Ani bir karar ve birkaç twittle Suriye’den çekileceklerini açıklayan Donald Trump, Suriye ve bölgedeki dengeleri yıkmakla kalmadı kendi yönetimine bağlı tüm kurumları da derinden sarstı. Fakat Trump bu adımla kendisini hem içerde ve hem de dışarıda tehditlere maruz bıraktı.
Suriye’deki Kürt halkı ve siyasileri bu tehditlere bel bağlamış olabilir ama hayır! Alınan kararın değişmesi artık çok zordur. Trump kararından pişman olacağını söylemeyecektir. Hatta Pentagon’un askeri güçlerin çekilmesini geçiktirecek kurnazlıklarının önünü de almıştır. Dolayısıyla Suriye’deki Kürtlerin sadece bir ümidi kalıyor; o da kendi çabalarıyla daha uygun alternatifler bulmalarıdır.
Donald Trump başkan olarak tüm baskıları görmezden gelebilir. Çünkü O ahlaki değerleri ve verdiği sözleri bır tarafa bırakıp, “acaba Türkiye Rusya’nın S-400’lerine karşılık fiyatları 3 milyar doları aşan Amerikan Patriotlarını alır mı?” derdine düşmüş. Kendisi de tekrar seçilmek için seçmenlerinin ülke harcamalarının kısıtlanmasına ve yurt dışındaki askerlerin IŞİD’e karşı savaşan statüsüz bir müttefik veya yabancı bir ülkeyi savunmasına değil evlerine dönmelerine önem verdiğini biliyor.
Bu yüzden Başkan Trump telefon görüşmesinde “kötü pazarlıkçı” gibi öne çıktı. Türkiye Cumhurbaşkanı Erdoğan ise taleplerinin çıtasını o kadar yükseltmişti ki kendisi de Trump’ın tereddütsüz bu talepleri kabul edeceğine inanmıyordu. Ortada bir yerde buluşacaklarını, Trump’ın kendisine sabır veya başka bir anlaşma talebinde bulunacağını tahmin ediyordu.
Fakat Trump, bütün danışmanlarının aksine tüm taleplerini kabul edeerek Erdoğan’ı bile şoka uğrattı. Hatta Erdoğan içine sinen korku ve endişeden dolayı çekilmenin aniden olmamasını bile istedi.
Türkiye’nin apar-topar Rojava’ya saldırmaya hazır olmadığı anlaşılıyor. Şüphesiz Türkiye bu yüzden askeri hazırlıklarını hızlandırdı. Bununla birlikte Türkiye’nin Rojava topraklarının derinliklerine inip PYD’yi püskürtme gibi bir hedefi olmayabilir. Sınır boyunca Özgür Suriye Ordusu ile birlikte 20 ila 30 kilometrelik bir hattı kontrol edip Efrin’deki gibi bir yönetim kurarak Türkiye’deki Suriyeli mültecileri buraya yerleştimeyi düşünüyor olabilir.
Bu şekilde İran ve Rusya ile sürdürdüğü diyalog kapsamında Suriye’nin geleceği için sözsahibi olma imkanını arttırabilir. Aynı zamanda PYD’ye büyük bir darbe vurarak kuzeyden Türk güçlerinin, gündeyden de IŞİD ve Suriye rejimi güçlerinin ilerleyişini kolaylaştırıp PYD’nin elindeki toprak ve yeraltı zenginliklerini kaybetmesine vesile olabilir.
Açık ki bu durumdan fayda sağlayan taraf İran, Rusya ve Esed rejimi olacak. Çünkü bu güçler bir süreden beridir ABD’nin Suriye’den çıkarılması için kampanya yürütüyordu. Fakat Türkiye’nin bunu böyle kısa bir zamanda garanti altına alacağını beklemiyorlardı.
