New York (Rûdaw) - Pakistan Başbakanı Şahbaz Şerif, ülkesinin ABD ile İran arasında "dürüst ve saygın bir arabulucu" rolü üstlendiğini belirterek, yaşanan gerilimlere rağmen durumun yatıştırılmasına dair umutlarını kaybetmediklerini söyledi.
Rûdaw’a özel açıklamalarda bulunan Pakistan Başbakanı Şahbaz Şerif, Washington ve Tahran hattındaki gelişmelere ve ülkesinin bu süreçteki pozisyonuna dair önemli değerlendirmelerde bulundu.
23 Eylül 2026 Çarşamba günü, Rûdaw'ın Birleşmiş Milletler (BM) Ofisi Müdürü Namo Abdulla’nın Pakistan'ın ABD ve İran arasındaki müzakere sürecindeki rolüne ilişkin sorusunu yanıtlayan Şerif, "Pakistan, komşu ülke İran ile Amerika Birleşik Devletleri arasında dürüst ve saygın bir arabulucu rolü oynamaktadır" ifadelerini kullandı.
Haziran ayında taraflar arasında varılan 60 günlük anlaşmaya dikkat çeken Şahbaz Şerif, "İslamabad Mutabakat Zaptı; Başkan Trump, İran Cumhurbaşkanı Mesud Pezeşkiyan ve benim tarafımdan imzalandı. Ancak ne yazık ki sonrasında yaşanan gelişmeler biraz öngörülemezdi" dedi.
Artan gerilimlere rağmen İslamabad'ın diplomatik çabalarını sürdüreceğini vurgulayan Pakistan Başbakanı, "Pakistan tamamen bu konuya odaklanmış durumda ve umutlarımızı henüz kaybetmedik. Durumu yatıştırmak, daha fazla çaba göstermek ve ilerleme kaydetmek konusunda son derece kararlıyız" diye ekledi.
Süreçte neler yaşanmıştı?
28 Şubat'ta ABD ve İsrail'in İran'a yönelik saldırılarının ardından Tahran yönetimi füze ve İHA'larla karşılık vermiş, tırmanan krizin ardından 17 Haziran'da ABD ve İran, Pakistan'ın arabuluculuğunda bir mutabakat zaptı imzalamıştı.
Söz konusu mutabakat; tüm cephelerde çatışmaların tamamen durdurulması, Hürmüz Boğazı'nda deniz ulaşımı güvenliğinin sağlanması ve Tahran'ın nükleer programının sınırlandırılması temellerine dayanıyordu. Buna karşılık ABD yönetimi; yaptırımların ve ambargoların kaldırılması, dondurulmuş varlıkların serbest bırakılması ve nihai anlaşma kapsamında İran'ın yeniden inşası için 300 milyar dolarlık bir ekonomik plan hazırlama sözü vermişti.
Ancak mutabakatın imzalanmasının ardından ABD İran'ı boğazı trafiğe açmamakla suçlarken; Tahran ise Tel Aviv'i Lübnan'daki savaşı durdurmamakla itham etti. Her iki taraf da bu suçlamaları saldırılara devam etmek ve boğazı kapalı tutmak için birer gerekçe olarak kullandı. 60 günlük sürenin dolmasının ardından ABD yeniden çatışma ortamına dahil olurken, İsrail kendini bu süreçten uzak tutmayı tercih etti.
Belirlenen 60 günlük süre zarfında nihai bir anlaşmaya varılması planlanıyordu ancak taraflar birbirlerinin taleplerine taviz vermedi. Bu çözümsüzlüğün merkezinde ise İran'ın nükleer programı, yaptırımların kaldırılması ve Hürmüz Boğazı'nın açılması gibi kritik başlıklar yer alıyordu.



