İstanbul (Rûdaw) – Gazeteci Alişer Delek, Rûdaw TV’de katıldığı programda çözüm sürecine ilişkin Diyarbakır’daki gözlemlerini anlattı. Delek, bölgede sürece yönelik desteğin yüksek olduğunu ancak geçmişte yaşananlar nedeniyle ciddi bir güvensizliğin bulunduğunu söyledi.
Rûdaw TV İstanbul stüdyosunda Rawin Sterk’in konuğu olan Delek, Diyarbakır’ın hem çatışmalı yılların izlerini hem de geleceğe ilişkin beklentileri taşıdığını belirtti.
Delek, kentte çözüm sürecine yönelik desteğin güçlü olduğunu ancak geçmiş deneyimler nedeniyle güven sorununun devam ettiğini söyledi.
Delek, “Diyarbakır derdini bilen bir şehirdir ama dermanını da bilen bir şehirdir” dedi.
90’lı yıllarda gazetecilik yaptığı Diyarbakır sokaklarında bugün geçmişi hatırladığını belirten Delek, özellikle Sur ve Dağkapı çevresinin kendisinde eski görüntüleri canlandırdığını söyledi.
Delek, “Hep böyle ister istemez onlar geliyor ama o halkı ve yaşayanları o kadar güzel ki, bunları aşmışlar. Ama yüzlerinde de hep bir gelecek kaygısı var” ifadelerini kullandı.
“Destek var ama güven yok”
Delek, Türkiye’nin batısı ile doğusunun çözüm sürecine destek konusunda ortaklaştığını belirterek, toplumun iki yıldır yaşanan çatışmasızlığı önemsediğini söyledi.
“İki yıldır tek bir insanın bile ölmemesini kim desteklemez?” diyen Delek, Diyarbakır’daki temel sorunun ise destekten çok güven olduğunu ifade etti.
“Doğuda, Diyarbakır’da özellikle benim gördüğüm bu destek var ama bir güven yok. ‘Acaba ne olacak?’ diye soruyorlar.”
Delek’e göre bu güvensizliğin temelinde geçmişte yaşananlar bulunuyor. Dağkapı’da oturup sohbet ederken birkaç yüz metre ilerideki Sur’da yaşanan hendek çatışmalarının insanların hafızasında hâlâ canlı olduğunu belirten Delek, önceki çözüm sürecinin neden sona erdiğinin yeterince açıklanmadığını savundu.
“Önceki süreçte bu hendeklerde ne yaşandı? Bu kadar Kürt evladı neden öldü? O açıklanamadığı için hâlâ bir güvensizlik var ve yarın ne olacağını bilemiyorlar” dedi.
“Sadece AK Parti’ye değil, DEM’e de güvensizlik var”
Delek, Diyarbakır’daki güvensizliğin yalnızca iktidara yönelik olmadığını, Kürt siyasi hareketine yönelik de soru işaretleri bulunduğunu söyledi.
“Herkes bu güvensizliği doğal olarak AK Parti’ye kesiyor. Ben üstüne bir fark daha koyuyorum. Bu sefer DEM Partililere, yani Kürt siyasi hareketine de biraz güvenmediklerini gördüm Diyarbakır’da.”
Bu durumun nedenlerinden birinin önceki çözüm sürecinin nasıl sona erdiğinin açıklanmaması olduğunu belirten Delek, Suriye’deki gelişmelerin de Kürt kamuoyunda yeni soru işaretleri oluşturduğunu savundu.
Delek, Suriye konusunda başlangıçta Kürtlere anlatılanlarla gelinen nokta arasında fark olduğunu ileri sürerek, “Önceki sürecin heybâsı olarak Suriye’de kazanım söyleniyordu ama o kazanım da çok hızlı verildi. Bu güvensizliği yaratıyor” ifadelerini kullandı.
“Demirtaş’ın hapiste yatması insanların güveni daha da düşüyor”
Diyarbakır’da yaptığı görüşmeler sırasında Selahattin Demirtaş’ın hala hapiste olması konusunun kendisi sormadan gündeme geldiğini belirten Delek, Demirtaş’ın çözüm sürecinde yer almamasının da güven sorununu etkilediğini söyledi.
Delek, taksicilerden restoran çalışanlarına, sokakta karşılaştığı insanlara kadar farklı kesimlerin kendisine Demirtaş’ı sorduğunu belirterek şöyle konuştu:
“Demirtaş hâlâ içerideyken onun gibi güçlü bir figür bu çözüm sürecinin herhangi bir yerinde değil. Önceki seferdeki başarılı isimlerden biri ve bunun cezasını çektiği düşünüldüğü için Demirtaş’ın olmadığı bir noktada insanların güveni daha da düşüyor.”
“Öcalan ilk defa eleştirilebilir hale geldi”
Delek, Abdullah Öcalan’a yönelik yaklaşımda da değişiklik gözlemlediğini söyledi.
Öcalan’ın Türkiye’de ve özellikle Türk medyasında daha fazla tartışıldığı bir döneme girildiğini belirten Delek, Diyarbakır’da ilk kez Öcalan’a yönelik eleştirilere de tanık olduğunu ifade etti.
