Rojava (Rûdaw) - Rojava’daki durumun değiştiğine dair ilk işaret, Kürdistan Bölgesi'nden Sêmalka Sınır Kapısı'ndan geçtikten hemen sonra göze çarpıyor.
Şam tarafından sınır kontrolüne atanan iki yetkili, gazetecilerin bölgede çalışabilmesi için Suriye İletişim Bakanlığı'ndan izin belgesi talep ediyor. Eskiden duvarları süsleyen ve cihatçı gruplara karşı yürütülen 15 yıllık savaşta hayatını kaybeden Kürt savaşçıların fotoğraflarının yerinde ise artık yeller esiyor.
Savaşçıların fotoğraflarının yerini Avrupa'nın doğa manzaraları ve yeşil tarlalarda koşan at görselleri almış durumda. Sokak yön tabelaları Arapça. Sadece köşede asılı duran ve Kürtlerin yeni yılını işaret eden bir takvim bu durumun istisnası.
Sınır kapısında sorumlu olan kişi ismini vermeyi reddediyor. Bu yetkili, Şam'dan buraya gelmek için yaklaşık 14 saat yol kat ediyor ve her seferinde iki hafta sınır kapısında görev yapıyor. Kendisi Şam hükümetinin temsilcisi ve nihai söz hakkı ona ait.
Bu, Demokratik Suriye Güçleri (DSG) ile Şam arasında güç dengesini kesin bir şekilde değiştiren savaştan sadece altı ay sonra, Rojava genelinde yaşanmakta olan büyük değişimi yansıtan küçük bir tablo.
Kürdistan Bölgesi'nden bir yetkili Rojava'daki durumla ilgili bana şunları söyledi: "Suriye Kürtleri hala şokta. Biz Bağdat ile savaşırken tüm dünya Saddam Hüseyin'e karşıydı. Şimdi ise dünyadaki herkes Ahmed Şera'nın yanında. Onlar çok zor bir durumdalar."
Yaklaşık 15 yıl boyunca Rojava Kürtleri, IŞİD başta olmak üzere art arda birçok cihatçı grupla savaştı.
Beşar Esad 2024'ün sonlarında Suriye'den kaçarak yarım asırdan fazla süren otokratik yönetimine son verdi.
Sednaya ve diğer hapishanelerden yansıyan görüntüler, özgür dünyada şok etkisi yaratan onlarca yıllık devlet terörüne tanıklık ediyordu. Ahmed Şara'nın güçleri o yılın sonunda Şam'ı kontrol altına aldı ve Kürtlerin büyük bölümüne öncülük ettiği Özerk Yönetim, yeni yöneticilerle yaklaşık bir yıl boyunca müzakerelere devam etti. Ancak bu görüşmeler, bu yılın kış ortasında patlak veren birkaç haftalık çatışmayı engelleyemedi. Kürt güçleri, ABD öncülüğündeki uluslararası koalisyonun desteğiyle daha önce kontrol ettikleri bölgelerin çoğunu bu savaşta kaybetti.

Kürtler yönetiyor
Ocak ayı sonlarında sağlanan ateşkes büyük çaplı çatışmalara son verdi. O zamandan beri bölge büyük ölçüde sakin kaldı, ancak bu sükunetin bir garantisi yok. Sêmalka'dan Kamışlo'ya kadar güvenlik güçleri kontrol noktalarında hala görülüyor, ancak sayıları eskisi gibi değil. Çukurlarıyla meşhur olan yol bazı yerlerde onarılmış. Yol üzerindeki kasabalar kalabalık görünüyor ve pazarlar açık.
Bölgeye yeni insanlar da gelmiş. Kamışlo'nun iyi otellerinden birinde kalmaya çalıştık ancak petrol alanında çalışan Amerikalıların odaların çoğunu tuttuğu söylendi.
