Kolonyal bir milletin ulusal bilincin uyanışı olmaksızın özgürleşmesi ve bir statü sahibi olması imkânsızdır. Bu tez, modern siyasal düşünce tarihinde oldukça köklü bir yere sahiptir. Kolonyal bir milletin milli duygu ve reflekslerini besleyen ve uyanışa geçiren olgular vardır. Bunlar olmaksızın ne gerçek ulusal haklara kavuşabilir ne de kalıcı bir özgürlüğe erişebilir. Yaklaşık 30 milyon nüfusa sahip Türkiye'deki Kürt halkı, son 50 yılda 150 bin kayıp vermiş, binlerce köyü haritadan silinmiş ve birçok kenti yerle bir edilmiş olmasına rağmen neden hâlâ anadilinde eğitim hakkına sahip değildir veya varlığı anayasal düzeyde tanınmamaktadır?
Kuşkusuz pek çok neden ileri sürülebilir. Siyasal alanı işgal eden yapıların ulusal hak taleplerini bilinçli ve planlı biçimde dışladığı veya tali unsurları öne çıkararak davayı çarpıttığı söylenebilse de bu vahim hatalara karşı koyabilecek ciddi bir potansiyelin henüz ortaya çıkmamış olması dikkat çekicidir. Bu nedenle Kürt sosyolojisinin incelenmesi gerekmektedir. Türkiye Kürtlerinde kolektif millî reflekslerin zayıf kalmasının temel nedenleri incelendiğinde, bunların büyük ölçüde eğitim sistemi ve dil politikalarına dayandığı görülmektedir.
Bu durumun başlıca iki yapısal nedeni öne çıkmaktadır: Kürtçenin resmî eğitim dili olarak tanınmaması ciddi bir sorundur. Anadil, bir millet için nesiller arası sosyolojik ve kültürel sürekliliği sağlayan temel aktarım aracıdır. Kürtçe anadilde eğitimin yokluğu aidiyet duygusunu kesintiye uğratmıştır. Kürtlerin Türk eğitim sisteminden geçmesi ise önemli sorunlar yaratmıştır. Etnik temellere dayanan bu eğitim sistemi ve görsel medya, Kürtlere Türklüğü aşılama işlevi görmektedir. Söz konusu sistemin ırk esaslı müfredat yapısı, pedagojik niteliği zayıflatmakta ve eleştirel düşünme becerilerini de köreltmektedir.
Bir milletin kolektif kimlik bilincinin oluşumunda ailenin temel bir rol oynadığı kabul edilmekle birlikte, bu sürecin asıl kurumsallaşması ve sistematik biçimde şekillenmesi okul ortamında gerçekleşir. Çocuklardan başlayarak Kürtçe eğitim görmeden, Kürtçe konuşturmadan, Kürtçe düşündüremezsiniz. Okul, yalnızca bilgi aktarımı değil, aynı zamanda millî anlatının inşası, tarihsel hafızanın kodlanması ve ortak bir "biz" duygusunun pekiştirilmesi açısından kritik bir sosyalleşme kurumudur. Kolonyal sistemde anadilinde eğitimden yoksun kalan ve niteliksiz bir ulusal eğitim sisteminden geçen bireylerde, bu kurumsal sosyalleşme mekanizmasının etkinliği önemli ölçüde azalır.
Bu durum, uzun vadede etnik grup içi dayanışma, siyasal mobilizasyon ve kültürel kapasiteyi olumsuz yönde etkiler. Milli eğitim ile millî kimlik arasındaki ilişki son iki yüz yıldır tüm devletlerin gerçeğini sunmaktadır. Daha derinlemesine ampirik çalışmalar, bu yapısal faktörlerin nicel ve nitel etkilerini ölçmeye yönelik veri analizlerini gerektirmektedir. Frantz Fanon, Yeryüzünün Lanetlileri adlı eserinde, sömürgeciliğin yalnızca siyasi-ekonomik bir tahakküm değil, aynı zamanda kolonize edilenin zihnini ve kimliğini de işgal eden bir şiddet biçimi olduğunu vurgular.