Bu üç taraftan hiç biri şu ana kadar açıkça Kürt güçlerine karşı durmuş değil. Bu taraflar IŞİD’e karşı savaşta Türkiye’den daha ciddi tavır alıyor. Ayrıca sınırın ötesinde işgal ettikleri tüm toprakları kaybeden on beş bin kişilik bir IŞİD’li grubun geri dönüp Rakka’yı rahatça kontrol edebileceğini kestirebiliyorlar. Bu durum Demokratik Suriye Güçleri’nin (DSG) İran, Rusya ve Suriye rejimi ile kader belirleyen bir müzakereye başlaması için kapıyı açık bırakıyor. Elbette DSG açısından bunun bir karşılığı da olacak ve bu durum gelecekte ipleri Esad rejiminin eline vermeye kadar da gidebilir.
Tamda burada Avrupa’nın rolüne de değinmekte fayda var. Bölgeye komşu olanlar ve mülteciler ile teröristlerin hedefindeki ülkelerin yani. Bu ülkeler durumun kaosa neden olmasıyla IŞİD’in yeniden hortlamasından ve yeni bir mülteci dalgasının Avrupa’ya yönelmesinden korkuyorlar. Bölgede sıkışıp kalan veya PYD’nin elinde tutsak olan Avrupalı IŞİD’lilerin geri dönesinden de korkuyorlar.
Bu nedenle Fransa ve İngiltere Trump’ın kararına açıkça tepki gösterdi. Fakat hala ABD’den doğan boşluğu doldurmak için Suriye’ye asker gönderme konusunda karar almış değiller. Avupalılar şuana kadar da bölgede etkin olmadıkları halde ABD’nin yürüttüğü siyasetin bedelini ödüyorlar. Avrupa Birliği kuruluşları varlıkları gereği askeri müdahale konularında kolayca adım atamıyor. Dolayısıyla en önemli rol, birliğin en güçlü üyelerine kalıyor. Onlarda ancak NATO müttefikleri olan Türkiye ile IŞİD’e karşı savaşan diğer bir taktik ve lokal müttefikleri arasındaki çatışmayı geçici bir süreliğine engelleyebilirler. Fakat bu Türkiye’nin onları dinleyeceği anlamına gelmiyor.
Peki bu arada Rojavalı Kürtler ne yapabilir? ABD’ye karşı negatif bir tavır takınmaları veya “ihanetle” suçlamaları için henüz erken. Çünkü ABD’de karar mekanizması çok karmaşık ve belirlenen zaman için de hanüz vakit var. Diğer bir deyişle kara günler için hazırlık yapacaklarına alternatif kapıları açmak için daha fazla çabalayabilirler.
Rojava Kürtlerinin geçen süreçte doğulu ve batılı güçler arasındaki güç dengesini başarıyla korudukları inkar edilemez. IŞİD’e karşı savaş kapsamında aynı anda hem ABD ve Avrupa ile ve hem de Suudi Arabistan, Rusya, İran ve Esed rejmi ile iyi ilişkiler kurabilmişlerdir. Hem de hiçbirinin güvensizliğine mahal vermeden. Fakat bugünkü sonuç Kürtler için her zaman beklenen bir sonuçtu. Hala hiçbir uluslararası güç DSG ile ilişkilerini sonlandırmış değil.
Mevcut durumda Türkiye ile DSG arasında diyalog sağlanması çok kolay görünmüyor. Hatta Türkiye’nin böyle bir diyaloğa girmesi imkansız gibi duruyor. Ama ABD’nin çekilmesinden sonra Rusya ve İran, Suriye rejimi ile anlaşma şartıyla, Rojava Kürtlerine destek verebilir. Bugün, daha derin ve ayrıntılı düşünme, düşmanlarını azaltıp dostlarını arttırma zamanıdır. Rojavalı yöneticilerin her zamankinden daha fazla lobisel hüner ve hikmet sahibi olmaları gerekiyor.
(Yazılar, yazarların görüşlerini yansıtmaktadır. Rûdaw Medya Grubu'nun kurumsal bakış açısıyla örtüşebilir ya da örtüşmeyebilir.)


.jpg&w=3840&q=75)