Şu anda Şam; bölgedeki petrol tesislerini, sınır kapılarını, havalimanını ve Kamışlo ile Kuzey Kürdistan'ın Nusaybin ilçesi arasındaki ticari kapıyı kontrol ediyor. Kapı henüz tamamen açılmadı ancak hazırlıklar sürüyor ve birçok bölge sakini, Türkiye ile yapılacak ticaretin nihayetinde Kamışlo'nun durgun ekonomisine bir nefes aldıracağını umut ediyor.
Görünüşte şehrin büyük bir kısmı eskisi gibi. Kamışlo'daki güvenlik karesinde bulunan Esad güçlerinin yerini, yine Şam'a bağlı küçük bir askeri güç almış durumda ve bu güçler şehir içinde devriye gezmiyor.
Asayiş güçleri hala araçlarıyla sokaklarda ve geçici kontrol noktalarında görülüyor. İsyan ve direniş ruhu da göze çarpıyor. Yirmi sekiz yaşındaki telefon dükkanı sahibi Hogir'e "Şimdi burada kim iktidarda?" diye sorduğumda, "Kürtler" yanıtını verdi ve "Merkezi hükümet güçleri burada misafir." ifadelerini kullandı.
Kamışlo toz, toprak ve iç içe geçmiş kablolarla dolu bir şehir olmaya devam ediyor. Sokaklarda sarkan elektrik kabloları göze çarpıyor. Ulusal elektrik şebekesine güvenilmiyor ve özel jeneratörler sadece sınırlı bir güç sağlıyor. Evlerin çatıları ise gözle görülür şekilde güneş panelleriyle kaplanmış. İnşaat halinde birkaç bina var. Ancak şehrin diğer bölgeleri adeta bir şeyleri bekliyor ve nefesini tutmuş gibi görünüyor.

Gelecek belirsiz
Hayatının büyük bir bölümünü hükümetlerin değişmesini ve hayatın düzelmesini bekleyerek geçiren kırk sekiz yaşındaki üç çocuk babası muhasebeci Menal Muhammed, döviz bürosunda "Şu an güvenlik var ama gelecek belirsiz. Hepimiz sadece ne olacağını bekleyip görüyoruz." diyor.
Döviz kurları ve rakamlarla uğraşmadan önce Kamışlo Havalimanı'nda çalışan Menal, Hafız Esad rejiminin kaotik ve kötü yönetimini çok iyi hatırlıyor. 1998'de kimliğini kaybeden Menal'in yenisini çıkarması üç yıl sürmüş ve istihbarat subayları kimliğini neden kaybettiği konusunda onu defalarca sorgulamış.
Bugün ise istihbarat subaylarından çok ailelerin nasıl geçineceği konusunda endişeli. Bir polisin ayda sadece 100 ila 150 dolar kazandığını belirten Menal, "Burada herkesin ikinci bir işi, tarım arazisi var ya da Avrupa'daki bir akrabası onlara para gönderiyor" diyor. Yaşları 12 ile 20 arasında değişen üç çocuğu özel okula giden Menal, gelecekteki Suriye'nin onlara ne sunacağından emin değil ve "Bu ülkenin henüz bir lideri yok." diye ekliyor.
Menal'in eleştirileri sadece Şam'a yönelik değil. Döviz bürosu için Özerk Yönetim'e yıllık 2 bin 500 ile 3 bin dolar arasında vergi ödediğini ancak karşılığında çok az hizmet aldığını belirtiyor ve "Kürtler son 15 yılda sosyalizme sığınmakla hata yaptı." diyor. Milliyetçi zihniyetin Şam bürokrasisinde derin kökleri varken, Menal, Ahmed Şera'nın Kürt halkının haklarını güvence altına alabileceğinden büyük şüphe duyuyor.

Kürdistan'ın bu parçasının halkı, 15 yıllık savaşın ve merkezi hükümetin yarım asrı aşan ayrımcı politikalarının ardından direnmeyi çoktan öğrendi. 1962'de alınan önlemlerle on binlerce Kürt vatandaşlıktan çıkarıldı, bu da onları toplum içinde adeta görünmez kıldı. Kimlikleri olmadığı için birçoğu çocuklarını okula kaydedemedi veya temel sağlık hizmetlerine erişemedi.
