Haber Merkezi – Avrupa Parlamentosu Sakharov Düşünce Özgürlüğü Ödülü sahibi Kürt siyasetçi Leyla Zana, Avrupa Birliği Türkiye Yurttaş Komisyonu (EUTCC) tarafından Brüksel’de düzenlenen 20. Uluslararası Avrupa Birliği, Türkiye, Ortadoğu ve Kürtler Konferansı’na gönderdiği mesajda, “Kürt halkının haklarının demokratik ve anayasal güvencelere kavuşturulması gerektiğini” kaydetti.
“Kürtlerin varlığını ve kimliğini görünür kılmaya, hak taleplerini uluslararası kamuoyuna duyurmaya odaklanan ortak mücadelenin yeni bir aşamaya taşınması gerektiğini” belirten Leyla Zana, bundan sonraki hedefin Kürt halkının siyasal taleplerini ve statüsünü güvence altına almak olması gerektiğini kaydetti.
“Ortak mücadelemizin gayesi Kürtlerin varlığını güvenceye almak olmalı”
Mesajında EUTCC üyelerini ve konferans katılımcılarını selamlayan Leyla Zana, fiziksel olarak toplantıda bulunamasa da düşünsel ve duygusal olarak katılımcılarla birlikte olduğunu belirtti.
Kürt halkının sesini dünyaya duyurmak için 20 yılı aşkın süredir çaba gösteren kişi ve kurumlara teşekkür eden Zana, ortak mücadelenin hedefinin değişmesi gerektiğini vurguladı.
Zana, mesajında şu ifadeleri kullandı:
“Şimdiye kadar ortak mücadelemiz Kürdün varlığını ve kimliğini görünür kılmak, hak taleplerini dünyaya duyurmak içindi. Artık ortak mücadelemizin gayesi; Kürt halkının varlığını, siyasal taleplerini, statüsünü demokratik ve eşitlikçi bir anlayışla güvence altına almak olmalıdır.”
“Tünelin ucunda gelecek için güçlü bir umut ışığı görülmüştür”
Çözüme dair mesaj veren Zana, “Türkiye’de Kürt sorununun barışçı çözümü için tarihsel önemde, eşine az rastlanır bir kapı aralanmıştır. Tünelin ucunda gelecek için güçlü bir umut ışığı görülmüştür. Bu ışığı büyütüp kalıcı hale getirmek siyasal kesimlerin ortak sorumluluğundadır” dedi.
Öcalan’ın halkla temasının sağlanması çağrısı
Kürt sorununun çözümünde Abdullah Öcalan’ın rolüne de değinen Leyla Zana, sorunun doğrudan muhatabının uzun yıllardır kendi halkıyla istişare olanaklarından mahrum bırakıldığını belirtti.
Zana, mesajında şu çağrıyı yaptı:
“Kürt meselesi gibi devasa bir sorunun çözümünün birebir muhatabı 28 yıldır kendi halkıyla bile istişare olanaklarından mahrum bırakılmıştır. Sayın Öcalan’ın halkıyla teması sağlanmalı ve bir an önce bu sorunsallık çözülmelidir.”
Rojhilat’taki idamlar ve İran rejimine yönelik eleştiri
Mesajının son bölümünde İran’da Kürtlere yönelik uygulamalara dikkat çeken Zana, savaş koşullarında dahi gençlerin idam edilmesinin kendisini düşündüren başlıca meselelerden biri olduğunu belirtti.
İran’da genç Kürtlerin idam sehpasında yaşamlarını yitirmesi tehlikesine dikkat çeken Zana, İran rejiminin Kürtlere yönelik uygulamalarının sorumluluğunun yalnızca rejimle sınırlı olmadığını ifade etti. Zana, söz konusu rejimin yıllar boyunca güçlenmesine ve kalıcı hale gelmesine katkıda bulunan devletlerin de sorumluluk taşıdığını belirtti.
“Kalıcı barışın yolu hak ve özgürlüklerden geçiyor”
Ortadoğu’da kalıcı barış, demokrasi ve istikrarın sağlanabilmesi için güvenlikçi ve çatışmacı politikaların yerine hak ve özgürlükleri esas alan yaklaşımların geliştirilmesi gerektiğini vurgulayan Leyla Zana, Kürtlerin yaşadıkları ülkelerde anayasal ve demokratik güvencelere kavuşmasının bölgedeki bütün halkların geleceği açısından önem taşıdığını kaydetti.
Zana, Kürtlerin haklarının güvence altına alınmasının yalnızca Kürt halkına değil, Ortadoğu’daki diğer halkların ortak, barışçıl ve demokratik geleceğine de katkı sağlayacağını belirtti.
Leyla Zana’nın mesajının tamamı şöyle:
“Sevgili dostlar, değerli katılımcılar,
Başta EUTCC ailesini ve siz değerli dostları saygı ve sevgiyle selamlıyorum.
Fiziksel olarak yanınızda olamasam da duygu ve düşünsel olarak aranızda olduğumu bilmenizi isterim.
20 yılı aşkın bir süredir Kürt halkını yalnız bırakmayıp çığlığını tüm dünyaya duyurmak için olağanüstü bir çaba sarfettiniz.
