Kürd milleti ne zaman bir dönüm noktasında ya da bir köşe başında olsa, savaşlarda veya tarihsel dönemlerde, bölgesel sıkıntılarda her zaman bir biçimde “neden alternatifsiz olduğu, neden birlik olunmadı, olunmuyor” yönlü tartışmalar gündeme geliyor. Bu tartışmaları daha çok yeni kolonyalist aydınların nesnel bakma derdiyle yaptığını görüyoruz. Kürd aydınının da ciddi bir nesnel davranma, kendisini, kendi sorununun, kendi sorun sisteminin ya da düşünce sisteminin dışında görerek ortada durma durumu hâkim.
“Kürd ulusunun akademisyeninin ve entelektüelinin “nesnel” olma çabası ve kaygısı, ekseriyetle egemen bakış açısına eşdeğer olup onu yeniden üreterek meşrulaştıran bir rol oynar. Çünkü mevzubahis “nesnellik” çabası ve kaygısı, ilgili akademisyen ve entelektüele kendi ulusuna “dışarıdan” (ne de olsa nesnelliğin ölçüsü dışarıdanlıktır) bir göz ve akıl ile bakmayı dayatmakta veya ilgili akademisyen ve entelektüel kendi ulusuna bu şekilde bakmayı “nesnellik” kabul etmektedir.
Aslında bu tutum “oryantalist” ya da “self-kolonyalist” bir mahiyet arz ettiği gibi, birçok defa da bilinçli bir şekilde karşıyı memnun etmek suretiyle “kriminalize olmak”tan veya içinde bulunduğu mahallede dışlanma kaygısından sıyrılarak “makbul” akademisyen ve entelektüel olmanın konforlu bir yöntemi olarak sergilenir. Ancak en nihayetinde ilgili “nesnelliğin” kendisi de amaç değil, hakikati manipüle etme ve görünmez kılmanın aygıtı işlevi gördüğü için sorunludur. (M. Zengin)”
Bu tür aydınlar, organik aydın; var olan sistemin propagandasını yapan, doğruluğunu kabul eden ve bir şekilde egemen sınıfın ideolojisinin yayılımını sağlayan aydınlardır. Bu davranış tarzıyla devletin ideolojik aygıtlarından (Louis Althusser) biri olurlar. Gramsci’ye göre her sosyal sınıf, kendi çıkarlarını, dünya görüşünü ve hegemonyasını (toplumsal liderliğini) inşa etmek için kendi içinden uzmanlar, yöneticiler ve fikir üreticileri, yani organik aydınlar üretir. Geleneksel aydından farkı, üretmez; olana yamanarak çıkar ile sürdürür.
İçinde bulunulan sistemlerde bu tür aydınların, kendiliğinden, yapay bir biçimde ortada durduğunu düşünerek aslında karşı tarafın yanında yer aldıklarını fark etmediklerini görüyoruz. Hâl böyle olunca da hiçbir biçimde ne topluma doğru düzgün bir yol ve yöntem çizebiliyor ne de kendisi güçlü bir fikir zemini ya da düşünce üretebiliyor.
Kürdistan tarihinde 19. yüzyıldan sonra beylikler yıkılıp veya devletler parçalanıp yeni devletler kurulmaya başladığında, bilindiği gibi çoklu bir parçalanma yaşanıyor. O dönemde Kürdistan, bilindiği gibi, dörde bölünüyor ve Kürd milleti çok çeşitli biçimlerde sınırların aşağısında, yukarısında, solunda, sağında kalıyor. Bu durum doğal olarak bir milletin sosyal, siyasal, psikolojik ve kültürel gelişmesini de etkiliyor. Bu etki daha çok da milleti birbirinden uzaklaştırıyor. Fakat yeni dönemde, bu kadar teknolojinin geliştiği, fikre ya da coğrafyalara ulaşımın kolay olduğu zamanlarda bunun geriye doğru işlediğini de görebiliyoruz.
