Erbil (Rûdaw) - DEM Parti Eş Genel Başkanı Tuncer Bakırhan, başkent Erbil’de Ortadoğu Araştırma Enstitüsü (MERI) tarafından düzenlenen MERI Forumu 2026’da yaptığı konuşmada, Türkiye’deki barış ve demokratik toplum sürecinin yanı sıra Suriye’de Kürtlerin hakları, İran’daki gelişmeler, Kürtlerin ulusal birliği ve bölgesel barış konularına ilişkin değerlendirmelerde bulundu.
Forumun “Çatışmadan Yeni Bir Siyasi Uzlaşmaya: Türkiye, Kürtler ve Bölgenin Geleceği” başlıklı 12’nci oturumunda konuşan Bakırhan, Kürt meselesinin çözümünün yalnızca Türkiye’de yaşayan Kürtler için değil, Türkiye’nin ekonomisi ve demokrasisi ile bütün bölgenin istikrarı açısından da önemli olduğunu söyledi.
Oturumun moderatörlüğünü MERI Başkanı Dr. Dilawer Alaaldin yaptı.
Bakırhan, Türkiye’deki çatışmaların ülkeye yaklaşık 3 trilyon dolara mal olduğunu belirterek, bu kaynakların ekonomi, altyapı ve toplumsal refah için kullanılabileceğini söyledi.
“3 trilyon dolar para ne demek? Türkiye’nin şu andaki mevcut kalkınmasının 3-5 kat daha fazla kalkınması anlamına geliyor. Türkiye’de emekçiler geçinemiyor. Çalışanlar geçinemiyor. Türk lirası Irak dinarından daha fazla değer kaybediyor” diyen Bakırhan, ekonomik sorunların nedenlerinin bugüne kadar yeterince anlaşılmadığını savundu.
Bakırhan, “3 trilyon doları Kürt ana dilini konuşmasın diye harcayan o akıl, bu parayı Türkiye’nin ekonomisine, refahına, altyapısına harcayabilseydi bugün başka bir Türkiye görmüş olacaktık” ifadelerini kullandı.
“Türkiye yeni bir barış süreci örmeye çalışıyor”
Türkiye’nin yaklaşık bir asırdır kaybettiği zemini yeniden oluşturmaya ve barış sürecini ilerletmeye çalıştığını belirten Bakırhan, mevcut sürecin önemli bir fırsat sunduğunu söyledi.
Bakırhan, sürecin başlamasında Abdullah Öcalan’ın yanı sıra Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli, CHP Genel Başkanı Özgür Özel ve diğer siyasi aktörlerin rolüne işaret ederek, “Sayın Öcalan’ın büyük bir sorumluluk ve risk almasıyla birlikte yeni bir yol, yeni bir kapı aralandı” dedi.
Kırk yıllık bir çatışmayı sona erdirmenin kolay olmadığını vurgulayan Bakırhan, “İki aşiret arasında, iki aile arasındaki bir kavga bile bazen aylarca, yıllarca devam edebiliyor. On binlerce insanın yaşamını yitirdiği, Türkiye’nin 3 trilyon dolarına mal olan, neredeyse Türkiye’nin her karışına acı ve gözyaşı düşüren bir meselede böylesine devrimci bir çıkış, sorumluluk ve risk almak inşallah başarılı bir sonuca erecektir” diye konuştu.
DEM Parti olarak sürecin başarıya ulaşması için çalıştıklarını belirten Bakırhan, Türkiye’deki inkâr ve asimilasyon politikalarının sona ermesinin ülkenin demokrasisine ve ekonomisine katkı sağlayacağını savundu.
Bakırhan’a göre Kürt meselesinin çözümü, Irak’ta istikrara, Kürdistan Bölgesi’nde güvene ve Suriye’de yeni bir yönetim arayışına da olumlu katkı sunabilir. İran’ın da Türkiye’deki sürece benzer bir çözüm sürecine yönelmesi halinde kendi sorunlarını çözme imkânı bulabileceğini söyledi.
İran’daki olası süreç: “Her barış arayışı değerlidir”
Bakırhan, Kürdistan Yurtseverler Birliği (KYB) Başkanı Bafıl Talabani’nin İran’da Kürt meselesinin çözümüne yönelik bir süreç başlatmaya çalıştıklarına ilişkin sözlerine de değindi.