Bu karanlık tarih, merkezi hükümetin otoritesine karşı derin bir güvensizlik ekti; bu durum siyasi bir tepkiden ziyade nesiller boyunca şekillenen ve aktarılan bir hayatta kalma mekanizması halini aldı.
Ahmed Şera bazı olumlu adımlar attı ancak Kürtlerin Şam'a olan güvenini yeniden inşa etmek çok daha fazla zaman alacak. Kamışlo kendi içinde oldukça sakin. Kürt yönetimi laik, kadınların günlük yaşama ve bölgenin yönetimine katılımına büyük önem veriyor. Yolların kötü durumuna rağmen korna sesleri şaşırtıcı derecede az. Kadınlar ve erkekler kafe ve barlarda rahatça sosyalleşebiliyor. Günlük yaşam, elektrik kesilene kadar tamamen normal bir akışta görünüyor.

Elektrik kesintileri ve jeneratörler
Biraz ileride, Süryani mezarlığının yanında, ulusal elektrik kesildiğinde şehrin bir kısmına elektrik sağlamakla meşgul iki adam var. Üç çocuk babası Halid Siğ ve Muhammed Merwan, yaklaşık 250 eve elektrik sağlayan bir mahalle jeneratörünün sahibi. Jeneratörün sesi oldukça yüksek. Ayda yaklaşık 140 dolar maaşla çalışan iki genç jeneratörün bakımını yapıyor.
Halid, abonelere günde 8 saat elektrik sağlayabilmek için ayda yaklaşık 13 bin litre yakıta ihtiyaç duyduklarını söylüyor. Ocak ayındaki savaş sırasında elektrik talebi büyük ölçüde arttı, çünkü on binlerce yerinden edilmiş insan Kamışlo'ya yöneldi ve birçoğu okullara yerleşti. Şimdi bu insanların büyük bir kısmı evlerine geri döndü ancak piyasa henüz canlanmadı.
Muhammed, jeneratörün gürültüsü arasında bağırarak "Ocak ayındaki anlaşmadan bu yana hayatımız daha da kötüleşti." diyor.
Güneş panelleri yavaş yavaş özel jeneratörlerin yerini alıyor. Panelleri peşin alamayan aileler ise borçlanarak alıyor ve ayda yaklaşık 100 dolar taksit ödüyor. Muhammed durumu "Eskiden bin 300 amper sağlıyorduk ama şimdi sadece 300 amper veriyoruz." sözleriyle özetliyor.
Kalan müşteriler arasında bile yoksulluk açıkça görülüyor. Halid, 20 ailenin elektrik faturasını zar zor ödediğini ve çok yoksul olduklarını belirtiyor. Jeneratör odasının bir köşesinde, Demokratik Suriye Güçleri komutanlarından Dijwar Kobani'nin fotoğrafının bulunduğu bir tablo var. Muhammed, "İyi bir arkadaştı" diyerek tabloyu, Rojava'nın güvenliğini sağlamak için verilen bedellerin unutulmaması adına oraya astığını belirtiyor. Dijwar Kobani, Ağustos 2022'de bir Türk insansız hava aracı saldırısında bir başka DSG savaşçısıyla birlikte hayatını kaybetti.
DSG ve Rojava'daki diğer güvenlik güçleri, IŞİD de dahil olmak üzere çeşitli gruplarla 15 yıl süren amansız savaşta 10 binden fazla savaşçısını kaybetti. Şimdi ise bu güçler, aşamalı olarak birkaç tugay halinde daha geniş Suriye güvenlik kurumlarına entegre edildikçe sayılarının azaldığına dair belirgin işaretler görülüyor.

Ölüler unutuldu
Jeneratörün hemen karşısında, Beşar Yakup George günlerini çok daha sessiz bir mekanda geçiriyor. 1978 doğumlu Süryani mezarlığı bekçisi, uzun boylu ve uzun sakallı Beşar, hayatının çoğunu mezarlar arasında sigara içip etrafta dolaşan kuşları ve kümes hayvanlarını izleyerek geçiriyor.