İçinde bulunulan dönem biraz da kültürel veya aidiyeti manipüle etme dönemidir. Yeni dönemde egemen olunmak istenen milletin veya coğrafyanın üzerinde daha çok kültürel, ekonomik veya psikolojik olarak merkeze bağlama organizasyonudur. Yeni düşünce sistemi ya da hareket sistemidir. Onun için son dönemde bu meseleler konuşulurken yeni dönem kavramı ön plana çıkarılıyor. Kürdistan’da da tam bu işleniyor.
Yeni dönemde ne olduğu belli olmayan fikirlerle, çoklu sosyal, psikolojik ve kültürel bölünmeye maruz kalmış bir bölgenin kardeşinin, öbür bölgenin kardeşini neredeyse dışarıdan bakarak, “başkasının acısı” (Susan Sontag) gibi görme durumu yaşanıyor. Düşüncede “başkasının acısı” bakışı atlatılmadığı sürece, acıyı kendi içinden hissederek bu gücü birleştirme veya düşünceyi güce dönüştürme olmayan bir düşünce biçiminde ne doğru düzgün bir gelecek planı olabilir ne de uluslararası ilişkiler veya milletleşme kavramının tam anlamı ifade edilebilir.
Çok trajik bir biçimde yeni dönemde aynı şeyi yaşıyoruz. Simko Şikaki döneminde, Şeyh Ubeydullah döneminde, Seyit Rıza döneminde, Şeyh Said döneminde, Mahmut Berzenci döneminde biz bu yalıtılmış, diğer kardeşin veya diğer bölgelerin dışarıdan izlenmesi durumunu tarihsel olarak büyük bir acıyla biliyoruz. Aynı şeyi bu dönemde Rojava’da yaşıyoruz, Rojhilat’ı seyirlik izliyoruz.
Son Kobanê sürecinde tabii biraz “kurgulanmış” bir durum da vardı. Bakur Kürdü, Suruç sırtlarında neredeyse oturmuş, konuşarak Güney Kürdistan’da, Rojava’da, Kobanê’deki yarı katliam sürecini izliyorlardı. Yani acıyı ve işin vehametini anlamama veya milli olarak hissetmeme var.
Şimdi gelinen bu noktada Kürdlerin bir kere daha çoklu parçalanmanın egemen güçlerle birlikte, ilişkilerle kabul ettirilmeye veya doğal gösterilmeye çalışıldığı zamanlardayız. Son dönemde en çok konuşulan şey, Kürd resmi ideolojisi veya egemen düşüncenin ürettiği ideolojilerdeki partiler veya hareket tarzından farklı bir sistemimiz olamaz mı, diye tartışmalar gelişiyor.
Tam da bunun için bu makaleyi yazıyoruz. Kürd milletinin alternatifi her zaman vardı. Yeni dönem içinde çok çeşitli alternatifleri bulunuyor. Fakat bu alternatifler hiçbir zaman milli milletleşme, milli birlik, ruhta veya fiziki olarak geliştirilen bir durum oluşturamamıştır.
Her zaman var olan alternatif, şimdi yeni dönemde Kürdistan’da bulunan bu bölünmüşlüğü, fiziki bir bölünmüşlük türünü, düşünsel, psikolojik ve kültürel olarak yeni dönemin teknoloji döneminde fırsatlarıyla büyük bir birlik, ortak hareket veya kabul hâline getirmektir. Biz bunu biliyoruz.
Diaspora Kürdlerinden tutalım ana Kürdistan coğrafyasına kadar milli ruh vardır. Onun için hem Kürd resmi ideolojisinin hem de kolonyal başkentlerin üretmeye çalıştığı, yok etmeye çalıştığı veya yeniden geriletmeye çalıştığı Kürd millet ruhunu veya Kürdi ruhu hareketlendirecek şey, ortak düşünce sistemi veya bunu örgütlü bir biçimde geleceğe taşımaktır.
Bu örgütlülük, bilindiği gibi, bir partinin veya bir kurumun etrafında birleşerek içeriye ve dışarıya bir güç olarak görünme biçimidir. Düşüncenin, pratiğin ve kültürün yaşatılmasıdır.