Talabani’nin açıklamasının gerçekleşmesi halinde önemli olacağını belirten Bakırhan, “Eğer bir süreç kavgayı bitirecekse, insanların ölmesini engelleyecekse, o ülkenin kaynaklarını emekliye, emekçiye, ezilene, yoksula yatırım ve iş olarak döndürebiliyorsa başlayan her süreç kıymetlidir ve değerlidir” dedi.
DEM Parti’nin sorunlarını kendi ülkelerinde çözmeye çalışan bütün girişimlerin yanında olduğunu ifade eden Bakırhan, Orta Doğu ülkelerinin yaklaşık bir asır sonra önemli bir fırsatla karşı karşıya bulunduğunu söyledi.
Bakırhan, dış müdahalelerin bölge halklarına zarar verdiğini belirtirken, ülkelerin kendi içindeki tekçi ve dışlayıcı politikalarının da benzer acılara yol açtığını savundu.
İran’a yönelik ABD ve İsrail saldırılarına değinen Bakırhan, bu saldırıların İran’daki halkları can ve mal kaybıyla karşı karşıya bıraktığını söyledi. Ancak İran’daki idamları ve Kürtlerin, Beluçların, Azerilerin ve Türkmenlerin haklarının yok sayılmasını da eleştirdi.
Bakırhan, “ABD’nin füzesi, İsrail’in bombası orada canları kanatıyorsa İran’daki idam sehpaları da canları kanatıyor” ifadelerini kullandı.
Sorunların çözümünün dışarıda değil, ülkelerin kendi içinde aranması gerektiğini belirten Bakırhan, tekçilik, ırkçılık, inkâr ve asimilasyon politikalarından vazgeçilmesi halinde Orta Doğu’daki halkların ve inanç gruplarının özgürlük ve refah içinde yaşayabileceğini söyledi.
“Demokratikse devlet herkesindir”
Kürtlerin haklarının tanınması için mutlaka ayrı bir devlet kurmalarının gerekmediğini söyleyen Bakırhan, demokratik bir devletin dil ve kimlik haklarını tanıması, anayasasında eşit yurttaşlığı güvence altına alması halinde o devletin bütün yurttaşlara ait olacağını ifade etti.
Bakırhan, “Bazen özgür olmak için ille de bir toprak parçasına sahip olmak gerekmiyor. Devlet demokratikse, dilini ve kimliğini tanıyorsa, o devletin anayasasında yaşayan herkes eşit yurttaşsa, o devlet zaten herkesindir” dedi.
Türkiye’de yaklaşık 25 milyon Kürt yaşadığını belirten Bakırhan, İstanbul’da 5,5 milyon Kürt bulunduğunu söyledi. İzmir, Adana ve Mersin’de de önemli bir Kürt nüfusunun yaşadığını ifade eden Bakırhan, DEM Parti’nin yalnızca Kürtlerin değil, Türkiye’deki bütün halkların ve inanç gruplarının haklarını savunduğunu dile getirdi.
Bakırhan, Alevilerin eşit yurttaşlık hakkını, kadınların demokratik haklarını ve Çerkeslerin, Lazların, Azerilerin ve Arapların haklarını savunduklarını belirtti.
Ulus devletin tek başına çözüm olmadığını söyleyen Bakırhan, Suriye’deki eski yönetim ile Saddam Hüseyin ve Muammer Kaddafi dönemlerini örnek göstererek, demokratik olmayan ve baskı uygulayan devlet yapılarının toplumların sorunlarını çözemediğini savundu.
Türkiye’deki sürecin Kürtçenin özgürleşmesini, anadilde eğitim ve öğretim hakkının tanınmasını, yerel demokrasinin güçlenmesini ve halkın seçtiği yerel yöneticilere müdahale edilmemesini sağlaması gerektiğini söyledi.
Bakırhan, “Türkiye’nin her karışı Kürtlerindir” ifadesini kullanarak, hedeflerinin 86 milyon yurttaşın eşit, demokratik ve ekonomik refah içinde yaşayabileceği bir ülke oluşturmak olduğunu belirtti.
DEM Parti’nin geçmişte kapatılan siyasi partilerin devamı niteliğinde olduğunu hatırlatan Bakırhan, “Şu anda benim eş genel başkanı bulunduğum parti, bizim Türkiye’de kurmuş olduğumuz 12’nci partidir. 11 partimizin kapısına kilit vuruldu, kapatıldı. Buna rağmen birlikte yaşamaktan, demokrasiden, demokratik bir anayasadan, eşit yurttaşlıktan ve 86 milyonun mutluluğundan vazgeçmedik” dedi.
