Haber Merkezi - Suudi gazeteci ve eski Şarku’l Avsat Genel Yayın Yönetmeni Abdurrahman Raşid, Suudi Arabistan’ın Türkiye ve Pakistan ile oluşturduğu üçlü ittifakın İran’a karşı bölgedeki güç dengesini değiştirebileceğini belirtti.
Şarku’l Avsat’ta yayımlanan makalesinde Raşid, İran’ın son dönemdeki saldırılarının ABD ve İsrail’den çok Suudi Arabistan, Körfez ülkeleri ve Ürdün’e yöneldiğini savundu.
Raşid’e göre Riyad’ın Türkiye ve Pakistan ile kurduğu yeni ittifak, Tahran’ın bölgedeki etkisini sınırlandırmayı ve İran’ın çatışmayı Körfez ülkelerine doğru genişletmesini engellemeyi amaçlıyor.
“İran’ın savaşı Körfez’e karşı”
Raşid, İran’ın yürüttüğü savaşın hedefinin yalnızca ABD ve İsrail olmadığının ortaya çıktığını ileri sürdü.
İran’ın geçen şubattan bu yana Suudi Arabistan’a binden fazla insansız hava aracıyla saldırdığını ve sivil ve askeri tesisleri hedef alan balistik füzeler kullandığını belirten Raşid, Tahran’ın Suudi Arabistan’ı kuşatmak amacıyla çatışmayı Irak ve Yemen’e de yaydığını ifade etti.
Raşid, buna karşılık Riyad’ın İran’la sınır komşusu olan Türkiye ve Pakistan’ı da içine alan bir blok oluşturduğunu belirterek, bu gelişmenin “güç dengesini İran’ın aleyhine değiştirdiğini” savundu.
Türkiye ve Pakistan’ın artık çatışmanın yalnızca dışındaki aktörler olmadığını belirten Raşid, iki ülkenin askeri ve stratejik kapasitelerinin yeni ittifaka önemli bir ağırlık kazandırdığını kaydetti.
“İran’ın hareket alanı daralacak”
Raşid, Suudi Arabistan-Türkiye-Pakistan hattının İran’ın Körfez bölgesine yönelik olası hamlelerini caydırmayı amaçladığını belirtti.
İran’ın çatışmayı genişletmesinin Tahran yönetimi açısından yüksek bir maliyet oluşturacağını savunan Raşid, ittifakın İran’ın Ürdün, Suriye ve Yemen üzerinden bölgedeki nüfuz alanını genişletme girişimlerine karşı bir denge oluşturacağını ifade etti.
Raşid ayrıca Suudi Arabistan’ın bu hamlesinin İran’ın ABD ile yaşadığı çatışmalardaki pazarlık gücünü de kademeli olarak azaltabileceğini öne sürdü.
Petrol kozuna karşı yeni denklem
Raşid’e göre ittifakın önemli hedeflerinden biri de İran’ın petrolü bir baskı aracı olarak kullanmasının önüne geçmek.
İran’ın Hürmüz ve Bab’ül Mendeb boğazlarını kapatma, Körfez’deki üretim ve ihracat tesislerini hedef alma girişimlerinin küresel petrol piyasalarını doğrudan etkilediğini belirten Raşid, Suudi Arabistan öncülüğündeki yeni ittifakın Tahran’ın bu kozunu zayıflatabileceğini savundu.
Raşid, üçlü ittifakın açıklanmasının ardından uluslararası petrol piyasalarında fiyatların düşüş gösterdiğini de belirterek, gelişmenin piyasalarda doğrudan karşılık bulduğunu ifade etti.
“Üçüncü cephe kamuoyu”
Raşid, İran ile mücadelede üçüncü önemli alanın ise Arap ve Müslüman kamuoyu olduğunu değerlendirdi.
Yaklaşık 300 milyon Arap ile dünya genelindeki 1 milyardan fazla Müslümanın savaşın nasıl anlatıldığı konusunda önemli bir rol oynadığını belirten Raşid, İran’ın savaşın başında çatışmayı ABD ve İsrail’in Müslüman bir ülkeye yönelik saldırısı olarak sunmaya çalıştığını kaydetti.
Savaşın hızlı şekilde sonuçlanmamasının ardından Tahran’ın kendi saldırılarını meşrulaştırmaya ve komşu ülkeleri ABD-İsrail kampının parçası olarak göstermeye yöneldiğini ileri süren Raşid, Suudi Arabistan, Türkiye ve Pakistan’ın aynı cephede yer almasının İran’ın propaganda söylemini zayıflatacağını savundu.
“Tahran propaganda savaşını kaybedebilir”
Raşid, yeni ittifakın İran’ın Pakistan, Türkiye ve Suudi Arabistan’ı Araplara ve Müslümanlara karşı konumlandırmaya yönelik propaganda söylemini etkisizleştirebileceğini belirtti.
Suudi Arabistan’ın Türkiye ve Pakistan ile oluşturduğu hattın yalnızca Riyad’ın güvenliğini değil, Körfez bölgesinin ve Arap dünyasının doğusunun güvenliğini de ilgilendirdiğini savunan Raşid, İran’ın Hizbullah’ın zayıflaması ve Esed rejiminin devrilmesinin ardından bölgedeki nüfuz alanlarının önemli bölümünü kaybettiğini ifade etti.
Raşid’e göre Tahran, kaybettiği nüfuz alanlarının ardından bölgesel istikrarsızlığı artıracak yeni bir jeopolitik denklem oluşturmaya çalışıyor.
Raşid, önümüzdeki günlerde İran’ın saldırgan tutumunda değişiklik yaşanabileceğini ve Riyad-Ankara-İslamabad hattının Tahran’ın hesaplarını önemli ölçüde etkileyebileceğini öne sürdü.



