Haber Merkezi - ABD güçlerinin 30 Eylül itibarıyla Irak'tan tamamen çekilerek yirmi yılı aşkın askeri varlığına son vermesi tarihi bir dönüm noktası olarak değerlendirilirken, Amerikalı iki eski üst düzey diplomat Washington yönetimine uyarıda bulundu. Diplomatlar, çekilmenin iki ülke ilişkilerinde yeni bir sayfa açmak için bir fırsat olduğunu ancak ABD'nin Irak'taki angajmanından vazgeçmemesi gerektiğini vurguladı.
Atlantik Konseyi Irak ve Suriye Projesi Direktörü ve Eski ABD Dışişleri Bakan Yardımcısı Vekili Victoria J. Taylor ile ABD'nin eski Bağdat Büyükelçisi Alina Romanowski, ortak bir makale kaleme alarak ABD'nin Irak'tan çekilme sürecini ve sonrasındaki stratejik adımları değerlendirdi.
Her iki diplomat da IŞİD'in ortaya çıkarak Irak topraklarının üçte birini işgal etmesiyle sonuçlanan "2011'deki çekilme senaryosunun" tekrarlanmasını önlemek amacıyla Muhammed Şiya es-Sudani hükümeti ile yürütülen müzakere ekibinde yer aldıklarını hatırlattı.
Anlaşma Hasan Nasrallah'ın öldürüldüğü gün duyurulmuştu
Eylül 2024'te varılan anlaşmanın perde arkasını anlatan Victoria Taylor, X (Twitter) hesabından yaptığı paylaşımda çarpıcı bir detaya yer verdi.
Taylor, "Sudani'nin uçağı New York'tan havalanmadan sadece birkaç saat önce ekibiyle nihai metin üzerinde mutabakata vardık. Anlaşmanın duyurulması Hasan Nasrallah'ın öldürüldüğü güne denk geldi. Süreci durdurup durdurmamak konusunda kısa bir tartışma yaşasak da yola devam etme kararı aldık" ifadelerini kullandı.
Makaleye göre, ABD'nin askeri varlığının çekilmesi Donald Trump'ın Ortadoğu'daki askeri gücü azaltma vizyonuyla da örtüşüyor. Zira ABD kamuoyu, harcanan milyarlarca dolar ve kaybedilen binlerce askerin ardından Irak'ı "bitmeyen bir savaş" ve yorgunluk sebebi olarak görüyor.
İran tehdidi ve Irak Başbakanı Zeydi'nin vaadi
Çekilme kararının Tahran ve desteklediği gruplar tarafından sevinçle karşılandığı belirtilen analizde, Irak'ın mevcut Başbakanı Ali Zeydi'nin silahlı grupları silahsızlandırma sözüne de dikkat çekildi. ABD'li eski diplomatlar, Washington ve bölgesel aktörlerin uzun vadeli bir strateji izlemesi durumunda bu görevin "zor ama imkânsız olmadığını" belirtti.
Bölgedeki silahlı grupların bu ay Suudi Arabistan'a ait bir petrol boru hattına saldırdığını ve ABD üslerini sık sık hedef aldığını hatırlatan diplomatlar, "Irak'ta olanın Irak'ta kalmadığına" dikkat çekerek, İran ile yaşanan uzun vadeli gerilimin ABD'nin Irak'ı tamamen terk edememesinin en büyük nedeni olduğunu kaydetti.
"Kürt, Şii ve Sünni liderler ABD'yi denge unsuru olarak görüyor"
"Irak'ın tamamen İran'ın yörüngesine girdiği ve vazgeçilmesi gerektiği" yönündeki eleştirileri kesin bir dille reddeden Taylor ve Romanowski, Kürt, Şii ve Sünni liderlerin ABD'yi İran'ın müdahalelerine karşı "temel bir denge unsuru" olarak gördüklerinin altını çizdi.
İki diplomat makalede, Irak'taki en üst düzey Kürt, Şii ve Sünni liderlerle yakından çalıştıklarını ve İran ile en sıkı bağlara sahip siyasi partiler de dahil olmak üzere, Irak siyasetinin genelinde ABD ile ilişkilere büyük destek olduğunu vurguladı. Şii liderlerin de İran ile dini bağlarına rağmen bağımsız ulusal çıkarları olduğunu hatırlatan yazarlar, bu liderlerin zaman zaman İran'ın çıkarlarına ters düşse bile Irak'ın menfaatine olan kararlar alabildiklerini belirtti.
Yeni dönemde ne yapılmalı?
ABD Başkanı ile Irak Başbakanı arasındaki haftalık telefon görüşmeleri devrinin kapandığını ancak üst düzey yetkililer arasındaki temasın yeterli olduğunu belirten yazarlar, Washington'a şu tavsiyelerde bulundu:
"ABD; küçük ama etkili bir güvenlik danışmanları ekibi, onaylanmış bir büyükelçi ile güçlü bir diplomatik varlık ve ticari ilişkileri genişletme çabalarıyla ikili güvenlik işbirliğini sürdürebilir. ABD'nin ayıracağı az bir zaman ve dikkat, çıkarları açısından büyük kazanımlar sağlayacaktır. ABD nüfuzunu kullanarak Irak siyasetini İran'dan uzaklaştırıp kendi ulusal çıkarlarına yönlendirmesine yardımcı olabilir."



