İstanbul (Rûdaw) - 1 Eylül Dünya Barış Günü vesilesiyle İstanbul’da düzenlenen mitingde konuşan Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partisi (DEM Parti) Eş Genel Başkanı Tuncer Bakırhan, Türkiye’deki Kürt meselesinin çözümü için tarihi bir fırsatın eşiğinde olunduğunu belirtti. Bakırhan, “Barış sadece silahların susması değil; adalettir, anadilde eğitimdir ve siyasi tutsakların özgürlüğüdür” dedi.
Tuncer Bakırhan, İstanbul’da 1 Eylül Dünya Barış Günü dolayısıyla düzenlenen kitlesel yürüyüş ve mitinge katıldı.
Barış Anneleri, sivil toplum örgütleri ve çok sayıda vatandaşın katıldığı etkinlikte Bakırhan, savaşın toplumsal maliyetine ve demokratik çözüm yollarına dikkat çekti.
“Savaşın faturası yoksullara kesiliyor”
Konuşmasına tüm katılımcıları ve barış savunucularını selamlayarak başlayan Bakırhan, savaşların her zaman halkların ve emekçilerin aleyhine olduğunu vurguladı:
“Savaşlar; emekçilerin, yoksulların, halkların ve ezilenlerin aleyhine olan bir eylemdir. Emperyalist ve hegomonik güçler kendi çıkarları için savaşı örgütlerler. Onlar savaşın sonuçlarından yararlanırken; biz emekçiler, ezilenler, halklar ve inançlar zarar görüyoruz. Yaşamını yitirenler yoksullardır, emekçilerdir. Savaşın rantını yiyenler ise silah tüccarlarıdır.”
“40 yıllık şiddet siyasi zemine taşınmalı”
Türkiye’de Kürt meselesi ekseninde yaşanan 40 yıllık çatışma sürecinin artık siyasi ve hukuki bir zemine evrilmesi gerektiğini belirten Bakırhan, şu ifadeleri kullandı:
“Bugün Türkiye’de barış için bir imkân, bir fırsat zemini doğmuştur. 40 yıllık savaşın, şiddet ve çatışma zemininden siyasi ve hukuki zemine taşınmasının imkânı ortaya çıkmıştır. Evet, bir imkân var ama bu imkân henüz Kürt meselesinin çözümü veya tam demokrasi demek değildir. Bu imkânı demokrasiye evriltmek, Kürtlerin 40 yıldır uğruna bedel ödediği taleplerin karşılanmasına dönüştürmek, bizlerin mücadelesine bağlıdır.”
“3 trilyon dolar savaşa harcandı”
Bakırhan, çatışmalı sürecin ekonomik faturasına da değinerek, barışın refah getireceğini söyledi:
“Bu çatışma ve savaş ortamına 40 yılda 3 trilyon dolara yakın para harcandı. Bu devasa rakam; onurlu bir barış sürecinde emekçiye, emekliye, kadına ve yaşamını idame ettiremeyen Türkiye halklarına gidecektir. Barış sağlandığında ne Şırnaklı ne Samsunlu evlatlarını yitirmeyecektir.”
“Barışın dili anadilde eğitim ve özgürlüktür”
Barışın tanımını sadece çatışmasızlık olarak görmediklerini ifade eden Bakırhan, demokratik talepleri sıraladı:
“Nelson Mandela’nın dediği gibi; barış sadece silahların susması değil, barış adalettir. Bizim için barış; demokrasidir, eşit kardeşliktir. Barış, bir Kürdün anadiliyle eğitim görebilmesi, bütün halkların özgürce kendi dilini konuşabilmesidir. Barış demek; Selahattin Demirtaş’ın, Figen Yüksekdağ’ın, Leyla Güven’in, Can Atalay’ın ve Sayın Abdullah Öcalan’ın özgür olması demektir. Siyasi tutsakların özgürlüğü barışın en somut adımıdır.”
Diyarbakır’dan İstanbul’a barış köprüsü
Dün Diyarbakır’da olduğunu hatırlatan Bakırhan, bölge halkının ve Barış Anneleri’nin mesajını İstanbul’a taşıdı:
“Diyarbakır’dan İstanbul’a, Edirne’den Trabzon’a kadar bir barış köprüsü kurmak zorundayız. Bu sadece Kürtlerin değil, 86 milyonun sorumluluğudur. Bu ülkede çok kan aktı, her sokağa acı düştü. Artık barışı büyütmenin vaktidir. Sayın Öcalan da bir daha bu ülkede kan akmaması, Türk ve Kürt gençlerinin yaşamını yitirmemesi için büyük bir sorumluluk almıştır. Tüm demokratik kitle örgütlerini ve siyasi partileri bu sürece destek vermeye çağırıyoruz.”
Konuşmasını Kürtçe ve Türkçe “Yaşasın Barış” (Bîjî Aşîtî) sloganlarıyla tamamlayan Bakırhan, provokasyonlara karşı uyanık olma ve barış mücadelesinde kenetlenme çağrısında bulundu.