Beşar'ın tavuk ve hindileri mezarlıkta özgürce dolaşıyor. Kendisi, "Yumurtalarını toplamıyorum, her biri bir mezarın yanında yumurtluyor ve onları bulmak çok zor" diyor. Bir trafik kazasında hayatını kaybeden anne, baba ve erkek kardeşi de yine bu mezarlıkta yatıyor.
Mezarlığın kendisi Kamışlo hakkında bambaşka bir hikaye anlatıyor. Şehirdeki Süryani, Keldani, Ermeni ve diğer Hristiyanların nüfusu, yıllarca süren savaş ve göçün ardından giderek azaldı.
Bazı mezarlar bakımsızlıktan neredeyse kaybolmak üzere. Beşar, aileler ondan bir mezarı onarmasını istediğinde ufak tefek paralar kazanıyor. "Ama çoğu insan mezarları onarmak istemiyor. Onlar ölülerini çoktan unuttular" diye sitem ediyor.
Beşar'ın unutmadığı mezarlardan biri de 2022'de IŞİD'in Haseke'deki Xiwêran Hapishanesi'ne düzenlediği büyük saldırı sırasında hayatını kaybeden yakın arkadaşı, DSG üyesi Michael Şelmon'un mezarı.

Beşar, "Michael, Xiwêran'a gitmeden önceki gece onunlaydım. Bana, 'Eğer savaşta ölürsem, beni buraya göm' diye vasiyet etti." sözleriyle o günleri anımsıyor.
Beşar, Hristiyanların Kürt yönetimi altında güvende kaldığına inanıyor ve Komutan Mazlum Abdi'ye büyük bir saygı duyuyor. Ancak Şam'ın otoritesini daha fazla genişletmesi halinde neler yaşanacağından korkuyor ve "İktidara geldiklerinden beri düşünce yapıları hiç değişmedi, hala o katı zihniyetlerine sahipler." diyor.
Bu korku, merkezi hükümet güçlerinin Dürzi ve Alevi bölgelerindeki azınlıklara yönelik gerçekleştirdiği hak ihlalleri nedeniyle daha da derinleşmiş durumda. Suriyeliler Hakikat ve Adalet İçin Derneği bu hafta yayınladığı bir raporda, serbest bırakılan tutukluların ve yakınlarının ifadelerinin, tutukluların dayak, aşağılama ve cinayetlerle karşı karşıya kaldığını gösterdiğini belirterek, Suriye'nin şiddet aygıtlarının yeniden inşa edildiği uyarısında bulundu.
Beşar için, Suriye'nin geleceğine dair siyasi tartışmalar mezar taşlarının gölgesinde çok uzak görünüyor. Ona her gün buraya gelmenin ve ölülerle bu kadar çok zaman geçirmenin nasıl bir his olduğunu sordum: "Ölülerin yanında kendimi yaşayanların yanından daha huzurlu ve güvende hissediyorum" yanıtını verdi.
Kırk üç yaşındaki Fewaz Diyab, günlerini İran yapımı sarı bir taksinin direksiyonu başında geçiriyor. Kliması olmayan araba, Kamışlo'nun 40 dereceyi bulan kavurucu sıcağında adeta bir saunayı andırıyor.
Fewaz arabasını birkaç yıl önce yaklaşık 5 bin dolara satın almış. İran yapımı bu araç, Tahran'ın ekonomik ve siyasi etkisinin Suriye'nin her köşesine nüfuz ettiği eski Esad döneminin kalıntılarından biri. Suriye'ye ihraç edilen bu araçlar, düşük kaliteleri ve kazalardaki yüksek ölüm oranları nedeniyle İran'da ölüm arabası olarak biliniyor.
