Haber Merkezi - AK Parti Grup Başkanı Abdullah Güler, TBMM’de “çerçeve yasa”ya ilişkin yaptığı konuşmada, Terörsüz Türkiye sürecinin tarihi bir aşamadan geçtiğini söyledi. Güler, sürece yönelik eleştirilere tepki göstererek, “Türkiye'nin kaybetmesine, daha büyük risk ve tehditle bile karşılaşmasına tahammülümüz asla yok” dedi.
Güler, konuşmasının sonunda ise “Artık Botan Çayı’nda serinlemek, Zap suyu gibi coşmak, Dicle, Fırat, Murat gibi barışa, kardeşliğe akmak istiyoruz” ifadelerini kullandı.
AK Parti Grup Başkanı Abdullah Güler, Türkiye Büyük Millet Meclisi’nde (TBMM) “çerçeve yasa” teklifine ilişkin konuştu.
Güler, yasaya destek vermediği halde düzenlemeyi eleştirenlere tepki göstererek, teklifin nasıl hazırlandığını, sürecin hangi aşamalardan geçtiğini ve Meclis’in üzerine düşen sorumluluğu yerine getirmek için yürüttüğü çalışmaları anlattı.
“Bugün terör konusunda tarihi bir süreçten geçiyoruz” diyen Güler, TBMM’nin bu süreçte üzerine düşeni tereddütsüz şekilde üstlendiğini ve gereğini yerine getirmeye çalıştığını söyledi.
“Kanunu üç kişi biliyormuş” eleştirisi
Güler, “Yasanın sadece üç kişi tarafından görüldüğü ve bilindiği” yönündeki eleştirilere tepki gösterdi. “Çok üzüldüm” diyen Güler, söz konusu iddianın gerçeği yansıtmadığını belirterek, raporun internet sitesinde yayımlandığını ve isteyen herkesin ilgili maddeleri okuyabileceğini söyledi.
Güler, özellikle raporun 6’ncı maddesine dikkat çekerek, PKK’nin silah bırakması ve kendisini feshetmesinin süreçteki “en kritik eşik” olarak tanımlandığını belirtti.
Güler, söz konusu maddede, “PKK terör örgütünün tüm unsurlarıyla silah bıraktığının ve kendisini tasfiye ettiğinin devletin güvenlik birimlerince tespit ve teyit edilmesinin” öngörüldüğünü ifade etti.
Bu ifadenin 18 Şubat 2026’da yayımlanan raporda yer aldığını belirten Güler, “Bazı arkadaşlar bunu yeni duyuyor herhalde. 18 Şubat 2026’da rapora yansımış bir şeyi bugün yeni duyuyorlar” diye konuştu.
“Birinci madde kritik eşik”
Güler, kanun teklifinde PKK’nin ve bağlantılı yapıların faaliyetlerinin sona erdirilmesine, silah ve mühimmatın teslim edilmesine ilişkin tespit ve teyit mekanizmasının da yer aldığını söyledi.
Güler, sürecin yalnızca silah bırakma aşamasından ibaret olmadığını, bunun yanı sıra hukuki düzenlemeler, toplumsal bütünleşme, süreçte görev alanlara yasal güvence sağlanması ve yürütme içerisinde koordinasyon mekanizması oluşturulması gibi başlıkların da ele alındığını belirtti.
Teklifteki düzenlemelerin raporla uyumlu olduğunu savunan Güler, “Raporumuza bağlı Milli Dayanışma, Kardeşlik ve Demokrasi Komisyonu’nun 6’ncı maddesiyle çok uyumlu bir kanun teklifinden bahsediyoruz” dedi.
“Yargılama sürecinde failin lehine olan hususlar değerlendirilecek”
Güler, teklifin yargılamalarla ilgili bölümlerine de değindi. Kanun teklifinde, mevcut hukuki çerçeve içerisinde yargılama süreçlerinde failin lehine olan hususların değerlendirilmesine ilişkin düzenlemeler bulunduğunu belirten Güler, bu konunun da son günlerde kamuoyunda yanlış şekilde tartışıldığını söyledi.
Güler, özellikle Türk Ceza Kanunu’nun ilgili hükümleri kapsamında hak yoksunluğu ve erteleme konularının da düzenleme içerisinde ele alındığını belirtti.
“Siyasi yasak” tartışması
Güler, kamuoyunda “siyasi yasak” başlığı altında yapılan tartışmaların da bazı konuların birbirine karıştırılmasından kaynaklandığını söyledi. Hak yoksunluklarının yalnızca belediye başkanlığı veya milletvekilliği üzerinden değerlendirilmemesi gerektiğini belirten Güler, kişinin idari görevler üstlenmesi, vakıf veya derneklerde yöneticilik yapması gibi farklı alanların da bulunduğunu ifade etti.
Güler, bir kişinin milletvekili seçilip seçilemeyeceği konusunda ise Türk Ceza Kanunu kapsamındaki uygulamalarla seçim mevzuatının birbirinden ayrı değerlendirilmesi gerektiğini söyledi. Bu konudaki değerlendirmelerin başvuru yapılan il seçim kurulu ve gerektiğinde Yüksek Seçim Kurulu tarafından ilgili mevzuat ve içtihatlar çerçevesinde yapılacağını belirtti.
“Kapalı kapılar ardında hazırlanmış değil”
Güler, kanun teklifinin “üç kişi tarafından hazırlandığı” veya “kapalı kapılar ardında oluşturulduğu” yönündeki eleştirileri de reddetti. “Raporun tamamen bambaşka bir hale getirilerek, ‘Bu kanun garip yerlerde hazırlandı, üç kişi biliyordu, nerede hazırlandığı bilinmiyordu’ gibi ucuz ve nezaketsiz ifadelerle anlatılmasını reddediyorum” diyen Güler, sürecin samimiyet ve iyi niyet içerisinde yürütüldüğünü savundu.
