Türkçe siyaset dilinde ve Kürtlerde en sık kullanılan, en az sorgulanan cümlelerinden biri şudur: “Filanın toplumda karşılığı var.” Bazen bir kişi, bazen bir parti, bazen bir örgüt için söylenir. Cümle çoğu zaman tartışmayı bitirmek için kullanılır. Sanki bir hareketin kitlede tabanı varsa, o hareketin doğru yolda olduğu da kendiliğinden kanıtlanmış gibi konuşulur.
Bu, zayıf bir ölçü.
Toplumda karşılık, sosyolojik bir tespittir. Meşruiyetin, haklılığın, ahlakın ve başarının kendisi değildir. Abdullah Öcalan’ın bir toplumsal tabanı vardır. AKP’nin Kürt toplumunun bir kesiminde karşılığı vardır. Ahmed Şara’nın, yani Colani olarak bilinen figürün Suriye’de bir toplumsal karşılığı oluşmuştur. Taliban’ın da Afganistan’da bir tabanı vardır. Bunları inkâr etmek gerçekçi değildir.
Ama asıl soru burada başlar: Karşılık varsa sorun hallolmuş mudur? Hayır.
Bir toplumun bir kesimi bir figüre bağlanmışsa, o toplum haklarına, refaha ve huzura kavuşmuş mudur?
Çoğu zaman hayır. Tarih bu konuda cömerttir. Diktatörlerin çoğunun halkta bir karşılığı olmuştur. Korkuyla, inançla, kimlikle, intikam duygusuyla, ekmek kapısı vaadiyle, düşman üretme yeteneğiyle kurulmuş tabanlar da “karşılık”tır. Hitler’in, Stalin’in, Saddam’ın, Esad’ın dönem dönem geniş toplumsal dayanakları vardı. Karşılık, yanlışın yanlışlığını ortadan kaldırmaz.
Sadece o yanlışın yalnız olmadığını gösterir. O hâlde ölçü popülerlik olamaz. Ölçü, bir milletin hukukunu kazanmış olup olmadığıdır. Dilinin, kimliğinin, siyasal temsilinin ve eşit yurttaşlığının tanınıp tanınmadığıdır. Ölçü bilimsel ve ahlakidir: Gerçek söyleniyor mu, yoksa kitleyi ayakta tutmak için mit mi üretiliyor?
Ölçü, o toplumun refah ve huzur düzeyidir. İnsanlar daha güvenli mi, daha özgür mü, daha müreffeh mi? Yoksa yalnızca daha bağırgan, daha kutuplu ve daha bağımlı mı? Bu bakımdan yanlış yapanlar çoğu zaman popülerdir. Popülerlik, kitle psikolojisinin ürünü olabilir; hakikatin değil. Ezilmiş bir toplumda öfke kolay örgütlenir. Devletsiz bırakılmış bir toplumda kurtarıcı figürü hızla büyür. Yoksul bir toplumda dinî veya millî vaaz, programın yerini alır.
Geri bırakılmış bir yapıda “karşılık” aramak, o geriliğin kendi içinden çözüm çıkarmasını beklemektir. Mevcut hâlimiz bunu yeterince gösteriyor: Taban var, ajitasyon var, sadakat var; kalıcı hukuk ve kalıcı refah yok.
Asıl bakılması gereken yer, diğer milletlerin nasıl statü kazandığıdır. Bunun bir hukuku vardır. Adı milletler hukukudur; bugünkü dilde uluslararası hukuktur. Küçük Avrupa devletlerinin nüfusu milyonun altındadır, ama statüleri vardır. Tanınmışlardır, temsil edilirler, müzakere masasında muhatap alınırlar.
Milyonlarca kişilik bir milletin yalnızca “toplumda karşılığı olan” silahlı veya ideolojik aktörler üzerinden konuşulması, hukuki bir muhataplığın yerine fiilî bir güç ilişkisini koymaktır. Güç ilişkisi geçicidir. Hukuk kalıcıdır. Bu yüzden “karşılık” kelimesini tersinden kurmak gerekir. Karşılık, mevcut geri düzenin içinde en çok oy, en çok miting, en çok slogan toplayan figürde aranmamalıdır. Karşılık, o milletin diğer milletlerle aynı hukuki zemine çıkıp çıkamadığında aranmalıdır. Bir hareket milyonları harekete geçirip yine de o milleti özne hâline getiremiyorsa, orada toplumsal karşılık vardır; ulusal hukuk yoktur. İsmail Beşikçi örneği tam burada anlam kazanır.