Ancak Fewaz'ın jeopolitik meselelere ayıracak vakti yok; bakmakla yükümlü olduğu beş çocuğu var. Şehirde ilerlerken, "İnsanların hakları uzun zamandır gasp ediliyor. Yemin ederim bugün evden çıktığımda içeride hiç para yoktu." diyor.
Sözleri, savaşın bitiminden altı ay sonra Kamışlo'daki genel endişeleri yansıtıyor. Güvenlik var, kontrol noktaları eskiye nazaran daha sessiz, Türk insansız hava araçları artık Kürt komutanları hedef almıyor. Şam ile Kürt yönetimi çatışmak yerine artık müzakere masasında buluşuyor. Fevaz, "En iyisini umuyoruz ve Allah'tan bize yardım etmesini diliyoruz." diyerek umudunu korumaya çalışıyor.
Ancak sağlanan barış henüz bölgeye refah getirmiş değil. Gençler her fırsatta yurt dışına gitmeye devam ediyor. Geçtiğimiz günlerde Kürdistan Bölgesi'ndeki Süleymaniye yetkilileri, İran üzerinden Kürdistan Bölgesi'ne belgesiz olarak girmeye çalışan Kobanili ve Halepli bir grup Kürt gencini yakaladı.
Aralarında iş bulabilmek için annesinin altınlarını satarak yol parasını denkleştirdiğini anlatan on yedi yaşındaki Abdo Ahmed de vardı. Süleymaniye polisi tarafından yakalanarak Sêmalka'dan sınır dışı edildi.
Abdo ve diğer gençler Kobani'den Şam'a, ardından uçakla Dubai'ye, Dubai'den İran'a ve daha sonra da Kürdistan Bölgesi'ne geçmişlerdi. Abdo, "Kobani'ye döner dömez başka bir yolculuk için hemen plan yapacağım. Burada hiçbir iş olmadığı için birçok genç buradan ayrılıyor." dedi.
Öte yandan, yıllarca IŞİD'e karşı savaşta on binlerce DSG savaşçısına komuta eden Rojava'daki Kürt siyasetinin önde gelen isimlerinden Mazlum Abdi, Şam ile kalıcı bir ateşkese varma fırsatı konusunda iyimser bir tablo çiziyor.

Kürt gençlerini silahlanıp yıllarca kendi topraklarını savundukları için öven Abdi, artık savaş döneminin sona erdiğine inanıyor. Haseke yakınlarında Rûdaw TV’de Dilbixwin Dara'ya verdiği bir röportajda, "Halkımız için en iyisi neyse onu yapacağım." ifadelerini kullandı.
Mazlum Abdi, Kürt yetkililerin bölgeyi yönettikleri 15 yıl boyunca hatalar yaptıklarını da açıkça kabul etti.
ABD ve Avrupa ülkelerinin bu yılın başlarındaki savaş sırasında Rojava Kürtlerini “ihanet ettiler” görüşünü reddeden Abdi, Washington'un Rojava'daki misyonunun sadece terörle mücadeleye odaklandığı konusunda en başından beri net olduğunu söyledi. Kısa bir süre sessiz kalan komutan, ardından oldukça sakin bir ses tonuyla şunları ekledi: "Daha fazlasını yapmış olmalarını isterdim."
Petrol sektöründe çalışan Amerikalılar, bölgenin yeraltı kaynaklarını çıkarmak için merkezi hükümetle sözleşme imzalamış durumdalar. Kamışlo ve çevresinde kalanların birçoğu ise olayları uzaktan izleyip beklemekten başka çareleri olmadığını hissediyor.
Döviz bürosunda Menal biraz daha iyimser: "Bugünün Suriye'sinde sadece iki tür insan var: fakirler ve zenginler. İkisi arasında neredeyse kimse yok."
Sözlerini noktalarken Menal şunları ekliyor: "Biz Kürtler olarak tarihimizde çok fazla şey gördük. Bu dönem de bir şekilde geçecek." Yorgun adam kısa bir an durakladıktan sonra iç çekerek sözlerini şöyle tamamlıyor: "Umarım geçmişteki hatalarımızdan ders çıkarırız."