Bu yaklaşımın geçici bir siyasi taktik olmadığını vurgulayan Bakırhan, Türkiye’nin Edirne’den Kars’a, Siirt’ten Sinop’a kadar herkesin eşit yurttaş olduğu bir ülkeye dönüşmesi için mücadele ettiklerini söyledi.
“Barış ve demokratik toplum süreci”
Bakırhan, Türkiye’de yürütülen sürecin adının “barış ve demokratik toplum süreci” olduğunu belirterek, önce barışın, ardından demokrasi adımlarının gelmesi gerektiğini söyledi.
“Türkiye’de Kürtlerin bir meselesi olduğu için kavga oldu. Bir kavganın bitirilmeye çalışılmasının adı da barıştır” diyen Bakırhan, Kürtlerin dili ve kimliğinin yok sayılmasının çatışmanın nedenleri arasında bulunduğunu, bu nedenle dil ve kimlik taleplerinin de müzakere masasında ele alınması gerektiğini ifade etti.
Yaklaşık bir asırlık bir sorunun birkaç ay içinde çözülmesinin zor olduğunu söyleyen Bakırhan, sürecin ilerlemesi için sabırlı olunması, toplumsal desteğin güçlendirilmesi ve çözüm karşıtı çevrelerin ikna edilmesi gerektiğini belirtti.
DEM Parti’nin barışı toplumsallaştırmaya çalıştığını söyleyen Bakırhan, bu kapsamda Türkiye’nin farklı kentlerine gittiklerini ve çatışmanın ekonomik maliyetini anlatmaya çalıştıklarını kaydetti.
“Bu para hepimizindir. Bu para savaşa değil, ekonomiye, altyapıya, yatırıma gitseydi bu yoksulluk içerisinde olmayacaktık” diyen Bakırhan, kalıcı bir barışın karşılıklı ikna ve toplumsal destekle mümkün olacağını söyledi.
Bakırhan, barış sürecinde kararlı olduklarını vurgulayarak, “Onurlu bir barış, kalıcı bir barış, karşıdakini ikna etmeyle başlar. Biz ikna etmeye çalışıyoruz” ifadelerini kullandı.
“Çerçeve yasanın uygulanması gerekiyor”
Bakırhan, Türkiye Büyük Millet Meclisi’nde Kürt meselesinin hukuki ve siyasi zeminde tartışılması için bir çerçeve yasanın çıkarılmasını önemli bir gelişme olarak değerlendirdi.
Kürt meselesinin ilk kez bu kapsamda Meclis gündemine taşındığını ve siyasi parti temsilcilerinden oluşan bir heyetin İmralı’da Abdullah Öcalan’la görüştüğünü belirten Bakırhan, yasanın çıkarılmasının tek başına yeterli olmadığını söyledi.
“Çerçeve yasa çıktı, mesele bitti değil. Şimdi çerçeve yasanın pratik zeminde ilerlemesi noktasındayız. Bunun mücadelesini yürütüyoruz” diyen Bakırhan, yasanın uygulanması için daha fazla çaba göstereceklerini belirtti.
Sürecin yavaş ilerlediğini kabul eden Bakırhan, buna rağmen kararlılıklarını koruduklarını söyledi. Türkiye’nin yeniden çatışma ve kriz ortamına dönmemesi için çalışacaklarını ifade eden Bakırhan, “Emin olun o masayı biz terk etmeyeceğiz. Her şeye rağmen o masada sonuna kadar kalmaya devam edeceğiz” dedi.
Bakırhan, iktidara da çağrıda bulunarak geçmişte uygulanan yöntemlerin sonuç vermediğini savundu. Kürtlerin inkâr edilmesinin ve cezaevine konulmasının Kürt meselesini ortadan kaldırmadığını belirten Bakırhan, yeni süreçte samimi, dürüst ve demokratik bir yaklaşım benimsenmesi gerektiğini söyledi.
Türkiye’de on binlerce Kürt tutsağın bulunduğunu belirten Bakırhan, geçmişteki uygulamalar yerine Kürtleri, farklı halkları ve inançları kapsayan bir anlayışla ilerlenmesi gerektiğini ifade etti.
Mesud Barzani ve Neçirvan Barzani’ye teşekkür: Büyük sorumluluk üstlendiler
Bakırhan, Türkiye’de barışın sağlanmasının Irak ve Kürdistan Bölgesi açısından da önemli sonuçlar doğurabileceğini söyledi.
Türkiye ile Irak arasındaki sınırın yaklaşık 40 yıldır askeri hareketlilik ve çatışmalarla gündeme geldiğini belirten Bakırhan, sürecin ilerlemesi halinde sınırın ticaret, kültür ve dayanışmayla anılabileceğini ifade etti.