Güler, teklifin hazırlanması sırasında çeşitli kişilerle istişarelerde bulunduğunu ve süreç başlamadan önce siyasi partilere de bilgilendirme yapıldığını belirtti.
“Gizli kapaklı, kapalı kapılar ardında hazırlanmış bir şey yok. Gerçekten samimiyetle bir çaba, bir gayret var” diyen Güler, sürece katkı sunan siyasi parti ve siyasetçilere de teşekkür etti.
“Amacımız bu topraklarda bir daha silahın konuşulmaması”
Güler, sürecin temel amacının Türkiye’de silah ve şiddetin bir daha siyasi ve toplumsal sorunların çözümünde kullanılmaması olduğunu söyledi. “Bizim amacımız belli. Bizim derdimiz belli” diyen Güler, şöyle konuştu:
“Biz Türkiye’de, bu topraklarda bir daha silahın, şiddetin asla konuşulmamasını; bir daha bu topraklarda silah ve şiddet üzerinden bir meselenin ağır ekonomik ve sosyal sonuçlarla beraber yaşanmamasını istiyoruz. Elimizden geldiğince, elimizden gelen tüm çaba ve kapasitemizle, tüm değerlerimizle beraber bir sorunun üzerine eğilip çözmeye çalışıyoruz. Eksiğimiz olabilir, yanlışımız da olabilir.”
Güler, eleştiri yapanlara da ellerindeki bilgi ve tecrübeyi ortaya koymaları çağrısında bulundu. “50 yıllık bir meseleye bütün samimiyetimle, bütün gayretimle bir şey yapmaya çalışıyorum. Eksiği olabilir, yanlışım da olabilir. Sen ne diyorsun, bir görelim?” ifadelerini kullanan Güler, raporun ve teklifin maddelerinin açık olduğunu söyledi.
“Türkiye modeli” vurgusu
Güler, yürütülen sürecin “Terörsüz Türkiye” hedefi açısından önemli bir Türkiye modeli olduğunu savundu. “Sürecin başından itibaren, sonuç, raporun çıkışı ve devamındaki görüşmeler gerçek manada bu toprakların evlatlarının çalışmasıdır” diyen Güler, Türkiye’nin kendi iç dinamikleriyle bu sorunu çözmeye çalıştığını belirtti.
Güler, IRA ve ETA gibi örgütlerle yürütülen süreçlerde “üçüncü göz” veya dış müdahale bulunduğunu, Türkiye’de ise böyle bir durumun olmadığını söyledi.
“Bu toprakların evlatları; Türküyle, Kürdüyle, Alevisiyle, Sünnisiyle, bu toprakların has evlatları samimiyetle bu sorunu çözmek ve gelecek Türkiye’ye daha sağlam, daha kararlı, kardeşçe, omuz omuza yürümek istiyor” dedi.
Güler, sürece yönelik kaygı ve endişelerin yapıcı bir biçimde dile getirilmesi gerektiğini de belirterek, yıkıcı yaklaşımlardan kaçınılması çağrısında bulundu.
“Artık Botan Çayı’nda serinlemek, Zap suyu gibi coşmak istiyoruz”
Konuşmasının son bölümünde Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın 2009 yılında yaptığı bir konuşmaya atıfta bulunan Güler, Türkiye’nin geleceğine ilişkin temennilerini dile getirdi.
Güler, Erdoğan’ın sözlerini aktararak şöyle konuştu:
“Türkiye’nin kaybetmesine, daha büyük risk ve tehditle bile karşılaşmasına tahammülümüz asla yok. Ülkede bir bölümü üzerine çökmüş kalabalıklara tahammülümüz yok. Değerli kardeşlerim, umutsuzluğa tahammülümüz yok. Biz artık Botan Çayı’nda serinlemek, Zap suyu gibi coşmak, Dicle, Fırat, Murat gibi barışa, kardeşliğe akmak istiyoruz. Derdimiz bu. İstiyoruz ki Munzur Dağları’nda hep birlikte kardelenler toplayalım. Cudi Dağı’ndan çiğdemler, Ağrı Dağı’ndan çiğdemler derlemek istiyoruz. Ülkemin yedi coğrafyasından derilmiş çiçekleri ülkemin annelerine, o tertemiz yüreklere vermek istiyoruz. Türkiye’ye yedi ufuklar açmak, Türkiye’yi şaha kaldırmak, Türkiye’yi artık kabına sığmaz, tutulamaz, güçlü bir ülke olma yolunda zapt edilemez hale getirmek istiyoruz. Bunu mümkün olduğuna inanıyoruz. Çünkü bunu yedi yılda gördük. Nereden nereye geldiğimiz ortada.”
“Bedeli ne olursa olsun bunu başaracağız”
Güler, konuşmasının sonunda sürecin başarıya ulaşacağına inandığını belirterek, “Bedeli her ne olursa olsun bunu başaracağız” dedi.
Güler, sözlerini şöyle tamamladı:
“Hep birlikte başaracağız. Burada olanlarla, olmayanlarla birlikte başaracağız. Bu kardeşlik projesini, bir bütünleşme projesini, Türkiye’yi ayağa kaldırma projesini hep birlikte başaracağız inşallah.”
Güler’in konuşmasının son bölümünde yaptığı vurgu, sürecin yalnızca terör sorununun sona erdirilmesi değil, Türkiye’de toplumsal bütünleşmenin güçlendirilmesi hedefi üzerinden ele alındığını ortaya koydu.