Fanon'a göre, sömürge halkı ancak kendi milli bilincini yeniden inşa ederek, "yerli" olanı aşağılayan kolonyal ontolojiyi aşabilir. Milli duygu ve reflekslerin uyanışı, Fanon'un terminolojisiyle "yeni insan"ın doğuşu sürecidir; bu süreç olmaksızın, siyasi bağımsızlık biçimsel kalır ve neo-kolonyal bağımlılık biçimlerine evrilir. Benzer şekilde, Benedict Anderson, milliyetçiliğin bir milletin modern bir inşası olduğunu gösterir. Sömürge yönetimleri, yerel dilleri, tarihleri ve sembolleri sistematik olarak bastırarak milleti ruhsal açıdan zayıflatır. Dolayısıyla ulusal haklara kavuşmak, öncelikle bastırılmış kolektif hafızanın ve ortak kimlik duygusunun yeniden canlandırılmasını gerektirir. Bu uyanış, elitlerin değil, geniş kitlelerin katıldığı bir kültürel ve pedagojik süreç olarak anadilde eğitimin önemini göstermektedir.
Cezayir bağımsızlık savaşında FLN'nin (Ulusal Kurtuluş Cephesi) başarısı, yalnızca askeri mücadele değil, aynı zamanda Fransız kolonyal kültürünün yarattığı aşağılık kompleksine karşı yürütülen kültürel ve psikolojik seferberlik sayesinde mümkün olmuştur. Buna karşılık, biçimsel bağımsızlık kazanıp milli bilincini yeterince geliştiremeyen bazı Afrika ve Asya ülkelerinde, örneğin bazı post-kolonyal rejimlerde, neo-kolonyal yapılar, etnik çatışmalar ve otoriter yönetimler kolayca yerleşebilmiştir. Bazen de aşırı milliyetçi refleksler, içerdeki azınlıkları veya komşu ulusları ötekileştirerek yeni çatışma alanları yaratabilir. Dolayısıyla arzu edilen, olgun ve kapsayıcı bir milli bilinç olmalıdır; bu da demokratik kurumlar, eleştirel tarih bilinci ve çoğulcu kimlik anlayışıyla desteklenmelidir.
Kolonyal tahakkümün kalıcı kırılması, maddi bağımsızlığın yanı sıra zihinsel ve kültürel bağımsızlığı da gerektirir. Milli duygu ve reflekslerin uyanışı, ulusal hakların hem ön koşulu hem de güvencesidir. Ancak bu uyanışın niteliği belirleyicidir. Eğer bu süreç aydınlanmacı, eleştirel ve kapsayıcı bir karaktere bürünürse özgürleşme kalıcı olur; romantik, otoriter veya dışlayıcı biçimlerde kalırsa, yeni tahakküm biçimlerinin tohumlarını taşır.
Bu perspektiften bakıldığında, tez hem normatif bir uyarı hem de tarihsel bir gözlemdir: Gerçek özgürlük, ancak bir milletin kendi hikâyesini yeniden anlatma ve kendi reflekslerini ana dilde eğitimle özgürce yaşama kapasitesini kazanmasıyla mümkündür. Anadilde eğitim alamamak ve anadilin kamusal alanda kısıtlanması veya yasaklanması, bireysel ve kolektif düzeyde kültür, kimlik ve aidiyet üzerinde vahim boyutlarda zayıflatıcı etkiler yaratır. Bu etkiler, dilbilim, eğitim bilimi, psikoloji ve sosyoloji alanlarındaki çalışmalarla belgelenmiştir.
UNESCO'nun saha raporları: Anadilde eğitim alan çocuklar, yabancı dilde eğitim alanlara göre %14-30 daha yüksek okuma-anlama başarısı gösterir. Örneğin Afrika'da %30, bazı ülkelerde daha yüksek oranlarda matematik ve fen gibi alanlarda da fark belirgindir. Dil, sadece iletişim aracı değil, milli kimlik bilincinin ve kültürün ana taşıyıcısıdır. Dünya görüşü, atasözleri, folklor, edebiyat, ritüeller ve tarih anlatıları dil aracılığıyla aktarılır ve milli duygu ve ulusal refleksler ancak bu yöntemle gelişir.
Anadilde eğitimin olmayışı özellikle gençlerde "biz kimiz?" sorusunu, sosyolojik bağları, dayanışmayı ve ortak hafızayı zayıflatır ve belirsizleştirir. Kuzeyde yaşananlar bunlardır. Her parti ve kurumun ortak kararıyla herkes liderlerini, retoriklerini, bayraklarını bir tarafa bırakarak Türk ve dünya kamuoyunun önünde Diyarbakır, Van ve İstanbul'da yüzbinlerce Kürt'ün bir araya gelmesi mümkün; fakat yapılmıyor. Acaba neden?
(Yazılar, yazarların görüşlerini yansıtmaktadır. Rûdaw Medya Grubu'nun kurumsal bakış açısıyla örtüşebilir ya da örtüşmeyebilir.)



