İstanbul (Rûdaw) – Boğaziçin Üniversitesi’nden Doç. Dr. Bülent Küçük, çözüm sürecinin toplumsallaşması ve demokratikleşmesi gerektiğini belirterek, Kürt siyasetinin silahlı mücadele geleneğinden demokratik ve legal siyasete geçişinin zaman alacağını söyledi.
Rûdaw TV İstanbul stüdyolarında Rawin Sterk’in konuğu olan Sosyolog Doç. Dr. Bülent Küçük, Türkiye’deki çözüm süreci tartışmaları, Kürt kamusal alanının dönüşümü, Kürt siyasetinin yeni dönemi ve kolonyalizm tartışmaları üzerine kapsamlı değerlendirmelerde bulunan Küçük, konuşmasından doğrudan pasajlarla süreci ve analizlerini aktardı.
Kamusal alanın çeşitlenmesi ve demokratikleşme fırsatı
"Çözüm süreci" olarak adlandırılan dönemin özünde Kürt kamusal alanının yeniden şekillendiği bir evreye karşılık geldiğini belirten Doç. Dr. Bülent Küçük, daha önce kamusal alanda sesini duyuramayan veya görünmez olan kesimlerin görünürlük kazanmasıyla Türkiye’de ciddi bir çoğullaşma durumunun ortaya çıktığını ifade etti.
Konuyla ilgili Küçük şu ifadeleri kullandı:
"Bence bu süreç yani bu çözüm süreci denilen süreç aslında Kürt kamusunun yeniden şekillendiği, Kürt kamusal alanın yeniden şekillendiği bir süreci tekrar ediliyor. Daha önce sesi görünmez olan, daha önce konuştuğu halde kamusal alanda görünmez olan, duyulmaz olan seslerin görülmesiyle beraber bir çoğullaşma durumu söz konusu aslında Türkiye'de. Hem de aynı zamanda Kürt kamusal alanında. Zaten Kürt kamusu aslında başından beri çeşitliydi."
Sürece yönelik eleştiriler: Elitist yaklaşım ve toplumsallaşma sorunu
Sürece yöneltilen eleştirilerin temel olarak iki farklı grupta incelenmesi gerektiğini belirten Küçük, “Bir kesim, sürecin şeffaf yürütülmediğini, toplumsallaşamadığını ve yalnızca elitler ile liderler düzeyine hapsedilerek şekillendirildiğini savunuyor. Diğer bir kesim ise bu çerçevede yürütülen sürecin Kürtlerin lehine hiçbir sonuç doğurmayacağını, Kürt tarafının bir failliğinin (öznelliğinin) bulunmadığını öne sürerek sürecin başından itibaren kaybedilmiş olduğunu iddia ediyor” ifadelerini kullandı.
Küçük, eleştirilerin niteliğini açıklarken şunları kaydetti:
"Bazı eleştiriler bu sürecin toplumsallaşmadığı, şeffaf yürümediği dolayısıyla toplumsal kesimlerin bundan bir haber bir şekilde sadece seçkinler, elitler, liderler tarafından konuşulan çerçevesi devirlenen bir çerçevede böyle bir sürecin yürütülmesine karşı eleştiride bulunuyorlar. Bir kısım insan ise bunun ötesinde bu çerçevede yürütülen sürecin aslında Kürtlerin lehine hiçbir sonuç doğurmayacağı ve dolayısıyla peşinen aslında kaybedilmiş bir başından itibaren kaybedilmiş bir süreç olarak görüyorlar."
Kürt siyasetinde dönüşüm ihtiyacı: Şiddetten yasal zemine
Türkiye’deki Kürt siyasetinin uzun yıllardır çatışma geleneğinden geldiğini ve siyasetin ekseriyetle şiddet araçları ile mobilizasyon üzerinden yürütüldüğünü belirten Doç. Dr. Küçük, hareketin bundan sonra demokratik ve yasal zeminde siyaset üretmeyi öğrenmesi gerektiğinin altını çizdi.
Siyasetin dönüşümüne dair Küçük şu değerlendirmeyi yaptı:
"Çok uzun zaman bir çatışma geleneğinden gelen ve konuşma biçimini siyaset yapma biçimini şiddet araçlarıyla yapa gelmiş bir hareketin bundan sonra daha demokratik legal zeminde siyaset yapmasını öğrenmesi lazım. Bu zaman alacak bir şey. Yani bütün protesto repertuarını ve kültürünü mobilizasyon üzerinden ve silahlı bir araç üzerinden siyaset yapma geleneğinin unutulması ve yeni araçların ve yeni repertuvarların geliştirmesi gerekir."
Rojava ve entegrasyon tartışmaları
Suriye ve Türkiye ekseninde yaşanan "entegrasyon" tartışmalarına da değinen Küçük, Rojava’daki entegrasyon süreçlerinin Türkiye’deki modellere benzer şekilde kısıtlı çerçevelere indirgendiğini belirtti. Kürtçe eğitimin seçmeli ders gibi dar alanlara sıkıştırılmasının köklü bir çözüm üretmeyeceğini, aksine uzun vadeli bir asimilasyon riski barındırdığını ifade etti.
Kürt meselesi ve kolonyalizm tartışmaları
Kürt meselesinin tarihsel kökenleri itibarıyla "kolonyal" bir nitelik taşıyıp taşımadığına dair akademik tartışmalara değinen Küçük, şunları kaydetti:
"1970'lerin ortasında Kürt meselesinin veya Kürtistan hakikatinin bir kolonyal hakikat olduğu varsayımına dayanıyordu ve akademi çok geç buna yanıt verdi biliyorsunuz. Akademi işte Türkiye'de İsmail Beşikçi başta olmak üzere belki birkaç kişinin bu meseleye, bu çerçevede baktığını biliyoruz. Ama öte taraftan 2000'lerin başından itibaren Diyaspor'da çok geniş bir akademik, yeni nesil akademisyen profili ortaya çıkıyor. Gecikerek gelmiş olsa bile diaspora'da ve Türkiye'de yaşayan genç nesil akademisyenlerin çoğunun ekseriyetinin bir kolonyal gerçeklik veya çerçeve içinde yorumladığını görüyoruz."