“Abdullah Öcalan Türkiye’de belki de en meşru döneminde. Batıda Türk basınında Öcalan konuşuluyor, Öcalan’ın koşulları konuşuluyor, Devlet Bahçeli Öcalan’ı konuşuyor. En meşru dönemindeyken ben ilk defa Abdullah Öcalan’ın eleştirildiğini gördüm.”
Delek, bu eleştirilerin yüksek sesle değil, daha çok kısık sesle dile getirildiğini belirterek, bazı kişilerin “Öcalan ne yapıyor, anlamıyoruz” veya “Bu Öcalan’la olmayacak, çok çabuk teslim oldu” şeklinde konuştuğunu aktardı.
“Öcalan’ın eleştirilebilir hale gelmesi bence Kürt siyasi hareketinin oturup ‘Bir yanlış var burada’ diye düşünmesi gereken bir şey. Çünkü bir kırılma noktası” dedi.
“PKK artık bir terör örgütü değildir” açıklaması beklentisi
Delek, çözüm sürecinde silah bırakma kararının ardından devletin de sürecin hukuki ve siyasi çerçevesini netleştirmesi gerektiğini söyledi.
Meclis’te kurulacak komisyonlar ve sonraki aşamalara dikkat çeken Delek, Milli Güvenlik Kurulu’ndan yapılacak bir açıklamanın önemli olduğunu belirtti.
“Milli Güvenlik Kurulu’nun ‘PKK artık bir terör örgütü değildir, PKK diye bir örgüt yoktur’ ifadesini içeren bir şeyin çıkması lazım.”
Böyle bir açıklamanın sürecin uygulanmasında görev alacak bürokratlar açısından da önemli olduğunu savunan Delek, devlet görevlilerinin ileride hukuki sorumlulukla karşı karşıya kalma endişesi taşıdığını söyledi.
“Yarın öbür gün olan bitenin altına imza atacak bürokratın da endişesi bu Türkiye’de. Diyor ki, ‘Ben şimdi imzaladım, şu adam geldi teslim oldu, bunu yaptık, imzaladık da neyi imzaladım? Bir ay sonra ne olacağı belli mi bu memlekette?’” ifadelerini kullandı.
Delek, demokratik taleplerin geçmişte “terör” suçlamasıyla karşı karşıya kalabildiğini belirterek, sürecin ilerlemesi halinde devletin bu konudaki yaklaşımını da değiştirmesi gerektiğini söyledi.
“Devlet desin ki artık siz terörist değilsiniz. ‘Halloldu’ desin. Ondan sonra bu işler yerleşecek.”
“Erdoğan sürecin içinde daha görünür olmalı”
Delek, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın son dönemde çözüm sürecine ilişkin açıklamalar yaptığını ancak sürecin kritik aşamalarında daha doğrudan bir siyasi sahiplenme göstermediğini savundu.
Sürecin özellikle Suriye, Öcalan’ın statüsü ve Kandil’den gelen açıklamalar gibi kritik başlıklarında MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli’nin daha görünür bir rol üstlendiğini belirten Delek, Erdoğan’ın tutumunun ise soru işaretlerine neden olduğunu söyledi.
“Aslında sürecin altında şu an kimin imzası var dersen, Devlet Bahçeli’yi görürsün. Bir de Abdullah Öcalan’ı görürsün, Kürt tarafından baktığın zaman. Ama Türkiye’de Devlet Bahçeli var.”
Delek, Erdoğan’ın sürece ilişkin daha açık bir siyasi tutum ortaya koyması gerektiğini savunarak, Cumhurbaşkanı’nın süreci seçim hesapları nedeniyle destekleyip desteklemediğine dair soru işaretlerinin bulunduğunu ifade etti.
“Erdoğan’ın herhangi bir şeyin altına imza atmaması bende dahil pek çok kişinin kafasında bir soru işareti” dedi.
“Kürtlerin ‘Biz varız’ demeye ihtiyacı varmış”
Delek, programın son bölümünde Amedspor üzerinden Kürtlerin görünürlük ve aidiyet talebine de dikkat çekti.
Kendisinin Beşiktaş taraftarı olduğunu belirten Delek, Amedspor ile Beşiktaş arasındaki maçın kendisi açısından “kazan-kazan” olduğunu söyledi.
Amedspor’un Türkiye genelinde görünür olmasının Diyarbakır ve bölgedeki Kürtler açısından önemli olduğunu belirten Delek, şöyle konuştu:
“O bölgedeki Kürtlerin ‘Ben varım’ demeye ve meşru olmaya ihtiyacı varmış. Milyonlarca insanın izlediği, her ilin takımının izlendiği televizyonlarda kendilerini görmek onlar için büyük bir coşku.”
Maç sırasında açılan Türk bayrağına da değinen Delek, bunu “önemli bir mesaj” olarak değerlendirdi:
“Kürtler ‘Biz varız ve sizden bir farkımız yok’ diyorlar. Bir Türk bayrağı açılmıştı. ‘Bu bayrak sizin değil, hepimizin.’ En büyük mesaj bence oydu.”


.jpg&w=3840&q=75)