Haber Merkezi – Erdoğan'ın Başdanışmanı Uçum, AİHM'in Kavala hakkında açıkladığı karar ile AP Türkiye Raportörü Amor’un karara ilişkin değerlendirmelerine tepki gösterdi. AİHM kararlarının ulusal mahkemeler açısından “bağlayıcılığı” bulunmadığını savunan Uçum, “Türkiye aleyhine siyasi hesaplarla kararlar verilmeye devam edilirse” Türkiye’nin Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’ne taraf olma durumunu ve AİHM’e bireysel başvuru imkanını gözden geçirmesinin kaçınılmaz hale gelebileceğini söyledi.
Türkiye Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'ın Başdanışmanı Mehmet Uçum, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM) Büyük Dairesi’nin Osman Kavala hakkında açıkladığı kararın ardından X hesabından kapsamlı bir açıklama yaptı.
Uçum, “AİHM de, Amor da haddini bilsin!” başlığını taşıyan paylaşımında hem AİHM kararını hem de Avrupa Parlamentosu Türkiye Raportörü Nacho Sánchez Amor’un açıklamalarını yorumladı.
Uçum, ulusal yargının yalnızca yasama ve yürütmeden değil, ülke dışındaki kurum ve mercilerden de bağımsız olması gerektiğini savundu.
Uluslararası sözleşme ve kararların ulusal yargının bağımsızlığını ortadan kaldıracak biçimde yorumlanamayacağını belirten Uçum, şu ifadeleri kullandı:
“Asıl olan ulusal yetkilerdir, uluslararası düzenlemeler ve kararlar talidir.”
AİHM’in bir derece mahkemesi ya da ulusal mahkemelerin üzerinde hiyerarşik bir yargı mercii olmadığını ifade eden Uçum, AİHM denetiminin de “hiyerarşik denetim” niteliği taşımadığını söyledi.
Uçum, Avrupa Parlamentosu Türkiye Raportörü Nacho Sánchez Amor’un AİHM kararının ardından yaptığı açıklamalara da sert tepki gösterdi:
“Avrupa Parlamentosu Türkiye Raportörü Nacho Sánchez Amor’un küstah ve asılsız açıklamalarını şiddetle kınıyoruz. Hiç kimse Türkiye Cumhuriyeti’nin Adalet Bakanına dil uzatamaz.”
Uçum'un açıklamalarının tamamı şu şekilde:
“Yine Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nin siyasi proje olarak verdiği bir karar üzerine aralarında Avrupa Parlamentosu ‘Türkiye Karşıtlığı Sorumlusu’ Amor’un da bulunduğu bazı hadsizler Türkiye’ye dil uzatmaya başladı.
Öncelikle belirtelim ki milli yargı bağımsızlığı ülke içinde yasama, yürütme erkleri ve çeşitli güç odakları karşısında bağımsızlık olduğu gibi aynı zamanda ülke dışındaki kuvvetlere ve mercilere karşı da bağımsızlık demektir. Uluslararası sözleşmeler ve merciler ulusal yargının bağımsızlığını ve asli olma özelliğini ortadan kaldıracak yahut ulusal yargıyı zaafa uğratacak şekilde konumlandırılamaz ve böyle yorumlanamaz. Önemle vurgulanmalıdır ki; asıl olan ulusal yetkilerdir, uluslararası düzenlemeler ve kararlar talidir.
AİHM bir derece mahkemesi olmadığı gibi hiçbir surette hiyerarşik üst yargı merci de değildir. Bu nedenle AİHM denetimi hiyerarşik bir denetim değildir. AİHM kararlarının hiyerarşik yargı mercilerinin kararları gibi sonuç doğurması da beklenemez. Bunu bekleyenler ancak sömürge zihniyetiyle hareket edenler olabilir.
AİHM kararlarında esastan kesin bağlayıcılık hiçbir aşamada yoktur. AİHM kararlarının usulden mahkemeleri bağlayıcılığı ihlal tespit edilen dosyanın ihlalle ilgili konuyla sınırlı olarak mahkemesi tarafından yeniden ele alınması zorunluluğudur. Pozitif hukukumuzda CMK m.311 ve HMK m.375’te de açıkça görüldüğü üzere AİHM’in kesinleşmiş nihai mahkeme kararları için verdiği ihlal kararlarının ilgili mahkeme kararları üzerinde doğrudan etki etme gücü yoktur. Talep halinde devreye giren yargılamanın iadesi yoluyla mahkemeler yeniden yargılama yaptıklarında da kesin bağlayıcı bir hukuki sonuç doğmaz. Mahkemeler AİHM kararının esasını değerlendirip eski kanaatine uygun olarak önceki kararlarını uygun bulabilecekleri gibi, ihlal kararını dikkate alıp kısmen ya da tamamen yeni bir hüküm de tesis edebilirler.
Bu bağlamda; Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin 46ncı maddesinin AİHM kararlarının esastan kesin bağlayıcı olduğu şekilde yorumlanması ulusal yargı bağımsızlığını ve milli yargının asli olması ilkesini tanımamak anlamına gelir. Bunu tanımayanları biz de tanımayız. İhlal kararlarına uyup uymama yetkisi ilgili milli mahkemelere aittir.
Hiçbir uluslararası mercinin milli yargımıza talimat verme hadsizliği kabul edilmez. Sürekli yargı bağımsızlığını öne sürerek istismar siyaseti yapanlar milli yargının bağımsızlığına saygı duymak zorundadır.
Bu vesiliyle Avrupa Parlamentosu Türkiye Raportörü Nacho Sanchez Amor’un küstah ve asılsız açıklamalarını şiddetle kınıyoruz. Hiç kimse Türkiye Cumhuriyeti’nin Adalet Bakanına dil uzatamaz. Öte yandan Türk yargısının bağımsızlığına laf söylemek kimsenin haddi ve vazifesi değildir. AİHM Kararlarına ilişkin Batının yanlı ve iki yüzlü uygulamaları da herkesin malumudur. Siz gidip Avrupa’yı kasıp kavuran, ırkçılıkla, yabancı düşmanlıklarıyla, İslam düşmanlığıyla, ırkçı suçları ve cinayetlerin üstünü örten sahtekar mercilerinizle ve yargı yerlerinizle yüzleşin. Mülteci haklarını tanımayan hukuki, politik ve fiili saldırganlıklarınızla hesaplaşın.
AİHM siyasi proje kararlar verdikçe Türkiye için hiç bir kıymeti kalmıyor. Belli ki Türkiye AİHS’e taraf olma durumunu ve AİHM’e bireysel başvuru imkanını gözden geçirmeye zorlanıyor. Türkiye aleyhine siyasi hesaplarla kararlar verilmeye devam edilirse bu durumun kaçınılmaz hale geleceğini tüm muhataplar bilmelidir. İş bu noktaya gelirse AİHM sisteminin çöküşü de önlenemez olur."



.jpg&w=3840&q=75)