Beşikçi’nin geniş kitlede, parti mitinglerinde, günlük duygusal siyasette “karşılığı” yoktur denebilir. Karşılığı daha çok aydın çevrededir, kitaplarda, arşivlerde, inatçı bir bilimsel duruştadır. Ama asıl bakılması gereken karşılık belki de budur. Çünkü Beşikçi’nin meselesi bir liderin popülerliği değil, bir milletin varlığının ve statüsünün inkâr edilemeyecek olgusal zeminiydi.
Kürtlerin folklorik bir ayrıntı değil, ayrı bir toplumsal-siyasal gerçeklik olduğunu söyledi. Bunun bedelini yıllarca ödedi. Kitlesel coşku üretmedi; ölçü koydu. Burada ince bir ayrım vardır. Aydın çevresinde kalmak, kendiliğinden doğruluk kanıtı değildir. Entelektüel çevre de yanılabilir, moda üretebilir, kendi dogmalarını kutsayabilir.
Beşikçi’yi değerli kılan, “azınlıkta kalması” değil; iddiasını bilimsel ahlak, tarihsel olgu ve milletler hukuku düzlemine taşımasıdır. Kitleyi okşayan söz ile milleti muhatap hâline getiren söz aynı şey değildir. Siyaset pratikte tabansız yapılmaz. Bu doğrudur. Ama taban, yönün kendisi olamaz. Taban araçtır; yön hukuktur.
Bir hareketin toplumsal karşılığı varsa, o hareket ancak şu sorularla sınanmalıdır:
Bu karşılık, milleti haklarına mı götürüyor, yoksa milleti bir lidere mi bağlıyor?
Dil, kimlik ve siyasal statü tanınıyor mu, yoksa bunlar sürekli ertelenen bir vaat olarak mı duruyor?
Şiddet, korku ve kutsal figürler kalkınca geriye kurum kalıyor mu?
İnsanların gündelik hayatı daha mı güvenli, daha mı müreffeh, daha mı onurlu?
Başka milletlerin sahip olduğu asgari hukuk bu millete de tanınıyor mu?
Bu sorulara “ama toplumda karşılığı var” diye cevap verilemez. O cümle, soruyu geçiştirir. Ajitasyonun işine yarar. Çünkü ajitasyon niceliği sever: Kaç kişi, kaç oy, kaç alan, kaç silahlı güç? Düşünce ise niteliği sorar: Ne kazanıldı, ne kaybedildi, kim özne oldu, kim nesne kaldı? Bir toplumun geri yapısı içinde en görünür olan şey, her zaman en doğru olan şey değildir. Baskı altında kalan toplumlar bazen kurtuluşu hukukta değil, karizmada arar. Karizma hızla taban üretir. Taban da kendini kanıt sanır.
Oysa kanıt, milletin statü kazanmasıdır. Kanıt, çocukların ana dilinde eğitim görebilmesidir. Kanıt, yurttaşın korkusuz yaşamasıdır. Kanıt, bir halkın başka halklarla aynı hukuk dilinde konuşabilmesidir. Bu yüzden “karşılığı var” sözü bir son değil, bir başlangıç olmalıdır. Var, evet. Peki doğru yolda mı? Kocaman bir soru işareti.
O soru işaretini kaldırmanın yolu daha fazla ajitasyon değildir. Yol, popüler olanı değil, hukuki, bilimsel ve ahlaki olanı ölçü almaktır. Aksi hâlde aynı kısır döngüde kalırız: Karşılığı olanlar çoğalır, sorunlar yerinde durur. Bir de Kürdistan Bölgesi’ne bakalım: Halkta karşılığı olan KDP’dir, YNK’dir; çünkü ortada bir başarı vardır. Karşılık, tabandaki kitle sayısına göre değil; gelişim, değişim, hukuk, ahlak ve başarı üzerinden ölçülürse gerçekçi olur.
(Yazılar, yazarların görüşlerini yansıtmaktadır. Rûdaw Medya Grubu'nun kurumsal bakış açısıyla örtüşebilir ya da örtüşmeyebilir)



