada da Kürdistan Hükümeti’nin garantörlüğünün olabileceğini düşünüyorum.

 

Sayın Koçal, Sayın Bingöl, Erbil’in yürüteceği siyasetin Türkiye’yi etkileyerek, Ankara’nın daha ılımlı bir siyaset yürütebileceğini söyledi. Türkiye’nin yürüteceği ılımlı siyasetle de barışçıl bir yolun seçileceğini savunuyor. Sizde aynı fikirde misiniz?

 

Kesinlikle aynı biçimde düşünüyorum. Bununla beraber bu değişim sürecinin çok daha önceden başladığını düşünüyorum. Özellikle 2003’te Saddam diktatörlüğünü yıkılmasından sonra Kobani direnişi ve Şengal trajedisi sürecinde Türkiye Cumhuriyeti’nin devlet aklı esasen Ortadoğu’daki Sykes- Picot ve Lozan düzeninin sona erdiğini kabul ettiği fikrindeyim. Her ne kadar iç siyasal rejimde bunun aksi yönde şeyler söylense de “Kürdistan yoktur Türkiye’de, Kürdistan’a gidin!” gibi ifadelerin simgesinde oldu. Ama diplomatik realiteye baktığımız da Sayın Çavuşoğlu’nun yemin törenine katılması örneğinde olduğu gibi Türkiye zaten Kürdistan’ın devletleşmesini kabul etmiş durumdadır. AK Parti’nin siyasetinden çok devlet aklının politkasıdır.

 

Peki Kürt kentlerini nasıl etkileyecek?

 

Neçirvan Barzani’nin PKK konusundaki davranışları belirleyici olacaktır. Bu anlamda bundan daha çok Türkiye Devleti’nin kendi içerisinde Sykes- Picot ve Lozan statükosunun artık sona erdiğini ve sürdürülemez olduğunun kabul süreci olarak sürdürülecektir. Devlet toplum bilincini şekillendirmeye çalışıyor benim gözlemlediğim kadarıyla bu durdurulamaz bir süreçtir Kürdistan’ın devletleştirme sürecidir. Türkiye Devleti’nin de bu sürece uyum sağlayabileceğini düşünüyorum ve karşılıklı iki eşit düzeydeki devlet olarak gelişeceğini düşünüyorum. Bu anlamda da Kürtlerin ağırlıkta olduğu bölgelerde de Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin Kürt sorunundaki muhatabında artık PKK’nin temsil ettiği çizgi ve hareketi değil, doğrudan Kürdistan Devleti olabileceğine dair bir yaklaşımım var.

 

Sayın Nevzad Bingöl, söylediklerinizden anladığımız kadarıyla yeni bir barış süreci gündeme gelecek. Erbil - Ankara ilişkilerinde de yeni bir yumuşama getirecektir. Bu durum Kürt kentlerini de etkileyecektir. Kısa bir yanıtla bu durum yakın veya uzun vade de mi gerçekleşecek?

 

Türkiye’nin kendi iç dinamik ve yapısı içerisinde kısa sürede böyle bir şeyin görülmesi pek mümkün görünmüyor. Zira Türkiye iç siyasetinde İstanbul seçimleri ardından yeni kurulacak partiler,yeniden bir erken genel seçim olacak mı? Bunlar daha çok gündemde olacak. Ancak devlet aklının bu konuda çalışacağını bekliyorum. Orta vadede böyle bir çalışma olabilir. Vedat Bey’in söylediği gibi bu aşamadan sonra zaten ipuçları da bunu gösteriyor. PKK ile yeni bir barış süreci değil, daha çok Kürdistan Hükümeti üzerinden yürüyecek, Kürdistan Hükümeti’nin de Türkiye’deki Kürtleri etkileyebilecek potansiyeli de şu anda mevcut. Dolayısıyla yeni bir sürece girildiğini söyleyebilirim.

 

 

İki konuğumuza da teşekkür ediyoruz.