Bir taraf “savaşı yeniden başlatırız diyor”, öbürü “bunlar blöf” diyor, bu sefer Kandil dönüp, diyor ki “biz size blöfü gösteririz”. Ama herkes bütün bunların adına “çözüm süreci” denilen sürecin birer parçası olduğu konusunda hemfikir. Mutlaka bir isim konulacaksa, çözüm“süz”lük süreci ya da “Barış için Savaş” demek daha uygun olur diye düşünüyorum.
Peki adı çözüm olan bu süreci çözüm“süz”lüğe sürükleyen sebepler neler? Bana sorarsanız, iki ana neden var. İlki, tarafların sürece bakış açısı ve çözümden ne anladığı çok farklı. ikincisi ise, son zamanlarda bölgede gelişen olaylar ve oluşan yeni konjonktür.
İlkinden başlayalım… “Taraflar” diyoruz ya hep, sanki iki taraf bir sorunu çözmek için bir masaya oturmuş gibi. Öyle birşey yok. Bir kere iki taraf değil, dört taraf var bu işte. İlki Türkiye Cumhuriyeti Devleti, ikincisi İmralı, üçüncüsü HDP ve dördüncüsü Kandil. Bu dört tarafın da süreçten anladıkları ve beklentileri oldukça farklı.
Devlet tarafı açık açık bunun “Terör sorununu çözme” süreci olduğunu söylüyor. Nitekim parlamento tatilini erteleyip çıkarılan yasanın adı da buna işaret ediyor. Ankara başından itibaren kısaca şunu diyor:
“İlkin çatışmasızlık, sonra silah bırakma en son da dağdan inme (yani Kandil’i boşaltın). Ondan sonra gelin resmi bir siyasi parti çatısı altında siyaset yapın. Gerisine Allah kerim, masaya oturur konuları müzakere ederiz.”
Gelelim İmralı’ya. Öcalan, bu süreci kendi özgürlüğünün garantisi olarak da görüyor. Öcalan ile MİT arasında yapılan toplantılar var, bu toplantılarda neler konuşuluyor? Kim kime neyi vaadediyor? Bilen yok. Bu toplantıların sırrına bence sık sık İmralı’yı ziyarete giden HDP heyeti de ermiş değil. Kandil desen, oradan da açıklanan doyurucu bir bilgi yok. Aslında bakarsanız, HDP – Kandil – İmralı arasındaki tutum farkının nedenlerinden biri de bu. Tamam herkes “Başkan Apo”ya bağlı, onun dediği bağlayıcıdır ama yine de onun kullandığı dili kullanmaktan kaçınıyor HDP ve Kandil.
Bir de bu işin HDP tarafı var. Malumunuz üzere HDP siyasi bir parti, oy ile yaşar. Demem o ki, HDP için bu iş seçim sandıklarından oy olarak kendisine dönecek siyasi bir yatırım. Bu vesile ile parti güçlenecek ve “Demokratik Özerklik” dedikleri amaca ulaşacaklar. Ancak bakarsanız, HDP’nin süreçteki konumu kendi iddia ettiği kadar kritik değil. “İmralı Heyeti”, müzakere sürecini yöneten bir ekipten daha ziyade Ankara – Kandil – İmralı üçkeninde iletişimi sağlıyor.
Şimdi de gelelim asıl tarafa! Silahı elinde tutan Kandil’e. Onların süreçten anladıkları bambaşka. Kandil’in talebi, PKK bugünki hali ile resmi bir kimliğe bürünsün, HDP’nin “kuracağı” özerk devletin sahibi olsun ve silahlı güçleri de o devletin resmi ordusu olsun.
Bu dört farklı tarafı, dört farklı bakış açısını ve dört farklı iradeyi hangi mekanizma aynı paydada buluşturup, aynı amaca ulaşmasını sağlar?! Bu dört iradeye bir de İran, Amerika, Esed ve Erbil’in de süreç üzerindeki etkileri eklenince, olacakları siz düşünün.
Sürecin önündeki ikinci bir düğüm ise Ortadoğu’da oluşan yeni konjonktür. Çözüm süreci başladığıda IŞİD diye bir şey yoktu. Ama bugün IŞİD bölgedeki bütün denklemleri altüst eden reel bir olgu. IŞİD’in ortaya çıkması ve Şengal ile Kobani’ye saldırmasıyla beraber, kim ne derse desin PKK’nin konumu değişti. Batı’nın “terör” listesindeki PKK, dünyanın terör örgütü olarak kabul ettiği ve mücadele ettiği IŞİD ile karada savaşan ender gruplardan biri.
Adına ne derseniz deyin, ister Ankara’nın dediği gibi “çözüm süreci” ya da Öcalan’ın dediği gibi “Barış Projesi” deyin, IŞİD’in ortaya çıkması ile beraber oluşan soruları cevaplamak da zorlaştı. Artık bu süreci ciddi bir şekilde gözden geçirmenin vakti geldi de geçiyor diye düşünüyorum.
Aslında mesele çok basit, Türkiye gerçekten Kürt sorununu çözmek istiyorsa, müzakere de şart değil. Kürtler’in talepleri ortada; Kürt kimliğinin kabul edilmesi, Kürt siyaseti önündeki engellerin kaldırılması, anadilde eğitim ve yerel yönetimlere özerklik vb...
Kısaca, Türkiye’de Türkler’in Kürtler üzerindeki egemenliğini bitirmek.
Ne zaman bu adımlar atılırsa, sorun çözülmüş olacak. O zaman Kürtler’in silahlı mücadeleye ihtiyaçları kalmayacak.
Yok illa bir müzakere süreci ve o süreçte Kürtleri temsil eden bir taraf olmalı diyorsanız, gelin Kürt nüfusun yaşadığı illerden seçilen bir meclis oluşturun. Kürt halkı temsilcilerini oraya göndersin, içinde her görüşten Kürt bulunsun. Bu meclis, müzakerelerde resmi temsilci olsun.