Türkiye’de barışın sağlanmasının Kürdistan Bölgesi’nin güvenliğini güçlendirebileceğini, Irak Kalkınma Yolu Projesi’ne katkı sunabileceğini ve Türkiye ile bölge arasındaki ticari ilişkileri geliştirebileceğini söyledi.
Bakırhan, sürece katkılarından dolayı KDP Başkanı Mesud Barzani’ye, Kürdistan Bölgesi Başkanı Neçirvan Barzani’ye ve KYB Başkanı Bafıl Talabani’ye teşekkür etti. Kürdistan Bölgesi’ndeki siyasi partilerin de sürecin ilerlemesi için önemli çaba gösterdiğini belirtti.
“Demokratik Kürt Ulusal Birliği’ne ihtiyaç var”
Kürtlerin kendi aralarında demokratik bir birlik oluşturması gerektiğini söyleyen Bakırhan, “Kürtlerin çok önemli bir şeye ihtiyacı var. Demokratik Kürt Ulusal Birliği’ne ihtiyacı var” dedi.
Böyle bir birliğin Türkiye, Irak, İran veya Suriye’ye karşı kurulmuş bir cephe anlamına gelmediğini vurgulayan Bakırhan, amacın Kürtlerin yaşadıkları ülkelerde karşılaştıkları sorunlara ortak bir yaklaşım geliştirmek olduğunu söyledi.
Bakırhan, Kürtlerin bir araya gelmesinin ve sorunlarını demokratik zeminde tartışmasının bölge ülkelerine zarar vermeyeceğini, aksine ekonomik kalkınma ve demokratikleşmeye katkı sağlayabileceğini savundu.
Kürtlerin yaşadıkları ülkelerin eşit yurttaşları olmak istemesine saygı duyduklarını belirten Bakırhan, aynı zamanda Kürtlerin farklı ülkelerde yaşayan kardeşlerinin karşılaştığı sorunlara karşı da duyarlı olması gerektiğini ifade etti.
Suriye’de Kürtlerin hakları anayasal güvenceye alınmalı
Bakırhan, Suriye’de eski rejimin kapsayıcı olmaması nedeniyle çöktüğünü savunarak, yeni yönetimin ülkedeki bütün halkların ve inanç gruplarının haklarını güvence altına alması gerektiğini söyledi.
Suriye’de Kürtlerin yanı sıra Alevilerin, Dürzilerin, Türkmenlerin ve diğer toplulukların demokratik haklarının yasal güvenceye kavuşturulması gerektiğini belirten Bakırhan, anayasal güvencelerin önemine dikkat çekti.
Kürtçenin Suriye’de yalnızca seçmeli ders olarak öğretilmesini eleştiren Bakırhan, Kürtlerin anadillerinde eğitim görme hakkının tanınması gerektiğini söyledi.
“Dilin bir halkı yaşatan en geçerli sebeplerden biri” olduğunu belirten Bakırhan, “Suriye’nin temel asli unsurlarından biri olan Kürtlerin dili seçmeli olmamalı. Kürtlerin dili kısıtlı olmamalı. Kürtler kendi ana dilini, Arapça resmî bir dilse onun yanında kendi ana dilini öğrenebilmelidir” dedi.
Bakırhan, Suriye’de Mazlum Abdi’nin öncülük ettiği süreci desteklediklerini belirterek, Kürtlerin eşit yurttaşlık ve anayasal güvence taleplerinin karşılanması gerektiğini vurguladı.
Rojava’daki Kürtlerin uzun yıllar kimliksiz bırakıldığını ancak mücadele ederek bugünkü noktaya geldiğini söyleyen Bakırhan, Türkiye’deki Kürtlerin de Suriye’deki gelişmeleri yakından takip ettiğini belirtti.
Bakırhan, Suriye’de yeni bir yol arayışının provokasyonlara izin verilmeden ve geçmişteki inkâr politikalarından vazgeçilerek ilerlemesi gerektiğini söyledi. Suriye’nin yıllarca süren çatışmalar ve yıkımın ardından demokratik bir zeminde yeniden inşa edilmesi temennisinde bulundu.
Konuşmasının sonunda Bakırhan, Türkiye, Suriye ve İran’da çözüm arayışlarının demokratik dönüşüme yol açmasını istediklerini belirterek, bölgedeki halkların ve inanç gruplarının eşit, özgür ve güven içinde yaşayabileceği bir düzenin önemini vurguladı.