Kürd milletinin en büyük sıkıntılarından bir tanesi yine bilindiği gibi, kendi iç güçlenmesinin olmadığını dış dünya bildiği için ciddiye alınmaması veya diplomasinin başarısız olmasıdır ya da başarılı bir diplomasi yürütmemesidir. Bunun nedeni daha önce tartışıldı, konuşuldu, yazıldı. Daha çok bölgesel, partisel veya kişisel davranmaktan kaynaklanıyordu.
Dışımızdaki güçler biliyordu ki Kürdleri bu biçimiyle, bölgesel, bireysel ve örgütsel olarak istedikleri gibi yönlendirebilirler. Bunun aşılabilmesinin en temel verisi ya da sistemi, Kürdlerin millet olarak her bölgede, diaspora dâhil olmak üzere, acıda, tasada ve gelecek düşününde ortak hareket edebilmesidir.
Ortak hareket edebilme durumu anlaşıldığı zaman herkesin kendisine göre Kürdler için yaptığı bu yorumlar geride kalacaktır. Bu durum görüldüğünde Kürdleri ciddiye almak zorunda kalacaklar veya Kürdistan üzerine, Kürdler üzerine bir plan yaptıklarında Kürdlerin isteklerine veya gelecek planlarına dikkat etmek zorunda kalacaklar.
Neyse, söylemek istediğimiz şey şu: Kürdler, Kürd milleti, yine resmi ideolojinin bu kadar sisteme adapte etmeye çalıştığı dönemde veya psikolojik olarak kültürü tarihsel olarak bitirmeye çalıştığı dönemde, alternatif konusu asıl üzerinde durulması gereken meseledir. Bizim alternatifimiz her zaman vardı, şimdi de var. Önemli olan bölgelerde bu alternatifleri güçlendirmek ve bu gücü her zaman ortaklaştırabilmektir.
Milli sahiplenmelere örnekse Rojava’da gücümüz var. Güney Kürdistan’da Erbil merkezli gücümüz var. Rojhilat Kürdistan’da gücümüz var. Kuzey Kürdistan’da var. Kafkas Kürd yapılanmalarının kendisi neredeyse özel Kürdistan gibi örgütlenip ortak hareket ederek güçlü bir tarihsel geri dönüş yaşadığını biliyoruz. Diaspora Kürd milleti zaten oldu bitti Kürdistani topluluklardır.
Buradan hareketle Kürdler yeni dönemde herhangi bir biçimde güçlenerek, örgütlenerek ve sahiplenerek kendi isteklerini güçlendirebilir, duyurabilir ve geleceğe taşıyabilirler. Bilindiği gibi bu adı geçen düşüncelerin hepsi şöyle ya da böyle Kürdistan’a bölgesel veya genel bir statü istemektedir ve bu statü için yıllardır çok çeşitli emekler ve uğraşlarla örgütlü faaliyetlerini sürdürmektedir.
Her ne kadar gelinen noktada bazıları dışında çok güçlü bir sistem olmasa da altyapı olarak bu vardır. Önemli olan, Kürd milletinin bu yeni dönemde ne olduğu belli olmayan düşünce sistemleri ile yok edilmeye çalışıldığından, adı geçen partilerimiz etrafında güçlenerek yeniden geleceğe doğru Kürd milletini birleştirerek yürütebilmesidir.
Bilinen sorunlarına rağmen Kürd milleti adına bir statü istediği, bunun için uğraştığı bilinen partilerimiz, statünün eksiği fazlası olmayacağı için statü çerçevesinde buradan hareket edilebilir. Farklılıkları da kendimizde tutabiliriz ama önemli olan genel bütünlük içerisinde geleceğe yürümektir.
Geleceğe yürüme alternatifleri ile hareket edildiğinde belli bir sonuca gidileceği ortadadır. Son olarak demek ki Kürd milletinin her zaman alternatifi vardır. Önemli olan milli saiklerle, milli çıkar düşüncesiyle hareket etmektir.
(Yazılar, yazarların görüşlerini yansıtmaktadır. Rûdaw Medya Grubu'nun kurumsal bakış açısıyla örtüşebilir ya da örtüşmeyebilir)