Şimdiye kadar ortak mücadelemiz Kürdün varlığını ve kimliğini görünür kılmak, hak taleplerini dünyaya duyurmak içindi. Artık ortak mücadelemizin gayesi; Kürt halkının varlığını, siyasal taleplerini, statüsünü demokratik ve eşitlikçi bir anlayışla güvence altına almak olmalıdır.
Dünya savaşların, çatışmaların, zorunlu göçlerin arttığı, yoksulluğun derinleştiği, sosyal adaletin zayıfladığı, insan hakları ve demokratik değerlerin al aşağı edildiği bir dönemden geçiyor.
Büyük savaşlar neticesinde AB’yi de oluşturan evrensel değerlere bu denli kayıtsız kalındığını görmekten acı duyuyoruz, bunu ifade etmekten de.
Yaşadıkları coğrafyaların tarihsel ve siyasal koşulları nedeniyle halkımız, bu krizlerin sonuçlarıyla daha ağır bir biçimde karşı karşıya kalıyor. O nedenle de daha zorlu koşullarda demokratik kanallar oluşturmak için muazzam bir çabayla mücadele ediyoruz.
Türkiye’de Kürt sorununun barışçı çözümü için tarihsel önemde, eşine az rastlanır bir kapı aralanmıştır. Tünelin ucunda gelecek için güçlü bir umut ışığı görülmüştür. Bu ışığı büyütüp kalıcı hale getirmek siyasal kesimlerin ortak sorumluluğundadır.
Tüm taraflar bu sorumluluğa dahildir. Hakkını verebilirsek, bu belki dünyada eşi benzeri olmayan bir modele dönüşebilir.
Sadece bulunduğumuz coğrafyada değil; Kürtler söz konusu olduğunda akla gelen ilk tanımlamaların ülke sınırları içinde ya da dışında hep itham edici, aşağılayıcı, olumsuz tanımlamalar olması kadim bir halkın layık olduğu tanımlamalar değildir.
Kürt halkı hiçbir kurum, kuruluş ya da devletin günü birlik çıkarlarının malzemesi değildir. Hiçbir çıkar ilişkisinin kurbanı da değildir.
Kürt sorununu ortaya çıkaran ve bugüne kadar sürmesine neden olan siyasal ve hukuksal sorunlar neden-sonuç ilişkisiyle beraber alınmalıdır.
Her nerede olursa olsun, inkar ve isyan ilelebet sürdürülemez. Gerçekçi olan isyana neden olan inkar siyasetinin son bulması ve bunun zihinsel olarak da vücut bulmasıdır.
Aynı zamanda bu gerçekliğin dile dökülmesidir. Gerçeklik “terör” tanımlamasıyla izah edilemez. Artık reddin yerini kabul ve tanıma siyaseti almalıdır.
Kürt meselesi gibi devasa bir sorunun çözümünün birebir muhatabı 28 yıldır kendi halkıyla bile istişare olanaklarından mahrum bırakılmıştır. Sayın Öcalan’ın halkıyla teması sağlanmalı ve bir an önce bu sorunsallık çözülmelidir.
Sevgili dostlar, değerli katılımcılar,
Ve sözlerime son verirken yüreğimdeki bir yaradan bahsetmek istiyorum. Rojhilat Kürdistan’ından. Bu savaş koşullarında bile aklıma ilk gelen halen İran’da gencecik insanlarımızın idam sehpalarında sallanmasıdır.
Bu katı rejimin Kürtlere yönelik bu denli pervasızlığının sorumluluğu aynı zamanda bu rejimi yıllarca büyütüp kalıcı hale getiren devletlerindir de.
Ortadoğu’da kalıcı barış, demokrasi ve istikrarın yolu, güvenlikçi ve çatışmacı politikaların yerine hak ve özgürlükleri esas alan politikaların geliştirilmesinden geçer.
Kürtlerin yaşadıkları ülkelerde haklarının anayasal ve demokratik güvencelere kavuşması, yalnızca Kürt halkının değil, bölgedeki bütün halkların ortak, barışçıl ve demokratik geleceğine önemli katkı sağlayacaktır.
Kürtlerin bu kapsayıcılığı, dinamizmi ve örgütlü gücü bölge barışı için çok önemli bir fırsat ve tabiri caizse bir nimettir. Bu iyi değerlendirilmezse bölge için de büyük bir risk ve tarihsel bir kayıptır.
Umuyor ve diliyorum ki, bu tarihsel fırsat layıkıyla değerlendirilecektir. Bir daha on yılların heba olmasına izin verilmeyecektir. Artık can kaybı, kaynak kaybı ve zaman kaybına kimsenin tahammülü kalmamıştır.
İnanıyorum ki; evrensel değerler için mücadele edenler insanlığa layık olmayan bu karanlık perdeyi ortak akıl ve ortak duyguyla yırtacaktır.
Hepinizi dostluk duygularımla, sevgi, saygı ve özlemle kucaklıyorum.
Aydınlık yarınlarda buluşmak dileğiyle.”



